Hanedanın Tek Kadın Divân Şairi: Âdile Sultan

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Osmanlı Hanedanı mensupları arasında divan tertip etmiş tek kadın şair, sûfi ve hayırsever kişiliğiyle halkın gönlüne taht kuran Âdile Sultan, 1 Haziran 1826 yılında doğdu. II. Mahmud, “Adlî” olan lakabına telmihen kızına bu ismi vermişti.

Hayatı bir bir sevdiklerinin ölümüne şahit olmakla geçen Âdile Sultan’ın göğsünde hüznün damlaları henüz o çok küçük yaşlardayken birikmeye başlamıştı. Daha dört yaşında annesi Zernigâr Kadın Efendi’yi, on üç yaşında babası II. Mahmud’u kaybetti. Babasını kaybettikten sonra Âdile Sultan’ın eğitimiyle ağabeyi Sultan Abdülmecid ilgilenmeye başladı. İyi bir tahsil gören Âdile Sultan; din, edebiyat, müzik ve hat alanlarında kendini geliştirdi. Aldığı Arapça ve Farsça eğitimi onu şiire yönlendirirken Ebubekir Mümtaz Efendi’den aldığı hat derslerinin sonrasında hattatlık için icazet aldı. Şiirlerini çoğunlukla dini-tasavvufî mahiyette yazmış ve hanedan içinde divan sahibi tek kadın şair olmuştur.

1890 yılında Kanunî Sultan Süleyman’ın şiirlerinden oluşan “Muhibbî Divanı” Âdile Sultan tarafından bastırılmış olup sağlığında kendi divanını yayınlamamıştır.

On dokuz yaşında iken Kaptan-ı Derya Mehmed Ali Paşa ile evliliği uygun görüldü ve 28 Nisan 1845’te nikahları kıyıldı. Çiftin düğün töreninde davetliler Baloncu Komaski’nin uçurduğu balonu seyrettiler. Bu düğün, 19. yüzyılda Osmanlı sarayında yaşanan ilgi çekici hadiselerden biri olarak kayıtlara geçti. Bugün Fındıklı’da Mimar Sinan Üniversitesi’nin bulunduğu yerdeki Neşetabâd Sarayı, evlendikten sonra Âdile Sultan’a tahsis edildi.

Görkemli bir düğünle evlenen bu çiftin mutlu evliliğine yaşanan ciddi kayıplar gölge düşürmüştü. Önce üç çocuğunu ard arda kaybeden Âdile Sultan, 1868’te de eşi Mehmed Ali Efendi’yi kaybetti ve hüznü bir kat daha arttı. Geriye kalan tek kızı Hayriye Sultan, evlendikten kısa bir süre sonra verem hastalığına tutuldu ve o da vefat etti. Âdile Sultan eşini ve kızını kaybedince şu şiiri kaleme aldı:

“Dervişim, kendi başıma yine sultân gezerim
Âlem-i aşkda seyyâh olup her ân gezerim

Pâdişâh saltanât-ı dehr için kayd çeker
Kayd-ı nâmâsu geçip, ben dahî uryân gezerim

Ne safâdan geçerim vaz, ne cefâdan hâzerim
Emr-i teslîm-i rızâ mülkünü seyrân gezerim

Kimsenin hayrı ile şerrine yokdur nazarım
Serseriyim geleli âleme hayrân gezerim

Ne dilimde olur evrâd ne elimde tesbîh
Ne velîyim, ne deliyim yine vîran gezerim

Gâh olur kendimi idrâk ile efgân ederim
Gâh isyânım anıp derd ile nâlân gezerim
Gâh Mecnân gibi dağlar aşarım Âdile ben
Aşka sâzân olup, gamla perîşân gezerim.”

Mana Yolculuğu

Nakşibendî şeyhlerinden Balâ Tekkesi şeyhi Ali Efendi’ye intisab eden Âdile Sultan, gönlünü Hakk’a açmış, tasavvuf erbabına dahil olmuştu. Ömrü boyunca dindarlığı ve yardımseverliği ile tanınmış, etrafındaki insanlardan hep hürmet görmüştü. Fındıklı’daki sarayı âlim ve şeyhlerin sık sık toplanıp sohbet ettikleri, fukaranın daima kapısını çaldığı bir yer olmuştu.

Âdile Sultan mektepleri, fakirlerin evlerini tamir ettirir; kız çocukların eğitimiyle yakından ilgilenir, evlenme vakitleri geldiğinde çeyizlerini dizer ve evlendirirdi.

Âdile Sultan, her yıl Ramazan ayı boyunca Eyüp Sultan Hazretleri’nin sağ tarafında “Kadınlar Mescidi” olarak anılan yerde itikafa girmeyi adet edinmişti. Eşi ve dört çocuğunun da medfun bulunduğu Eyüp Sultan’da hayatının son otuz yılı bu şekilde geçti.

Âdile Sultan böylece geçip giden otuz yılın son Ramazan Bayramı’nda, odasında ibadet halindeyken ruhunu teslim etti ve bir bir ölümüne şahit olduğu sevdiklerine bir bayram günü kavuşmuş oldu.

Âdile Sultan’ın ölünceye kadar terk etmediği adetlerinden biri de Muharrem aylarında kazanlarla aşure pişirtip halka dağıttırmasıydı. Oldukça uzun bir hayat yaşamış, II. Mahmud, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murat, ve Sultan II. Abdülhamid dönemlerine şahit olmuştu.

Yaşadığı acılara rağmen metanetini kaybetmemiş; yoksul insanların sıkıntılarını gidermek, okul çocuklarının eğitimleriyle ilgilenmek için büyük gayret sarf etmişti. Pek çok iyiliğinin yanı sıra on dört vakıf kurarak hayırseverliğin güzel örneklerinden birini verdi.

“Güzel yine de güzel solarken bile.
Çünkü her soluş merhamet uyandırıyor,
Çünkü merhametti ona önceden o rengi veren de.”

İsmet Özel

Kaynakça:

Özdemir Hikmet, Âdile Sultan Divanı, Kültür Bakanlığı yay. Ankara 1996

Naci Elif (1965), Türk Sarayından Müstesna Bir Prenses Âdile Sultan, Hayat Tarih Mecmuası,1965

Uluçay Çağatay (1992), Padişahların Kadınları ve Kızları, TTK, Ankara 1980

Mazak Ferda, Sultan II. Mahmut’un Kızı Âdile Sultan, Çamlıca Kültür ve Yardım Vakfı, İstanbul,2000

Sakaoğlu Necdet, Bir Mülkün Kadın Sultanları, Oğlak Yayıncılık, İstanbul 2011

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir