Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Halid B. Velid Radıyallahu Anh

avatar

Zübeyir Kamil Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 6 dakika)

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ﴿٢٠﴾

İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır. (Tevbe Suresi 20. Ayet-i Kerime)

CİHAD

Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de insanı, yeryüzünde bir halife olarak yarattığını bizlere bildirir. İnsanları ve cinleri de kendisine kulluk için yaratmıştır. İnsanın yeryüzünde bu kulluk imtihanı için seçilmesinin üzerine iblis de insanı bu gayesinden uzaklaştırmak için ona düşmanlık yolunu seçmiştir.

Hayır ve şer iki uçlu bıçak gibidir. Bu sebeple; imtihan dünyasında hak ve batıl, hidayet ve dalalet, iman ve küfür, ihlas ve nifak, tevhid ve şirk, salah ve fesad, şükür ve nankörlük şeklinde daima ikiye ayrılmış manalar vardır. Birinin mükafatı cennet, diğerinin feci akıbeti ise cehennem olan bu gruplar insanlık tarihi boyunca mücadele halinde hep devam etmiştir.

Ehl-i iman ve takva, Hakk’ın yeryüzünde şahidi…
Şeytan ise, Allah Teala’nın, imanın ve güzel ahlakın düşmanı…

Bu mücadelenin bir tarafında; peygamberler, sıddıklar, şehidler ve  salihler…
Diğer tarafta; küfür ve dalalet ehli, kibirli tağutlar…

Adem aleyhisselam ve İblis…

İbrahim aleyhisselam ve Nemrud…

Musa aleyhisselam ve Firavun…

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Cehil…

Ve günümüze kadar devam eden takipçileri…

Bu mücadeleye, Kur’an-ı Kerim, “cihad” adını vermiştir.

Cihad dediğimiz zaman bütün sahabeler insanın aklına hemen hemen gelir ama bir de bunlar arasında öyle bir sahabi vardır ki… Bu yazımızda bu sahabenin kahramanlığını, Efendimiz (sav)’e olan sevgisini ve cihad ruhundan katreleri özümsemeye çalışacağız inşallah.

Efendimiz (sav)’den “Seyfullah” yani Allah’ın kılıcı lakabını alan büyük kahraman ve sahabe-i kiramın ve İslam kumandanlarının büyüklerindendir. İsmi Halid, künyesi Ebü’l-Velid ve Ebu Süleyman’dır. Annesi Lübabe, Ümmül-mü’minin Hz. Meymune validemizin kardeşidir. Daha önce Müslüman olan Velid bin Velid, kardeşidir. Halid bin Velid’in soyu, Mürre bin Ka’b’da Efendimiz (sav)’in soyu ile birleşir. Araplarca tanınan, sevilen büyük bir kumandandır. Hicri 8 (m. 630) senesinde Efendimiz’e biat ederek Müslüman olmuştur. Hicri 21 (m. 642)’de Humus’ta vefat etmiştir. Bedir ve Uhud savaşlarında, düşman birliklerinden birinin kumandanıydı. Hudeybiye’de de düşman tarafında bulundu. Halid’in kardeşi Velid, Bedir Gazvesi’nde esir düşmüştü. Fidye karşılığında serbest bırakılıp Mekke’ye dönünce imana geldi ve tekrar Medine’ye döndü. Oradan, Halid bin Velid’in Müslüman olması için teşvik edici mektuplar gönderdi. Efendimiz, umre yapmak için Mekke’ye gidince, Halid saklanarak Efendimiz (sav)’e görünmedi. Kardeşi de Efendimiz’in yanında bulunuyordu. Fahri Kâinat Efendimiz, Velid’e: Halid nerelerde? Onun gibi birinin İslamiyet’i tanımaması, bilmemesi olamaz. Keşke o, bütün gayret ve kahramanlıklarını Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi ne kadar hayırlı olurdu. Kendisini, sever, üstün tutardık.” buyurdu.

Efendimiz’in bu sözlerini haber alan, Halid’in, İslam’a meyli arttı. Efendimiz’in yanına gitmek için hazırlandı. Osman bin Talha ve Amr bin As ile Medine’ye vardılar. Elbisesinin en güzelini giyip Rasûlullah Efendimiz ile görüşmeye hazırlandı. O sırada kardeşi Velid geldi ve onların geldiklerinin Peygamberimize haber verilmiş olduğunu ve çok sevindiğini, onları beklediğini söyledi. Acele ile Peygamberimiz’in huzuruna vardı. Selâm verdikten sonra Müslüman oldu.

Günahlarının affı için Allah Teala’ya dua etmesini istedi. Hz. Peygamber dua etti ve: “İslamiyet, kendisinden önce işlenmiş olan günahları kesip atar.” buyurdu. Halid bin Velid (ra), Müslüman olduktan sonra ilk olarak Mute Gazvesi’ne katıldı. Mute’de, Efendimiz (sav) önce Zeyd bin Harise’yi, o şehid olursa Cafer bin Ebi Talib’i, o da şehid olursa Abdullah bin Revaha’yı, o da şehid olursa aralarında münasib gördükleri birini seçip ona tabi olmalarını buyurdu. Şiddetli çarpışmalarda Zeyd, Cafer ve Abdullah bin Revaha (r.anhüm) şehid oldular. Sancak Sabit bin Akrem’e verildi. O, sancağı bir yere dikip, mücahidleri yanına çağırdı. Herkes toplanınca “Aranızdan birini kendinize kumandan olarak seçiniz ve ona tabi olunuz.” dedi ve Halid bin Velid’e dönerek: “Ya Halid! Senin savaş tecrüben, askeri bilgin, askeri heyecanlandırarak harekete geçirmen benden fazladır. Sancağı acele al. Savaş devam ederken bu işlerle oyalanmamız bizim aleyhimize oluyor” dedi. Halid bin Velid sancağı aldı. Ertesi sabah olunca, müthiş askerî dehası ile İslam askerinin, düzenini değiştirdi. Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arka tarafa ve arka taraftakileri ön tarafa aldı. Rum askerleri, daha önce tanımış oldukları kişilerle karşılaşmayınca hepsi birden şaşırdılar ve Müslümanlara yardımcı kuvvetler geldiğini düşünerek korkuya kapıldılar. Halid bin Velid’in kumandasındaki mücahidler, Rum askerlerinin morallerinin bozulmasından istifade edip, hücuma geçtiler. Üç bin kişilik İslam askeri Heraklius’un yüz bin kişilik ordusunu bozguna uğrattı. Başkumandan Halid bin Velid’in elinde, o gün dokuz kılıç parçalandı. Rum askerinin çoğu kılıçtan geçirildi. Efendimiz, Halid bin Velid’in bu, fevkalade başarısını haber aldığı zaman onu “Seyfullah” yani Allah’ın kılıcı lakabı ile şereflendirdi.

O, bundan sonra Mekke’nin Fethi’nde, ordunun sağ kanadının kumandanı idi. Hissedilir bir mukavemetle karşılaşmadan, ilk önce Halid bin Velid’in kumandanı olduğu birlik, daha sonra Zübeyr bin Avvam, Muhacir süvarilerle Mekke’ye girdi. Nihayet, Efendimiz, hicretin sekizinci yılı Ramazan-ı şerif ayı, on üçüncü Cuma günü Mekke’nin Fethi’nden sonra, Halid bin Velid ve otuz süvariyi Uzza putunu yok etmek için gönderdi. Halid b. Velid, Uzza’yı ve müşriklerce en büyük put sayılan Gatafan kabilesinin taptıkları bir putu yok etti. Hz. Halid, Beni Cezime kabilesini İslam’a davet için gönderildi. Sonra Evtas, Sakif ve Hevazin kabilelerinin birleşimiyle Müslümanlara karşı, binlerce kişilik bir ordu meydana geldi. Bu gazada süvari birliğinin kumandanı olarak en önde çarpışan Halid bin Velid, çok büyük kahramanlık gösterdi ve yaralandı. Fahri Kâinat Efendimiz’in duası ve Allah’ın izniyle yara iyileşti. Sonra Halid bin Velid, Hz. Rasûlullah’ın emri ile Taif kalesini muhasara etti. Ama Efendimiz, kalenin fethi için şimdilik izin verilmediğini buyurunca, İslam askeri geri döndü.

Hicretin 9. senesinde, Bizanslıların Müslümanlara karşı, Şam civarında 30.000 kişilik bir ordu hazırladıkları haberi alındı. Derhal hazırlanıp çıkan İslam ordusu, Tebük’te 20 gün kadar bekledi. Civarda yaşayan Hristiyan Arapları, Efendimiz’in bildirmesi ve duası ile itaât altına aldı. Efendimiz (sav), Halid bin Velid’i Beni Huzeyme’yi İslam’a davet için gönderdi. Hicretin onuncu senesinde, Halid bin Velid’i Haris bin Ka’boğullarına gönderdi. Efendimiz, ilk üç gün kılıç kullanılmamasını tenbih etmiş idi. Bunun için Halid bin Velid, tatlılıkla işi halletti ve onlar İslam’ı kabul ettiler. Halid bin Velid (ra), Haris bin Ka’boğullarının İslam’a gelmesini, Efendimiz’e bir mektup ile bildirdi.

Efendimiz (sav), Hazreti Ali’yi, bir müfreze ile Yemen’e arkasından O’na yardım etmeleri için, Halid bin Velid’i de bir müfreze ile gönderdi. Yemen halkı biraz karşı koydu ise de az bir çarpışmadan sonra, İslam’ı kabul ettiler. Halid bin Velid, Efendimiz (sav)’in vefatından sonra Hazreti Ebu Bekir (ra) devrinde, ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasında bulunan bazı kimseler üzerine yürüyerek Tuleyha ve avanesini öldürdü, Ayniye bin Husayn’i yakalayıp Medine’ye getirdi. Yemame’de Müseylemetü’l-Kezzab’ın ordusunu dağıttı. Bu muharebede Müseyleme’nin ordusundan 20 bin kişiyi öldürdü. Müseyleme de Hz. Vahşi tarafından öldürüldü, İslam ordusundan 2000 asker şehid oldu. Hz. Halid, mürted olanlarla ve zekat vermek istemeyenlerle uğraştı. İslam’ın yayılması için, Irak tarafında Muzar muharebesinde 30.000 İran askeriyle çarpıştı. Çoğunu nehre döktü, İranlı kumandan Hürmüz’le müthiş çarpışmalar oldu. Halid bin Velid, Kesker’de İran’ın büyük bir ordusunu ani gece baskınıyla hezimete uğrattı. İran kumandanı, kederinden öldü. Hz. Halid, buralarda yapılan başka çarpışmalarda gösterdiği kahramanlıklarla askerini coşturdu. Bazı savaşlarda galip geldi, bazı kuşatmalarda da İranlılar’a Allah’ın izni ile bazı fevkalâdelikler göstererek cizye vermeye mecbur bıraktı. O’nun üstün gayretleri neticesi ile El-Cezire (Irak) mıntıkasına hâkim olundu. Hz. Halid, yavaş yavaş Fırat tarafına ilerledi. Buradaki çetin muharebelerden sonra Irak, Müslümanların hakimiyetine girdi. Hazreti Ebu Bekir, Halid bin Velid’e, Şam tarafına hareket etmesini emretti. Birçok yerleri ele geçirerek Busra’ya ulaştı. Busralılarla, cizye ve haraç vermek şartıyla sulh yapıldı. İslam ordusu Ecnadeyn’de de galip geldikten sonra Şam civarına geldi. Üç ay, üç taraftan muhasara edilmesine rağmen alınamadı. Nihayet bir gece Halid (ra) askeri dehasıyla halkın zaafından istifade edip, ordusuna hücum emri verdi ve ordu şehre girdi. Rum ordusu perişan edildi. Rumlar, üst üste kayıplardan sonra 240 bin kişilik Haçlı Rum askeri Yermük’te toplandı.

Halid, 46 bin kişilik ordusunu, başlarında birer komutan olmak üzere binerli bölüklere ayırdı. Askerin maneviyatını kuvvetlendiren nutuklar irad ettikten sonra düşmana hücum emri verdi. Rum kumandan Yorgi, Halid bin Velid’e gelip Müslüman oldu. Kâfirlere karşı çarpıştı ve şehid oldu. Allah’ın kılıcı Hz. Halid, bütün gücüyle Haçlı ordusunun merkezine yüklendi. Kuvvetleri dağılınca Rum ordusu kaçmaya başladı. 100 binden fazla Haçlı öldürüldü, 3000 Müslüman şehid oldu. İran, Irak, Şam, Suriye, Filistin Halid bin Velid’in fevkalade güzel idaresi ile fethedildi. Hz. Ebu Bekir tarafından, Suriye bölgesi valisi olarak tayin edildi. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Medine’ye çağrıldı ve Hz. Ömer’den çok ihsan ve ikram gördü. Kısa bir süre sonra Harran tarafına vali tayin edildi, bir sene Harran’da kaldıktan sonra Humus’a gitti ve 21 (m. 642) yılında hastalandı.

Vefat edeceği sırada yanındakilerden kılıcını istedi. Kabzasını tutarak şefkatle okşadı. “Nice kılıçlar elimde parçalandı, işte bu benim ölümümü görecek olan son kılıcımdır. Beni en çok üzen, hayatı hep savaş meydanlarında geçip, yatak yüzü görmemiş olan bu Halid’in yatakta ölmesidir. Rasulullah (sav)’ın hiçbir ashabı, rahat yatağında ölmedi. Ya savaş meydanlarında ya da uzak beldelerde Din-i İslam’ı yayarken garib olarak şehid oldu. Ah Halid!… Şehid olamayan Halid! Harb, benim etimi çiğneyemedi. Şehidlik mertebesi hariç elde etmediğim makam kalmadı. Vücudumda bir karış yer yoktur ki; ya kılıç yarası, ya bir ok yarası veya bir mızrak yarası olmasın! Ömrü, Din-i İslam’ı yaymak için savaşlarda at koşturan kimsenin sonu, böyle yatak üzerinde mi olacak? Ölümü, harb meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken şehid olarak beklerdim.” dedi. Yermük savaşından bahsederek yakınlarına cihada sarılmalarını emretti. “(…) Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim” dedi. Sonra: “Vasıyyetimi bildiriyorum, ayağa kaldırın!” dedi, ayağa kaldırdılar. “Beni bırakınız, şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım artık beni taşısın” diyerek kılıcına dayandı. “Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım, öldüğüm zaman atımı muharebede tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır” dedi, yatağına düşüp kelime-i şehadet getirerek vefat etti.

Halid bin Velid, tüm ashab gibi, ömrünü İslam’ın yayılması için harcadı. Efendimiz’e olan hürmeti, muhabbeti ve bağlılığı son derece idi. Efendimiz, Veda Haccı’nda mübarek saçlarını tıraş ettiriyordu. Ashab-ı kiram etrafında toplanmış saçları yere düşürmemek için havada yakalıyorlardı.

Mübarek alınlarındaki saçlarına sıra gelince Hz. Halid: “Anam, babam, canım sana feda olsun Ya Rasulallah! Ne olur, mübarek alnınızdaki saçları bana verir misiniz?” diyerek o kadar yalvardı ki, Efendimiz (sav) onu kırmadı. Hz. Halid, Peygamberimizin mübarek saçlarını öptü kokladı, yüzüne gözüne sürdü ve sarığının içine yerleştirdi. Bütün savaşlarda muzaffer olmasının sebebi olarak sarığının içindeki Hz. Peygamber’in saçlarını gösterirdi. Yanında, Efendimiz’in isminin, salat-ü selam ilave edilmeden yalnız olarak söylenmesine müsaade etmezdi. Cesaret ve şecaatini, askerlikteki tecrübelerini İslam’ın her tarafa yayılması için harcamış, Efendimiz tarafından “Allah’ın iyi kullarından biridir” cümleleriyle methedilmişti. Muhacir ve Abdurrahman isimli kendisi gibi şecaat ve cesaret sahibi iki oğlu vardı.


Faydalanılan Kaynaklar;

1) el-A’lam, C: 2, S: 300

2) el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe C: 1, S: 413

3) el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe C: 1, S: 413

4) Tarihu’l-Hamis C: 2, S: 247, 144

5) Üsudü’l-Ğabe C: 2, S: 109

6) Tabakat-ı İbn-i Sa’d C: 4, S: 262, C: 7, S: 394

7) Tarih-i Taberi C: 3, S: 103, 156

8) Mevahib-i Ledünniye C: 1, S: 197

9) Ensabu’l-Eşraf C: 1, S: 356

10) İbn-i Hişam C: 4, S: 239

11) El-Kamil fi’t-Tarih C: 2, S: 303

12) İnsanü’l-Uyun C: 2, S: 788

13) Sahih-i Buhari C: 5, S: 87

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.