Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Güz Devrimi

avatar

Arslan Karadayı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Güzü takip ettim. İnsana götürdü. Herkese yetecek sonbahar vardı zira. Herkese yetecek güneş ve gölge ve yapraklar ve yapraklar ve sarı… Devrimini izledim. Şiirler, şairler dinledim. Yaprakların boyası ruhumu eritip de bir nehir kıyısı tablosu etmedi belki fakat dar bir sokağın en ıssız taşındaki karıncaya örtü olmaya yetti.

Bir ezgi takıldı kulağıma sonra, Sakarya ovasında sis avladım. Yeşilin tonları üzerine mavi bir tül gibi düşmüştü ışık ve sarı idi tonları tablonun, meşk eden zarafet ile sanat-ı aşıkîn. Allah’ım ne türküler ne sesler ünledim. Şu iklimde, kim bilir kaç çılgın fikir çilesine şahit duvarlar titrerken telaştan, kalemine sımsıkı sarılmış yiğitler işittim. Eline aldı mı kalemi, dağları deviren ovalar çöller geçen, Nil’le sevdalı yürekler çınladı semalarda.

Hicaz demiryolunda bir tren vagonlarında konteynerlarla aşkı taşırken, rayların sesini yeşilden dinledim. Medine istasyonuna ulaşıp ağlamayı düşledim. Kanadımda serçe düşleri taşırken belki, aniden dümeni Ankara Tacettin körfezine kırdım. Kırdım. Allah’ım ne sandallar ne gemiler süzdüm. Ne Ankara’da deniz olmadığını bilecek kadar alimdim ne de körfeze demirleyecek kadar deli. Kıt aklımla Sakarya nehrine ninniler söyledim. İşbiliye (Sevilla) duvarlarına söylenmişti bir nihâl, ah bu tarih şiire ne zaman başlasa: Bir Hilâl hep hilâl! Bir ses çınladı semada o lahza: “Azdan az gider, çoktan çok!” dedi bir yürek, işittim. Ve ta ki Mostar Köprüsü de uzanırken şeb-i yelda’ya, dilimde bir satır, asırlardan bu an’a yetişen nefes nefese Hazar’da ve Endülüs’te ve Kudüs’te…

Bir satır düştü dilimde arz-ı hâl: “Kitâbü’l-Fasl fî’l-Milel ve’l-Ehvâi ve’n-Nihâl” (İbn Hazm).

Bir manifesto gibi, bir hatip, bir sultan-ul vaizin misal şurada duruyor sonbahar. Yaprakları dökerek, zarifçe çekilerek ve günleri de istirahate çekerek… Yolumu düşlere, gemimi çöllere, devemi okyanuslara sürüyorum. Bir Akdeniz çanağı süslerken ruhumu, yılmadan ve bıkmadan ve dahi hiç usanmadan artan bir iştahla ben bozkır kahvesi demliyorum. “Herkese yetecek bir sonbahar var” diyor ve kamunun ahvali düşüne yeniden ve yeniden söylüyorum.

Biterken şu yazıcık ithafında fakir bozkır hanemizin, Nuri Pakdil üstadın emaneti Rahman’a teslim edip gidişini yine üstadın dizeleriyle selamlıyorum:

“Güz suları bizim şehrin önünden akar Kış savunması Bizim şehir üs öbür şehirlere Dakka şimdi bir doğu kamerası Ölümü çeken.
Geleceği parmakların bir bir gösterdi Yeşil bir harmani dizlerinde Çek denizi aradan And anıtları koy
Eski çağ taşlarının üstüne Yeni çağ silahları üstüne” (Anneler ve Kudüsler)

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.