Günü Boğan Çığlık

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Baştan kabul edilmiş bir yenilginin izlerini taşıyordu yüzünde. Ne olursa olsun diye çıktığı yolun sonu hayli yormuştu zihnini. Elinde bir kaç hatıra, fotoğraflarda zoraki gülen yüzler, faydasız tiryakilikler hepsi bu kadar. Yolun sonunda, yanına kalanlar bunlardan ibaretti… Oturduğu yerden usulca kalktı, kendine bile fısıldar gibi “kabul et bu oyunda en zayıf halka sensin” dedi. Acımasızca canını acıtırdı. Bu konuda maharetli bir ustaydı. Çoğu zaman kendi kendini yerle bir ederdi. Pozitif sular diye bir hikayeye asla inanmıyordu. “Kendi gerçeğini görmüyorsan, gerçek hikayeyi hiçbir zaman göremezsin” derdi. Mutfak masasında duran sigara paketinden bir tane aldı. Balkona çıkıp sigarayı acemice yaktı. Dudağının kenarına iriti bir tebessüm ilişti. “Şu mereti bile yakamıyorsun, sen bu dünyayla nasıl baş edeceksin” diye geçirdi içinden. Kendine acıdı… Yedinci katta oturuyordu, yükseklik korkusu vardı üstelik. Bir tanıdığının eviydi burası, haline acımış “burda kalabilirsin” demişti. Oturduğu eve bile sahip değildi. Balkon demirine yaslanıp, gökyüzüne ve yeryüzüne baktı. Tam ortasındaydı dünyanın, aşağı bıraksa kendini belirsiz bir son. Göklere kanat çırpsa kol, kanat kırık… Bunu düşünürken boğulur gibi oldu. Boğazında işlediği günahların tırnak izleri. Yutkundukça leş yiyen akbabalar gibi hissetti kendini. Midesini bulandırdı bu düşünce. Böyle zamanlarda kusamazdı üstelik. Elini boğazına kadar sokup midesi sökülene kadar kendini zorlardı. Lavaboya gitti ve öyle yaptı. Gözleri kızarana kadar çıkardı ne varsa midesinden. Aynada kendine baktı. Boynunda tırnak izleri hala duruyordu. “Bu böyle olmayacak” dedi aynada gördüğü tırnak izlerine…

Salonda ısrarla telefonu çalıyordu. Duymak istemediği sesler arasında telefon sesi de vardı. Aldı eline, bir kaç defa baktı. Üzerine yük olan bir yol arkadaşı gibiydi. “Senden de kurtulmalıyım” dedi. Telefonu eline alıp, balkona çıktı tekrar. Yedinci katın balkonundan aşağı bıraktı. Yere düşen telefonun enkazını görmek istedi. Belli belirsiz bir görüntü, bir birinden ayrılmış bir kaç parça… Sonunu biliyordu ve bilmek sadece belirsizliğin cevabıydı. Mevcut gidişatı değiştirmiyordu. Acı aynı acı, korku aynı korkuydu. Vestiyerde duran hırkasını aldı. Anahtarı askıda bıraktı. Kapıyı çekti. Asansörle göz göze geldiler. “Yürümek istiyorum beni darlama” der gibi bir bakış attı asansöre. Sokağa çıkınca telefonun enkazına takıldı gözü. Parçaları ayrı ayrı duruyordu. “Bana öyle bakmayın size iyilik ettim. İnsanlar çok gürültülü, kafanızı dinleyin” dedi. Onu uzaktan izleyen apartman görevlisi, yanına yaklaşıp “İyimisiniz” dedi. Dudağında yine o iriti tebessümle “boğuluyorum” dedi ve yürüdü. Hızla uzaklaştı… Üç gün sonra gazetelerin, üçüncü sayfasında “Otuz beş yaşında, kimliği belirsiz bir kadın cesedi bulundu sahile vurmuş bir şekilde” apartman görevlisinin aklına bile gelmedi bu haberi okurken, “boğuluyorum” demişti…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir