Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Gözün Göremediği

avatar

Gülay Süda

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Hoşça bak zatına kim zübte-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan ademsin sen”

Şeyh Galip

Süssüz, yalın , maskesiz halini görmeyeli ne kadar oldu aynada? Ya da en son ne zaman başkalarının gözüyle değil, gönül gözüyle baktın suretine? Gönül gözü diye bir organımız vardı biyoloji kitaplarında geçmeyen, bilimsel olarak varlığı ispatlanmamış fakat eşyanın hakikatine ancak onunla ulaşabildiğimiz bir görme yetisi.Kimine göre çakra, kimine göre üçüncü göz de denilen, dervişlerin beden gözünü devre dışı bırakan, beden gözü görmeyene ruşen-dil olan organımız. Aslında çocukken çokça kullandığımız bir organımızdı.

Birinin bizi gerçekten sevip sevmediğini bize zarar verip veremeyeceğini samimi olup olmadığını hep bu gözümüzle görürdük. Yalnız görmezdi gönül gözü konuşurdu da. Kötü bir şey yaptığımızda işlediğimizin kötü olduğunu, yanlış yoldan bir an önce dönmemiz gerektiğini anlatırdı. Sonra birine kırıldığımızda affetmenin büyüklük olduğunu affetmeden yaşadığımız her günün gönle yük olduğunu hatırlatırdı.

Başrolünü bizzat kendimizin oynadığı bir filmi izliyormuşuz gibi seyrettirirdi bize hayallerimizi. Bunun için hayallerimizin gerçek olacağına henüz onları dillendirmeden canı gönülden inanırdık. Kimseyi inandırma gibi bir derdimiz de yoktu o zamanlar, kahramanının kendisi olduğunu bildiğimiz bir oyunun içinde öylesine gerçekçi oynardık ki günü gelir de ya hayallerimiz gerçekleşmezse diye olumsuz bir düşünce aklımızdan bile geçmezdi. Kendi  içimizde bir cenneti yaşardık, uyanıkken düş görme fırsatını verirdi bize gönül gözümüz. Sonra ne oldu? Büyümek denen amansız bir hastalık yakaladı arkamızdan. Saklambaç oyununda hiç de tahmin etmediğimiz bir anda sobelenivermiştik sanki. Hazırlıksız sahneye çıkarılan oyuncular gibi kekeleyiverdik doğrularımızı.

Bir sürü bilimsellikten bahsettiler gittiğimiz okullarda, her şey bir neden sonuca bağlıydı anlattıklarına göre, çalışırsan başarılı olurdun, yeterince sert olmaktı kazanmanın kuralı. Oyunu kurallarına göre oynamayanlar oyun dışı ediliyorlardı hayattan. Bu kadar ciddi şey arasında, sadece görünen önemliydi, göz önünde olan fark ediliyordu, beden gözü dururken üçüncü bir göz kimsenin umurunda olmuyordu.

Herkes bir hummaya tutulmuşçasına karşısındakinin görüneniyle ilgileniyor, kimse kimsenin ne hissettiğiyle ilgili çıkarımda bulunmuyordu. Çünkü oyunun kuralları arasında yoktu bunlar.

Acemice yaşamanın diğer adı olmuştu büyümek. Karanlıkta el yordamıyla tutunmaya çalışıyorduk hayata. Arada bir – sürüden ayrıldığımızda mesela- tekrar konuşur gibi oluyordu gönül gözümüz fakat geçen zaman içerisinde hangi dilde konuştuğunu anlayamaz olmuştuk. O yine konuşuyordu oysa: Ayağımız taşa takılıyordu meselâ, meselâ işlerimiz yolunda gitmiyordu, yaşlılarımızın dualarından mahrum kalıyorduk iş dünyası denilen gökdelenler ordusu arasında. Çocuklarımıza sözümüzü dinletemiyorduk, gönül gözümüzden çıkmadığı için sözümüz tesir etmiyordu kimselere. Başımıza gelenlerin mealini yapamadığımız için duvarları yabancı dillerde yazılan bol sertifikalı odalara anlatıyorduk derdimizi.

Para kazanıyorduk nasıl olsa elbette durumumuzu çözmeye de yeterdi paramız. Satın alamadığı yoktu zalimin. Her kapıyı  açıyordu namussuz. Oyunun kurallarından biri de buydu. Ne de olsa oyunu kurallarına göre oynayacaktın bu hayatta. Yoksa bir değirmen taşının buğday tanesini öğüttüğü gibi öğütürdü dişleri arasında seni de. Oysa maksat değirmen taşının arasında öğütülüp kalabalığa karışmak değil ne yapıp edip koparıldığımız toprağa yeniden gömülüp meyve vermekti.

Hayattaki nihai hedefi yaratılanı,yazılanı okumak olan, okuduklarını kendine saklayaman bir paylaşımcı. İnsanı ve yaratılanı yaratandan ötürü seven bir hümanist. Sizin en hayırlınız öğrenen ve öğretendir müjdesine nail olmaya çalışan bir eğitimci. Sanatın insanı yansıtan bir ayna olduğuna inandığı için her dalıyla az çok ilgilenmeye çalışan bir sanatsever. Daha yaşanılır bir dünya için gözüyle değil yüreğiyle bakmaya çalışan bir hayalperest.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.