Gönül Lügatimde İstanbul

Su ve zamanın beraber gezindiği sokaklarında dolaşmaktan mutlulukların en yücesini duymaktayım. Bugün kendimi Fatih’in fedaisi saymakta, bugün kendimi şehzadelerin yerine koymaktayım. Artık özümseme zamanıdır bu şehri. Başka bir zamanın, boyutun ve tarihin insanları olarak. Binlerce yıllık yaşanmışlığın büyülü diyarında, her adımımda ona âşık olarak. Tarihi, sokaklarında saklamış, nazlı bir geline benzeyen İstanbul’da tarihle yüzleşme zamanıdır. Hiç kuşkusuz bu şehrin yarını, bizlerin geçmişin ne kadarını keşfedebildiğimize, ne kadarını idrak edebildiğimize bağlıdır.

Adını tarihten, tadını coğrafyasından, umudunu insanlarından alan tarih kültür ve sevda kenti İstanbul zora ve çileye talip olanların şehridir. Evliyalar secdegâhıdır. Erenlerin yatağı, Eyüp Sultan Hazretlerinin sevda otağıdır. Server sığınağıdır. Tek olan kenttir. Gönül gözümde yek olan kenttir. İstanbul'un sevdalıları Mihrimah Sultan'da namaz kılarken, Hüdayi Hazretlerine uğramış bakir kalpler boğulmaz karanlık denizlerde. Yusuf yüzlüdür İstanbul. Leyla olur sevmesini bilene. Gören âşık olur cemaline ve kaybolan onca güzelliğine rağmen bir kez gören bir daha çıkaramaz hatırından. Bir ışık denizidir o. Ve şehrin güzelliğine tanık olanlara bu ışığın etrafında pervane olmak düşer. İnsan görmeye görsün o ışık denizini. Hiç yabancılık çekmez şehre adımlarını atınca. Çünkü o bir yabancı gibi karşılamaz bizi. Öyle içten öyle samimi bir şekilde karşılar ki sizi sanki ezelden aşinasınızdır bu şehrin diline cemaline. İstanbul ile aynı dili konuşana ne mutlu. Bir sabah rüzgârı gibi serinletir ferahlatır ruhumuzu Sultanahmet. Küçük bir zaman dilimine sığamayacak kadar büyüktür İstanbul. Zira yalancı dünyanın cennetidir karşınıza çıkan. Bu şehrin sokaklarında bütün yapılar, en güzel sunumu yapmak adına adeta birbiri ile yarışır.

Bu yüzden güzel kalmanın sırrını iyi bilir İstanbul. Her mevsim alımlıdır. Her mevsimde güzeldir. Eski rengini kokusunu, tadını hiç kaybetmemiş şehirlerden birisidir bu şehir. Bize kendisini miras bırakan medeniyetle bizi yeniden yüzleştirecek birikimi ve gücü bünyesinde muhafaza etmektedir. Şehrin her köşesine her bucağına serpiştirilen tarihi camiler ve çeşmeler, kiliseler, köprüler, hanlar ve hamamlar birer kültür ve tarih abidesi olarak günümüze kadar ayakta durmayı başarmışlardır. Tarihin en canlı şahitlerinden olan camiler mutlaka gidip görülmesi gereken ve ilahi huzurun yaşandığı yerlerdendir. Şehrin arka sokaklarında birçok tarihi çeşme olanca heybetiyle ayakta durmaktadır. Her biri tarihi değeri ile gönülden gönüle akmaktadır. Lülelerinden su değil adeta tarih çıkmaktadır. Geçmişten günümüze yaşam kaynağı sunan, şehre anıtsallık ve hareket kazandıran tarihiçeşmeler suskunlukları ile zaman törpüsüne ayak diremektedirler. Asalet sahibidir İstanbul. Tarihi kültürel dokusundan ödün vermemiştir, adeta değerler yumağı olagelmiştir. Sanki naftalin kokulu kanaviçe gibidir ceviz oyması sandıklarda saklanan. İçerisinde emek vardır, sevgi vardır, yaşanmışlıklar vardır. Efsaneler bu şehirlerde hayat bulmuş, milli ve manevi duygular bu şehirlerde daha bir şahlanmıştır. Tarih boyu insanlığa yön vermiş, ışık ve sevda olmuş bilge şahsiyetler bu şehirde doğmuştur. Zaman bu bilge şahsiyetleri maziden atiye asalet ve gönül bayrağı olarak insanlığın varlık burcuna sarsılmaz ve yıkılmaz bir gönder kabulüyle yollamıştır. Sokaklarını adım adım gezdiğimizde şehrin her karış toprağının tütsülendiğine ve her bir köşesinde mânevi erlerden bir erin yattığına şahit oluruz. Bu kutlu coğrafyanın toprakları, tarih boyunca şehit kanlarıyla sulanırken evliya bedenleriyle de adeta mayalanmıştır. Dün olduğu gibi bugün de vefalı ve samimi insanların yurdu İstanbul. Dünüyle bugünüyle yarınıyla özgün, özgün olduğu kadar da özel bir şehir.

Dünyada birçok şehre nasip olmayan tarihsel bir mirası ve bu mirasa sahip insanları barındırıyor bağrında. Onurlu ve erdemli bir medeniyetin şahidi. Her sokak her cami her yüz bu medeniyeti anlatır kendi kavlince ve halinde. Hala aynı derdi taşır bu şehir sinesinde yüzyıllardır.

Bu şehirde yaşadığım sürece ne hayretim azalacak ne de muhabbetim. Mazisi ile iftihar ettiğimiz haliyle hemhâl olduğumuz, istikbaliyle ümitlendiğimiz bu şehir iki kıtanın tam da buluşma yerinde birçok farklılıklarıyla sıyırır kendini diğerlerinden. Öyle bir duruşu vardır ki eşsiz coğrafyasında, burada yaşamayı seçenlere sanki sessiz bir çığlık atar gerektiğinde. Bu toprakta gördüğünüz, kokladığınız, dokunduğunuz her şeye önem vermeli, hissetmelisiniz. Burada her din, ırk ve mezhep hatta her canlı barış içinde yaşarken iki kıtanın birbirine sarılması misali yaşatır İstanbul’u. Şehrin çekirdeğini oluşturan Suriçi’nde iki bin beş yüz yılın geçmişi yatmaktadır. İstanbul burada yaşarken, İstanbul burada can çekişir. Haliç'in kıyılarında Fener, Balat, Ayvansaray'ın sokaklarında bulunan yapılar dönemlerinin mimari ve sanatsal her türlü özelliğini bizlere sunmayı şiar edinir kendisine. Tarihin yıllanmış görgü şahidi olan bu mekânların önünden, sağından, solundan, üstünden bir sürü yeni yollar açıldıkça tarihi semtlerin tarihi dokusu yok edildikçe prangalar vuruluyor şehirlerin efendisine. Her ne kadar yaşlansa da yıpransa da sevenin gönlünde değişmeyen sevgilidir o. İstanbul değişmeyen bir seremonidir.

Yosun kokulu bir vapur kalkar, sabahın beşinde Eminönü iskelesinden. Martılara simit atmak, bir bardak taze çayı, buğusunu içimize çekerek içmek adettendir. İstanbul uyurken uyanır Sultanahmet. Yanı başında en masumane güzelliğiyle tarih kokan Ayasofya. Güneşin ilk ışıkları değerken Sarayı’nın omuzlarına; “Ne padişahlar ağırladım, ne sırlar biliyorum…” dercesine onurludur Topkapı. Çemberlitaş gizemi çözülememiş bir şekilde efsunlu havasıyla karşılar ahaliyi. Çamlıca’nın ayaklarına kapanırken şehrin bütün semtleri, Gülhane’ye düşüyor Sultan Yavuz’un gözleri saraydan. Fatih Sultan Mehmet’in rûhunu koparamadığı ve hâlâ yaşadığı İstanbul’un sokaklarında hüzün masaları kurulup efkâr türküleri söyleniliyor. Serserileriyle, hırsızlarıyla sokak çocuklarıyla ebelemece oynuyor zabıtalar. Kabadayıların naraları yankılanıyor Yeditepe sırtlarında. Gecenin karanlığını Eyüp Camii'nin ışıkları aydınlatırken, meydanda bulunan havuzun fıskiyelerinden göğe fışkıran sular, ışıkla dansını sürdürüyor İstanbul’da.

İlk geldiğinde alışamaz insan İstanbul’a. Alışınca da bırakamaz. İnsanın başını döndürür ve aşık eder âdemi kendisine ve hafızalara kazınan muhteşem kentin sülieti Boğaziçi Köprüsü gerdanlık gibi yakışırken şehrin efendisine. İki kıtanın üzerinde narin bir edayla salınırken bu köprü, nice âşıklar geçer üzerinden. Bazen hüzünlü, bazen sevinçli. Aşkı çekmek, âşık olmak güzeldir İstanbul’da. Kadın gibidir İstanbul. Aşktan iyi anlar. Aşk ile yaşar. O yüzden aşk güzeldir İstanbul’da. İstanbul üzerine titrer âşıkların. İstanbul dua eder âşıklara. Saçlarına düşürür yakamozu ve güneşten çaldığı ışıkları. İstanbul kıskanır, İstanbul kutsar âşıkları. Balıkçı teknelerinin birisinden balık ekmek kokusu geliyor. Paşa sofralarına değişilmez bu lezzet. Hele karşımda mavi deniz ve kutlu şehrin silueti. Ve bir de hiç doymayan kirli sarı kedi. Bacaklarınızın dibine sokulur. Sanki yıllardır hamisiymişsiniz gibi. Yıllardır evinizdeymiş gibi. Ürkmeden çekinmeden türküler mırıldanarak. Ekmeğe burun kıvıran, bir parça balık için gözünüzün ta içine bakan o kedi hala gezer Eminönü’nde.

Güneş kalenin burçlarından doğar, burçlarında batar. Surların böğründe açan gelinciklerin, hardalların ve yaban çiçeklerinin kıblesi Topkapı’dır. Burçlara düşen bir katre yağmur, o yöne akar. Bilinir ki bu memlekette mayasında sevgi ve vefa olanın yolu oraya çıkar. Şehrin vuslatı rûhunu okşarken insanın, İstanbul ile firkat adeta insanın boğazını sıkar. Hasret ile adım atıldığında bu topraklara, Balat’ın arka sokaklarına doğru yola düşmek bir heves olur
insanın yüreğinde. Tarihin izini sürerek yokuş yukarı sokaklara basamak basamak çıkmak. Sokak aralarına dalıp yüzlerce yıllık evlerin fotoğraflarını çekmek, bu mekânlarda nice yaşanmışlıkları, acıları, sevinçleri düşünüp dalıp gitmek. İstanbul böyle sevilir. İstanbul böyle sevinir.

Bu şehrin rüzgârı sevilir. Bir nefes getirdikçe Eyüp El Ensari’den. Toprağa düşen cemre sevilir. Yağmuru sevilir. Bu şehirde kar sevilir. Bu şehir de yiğitler sevilir, Fatih sevilir, Fatih’in yüreğinde yâr sevilir. Bu şehirde selam vermek sevilir. Selam almak hem de. Mevlana’nın yüreğiyle gel demek sevilir, gel diyene gitmek. En umutsuz kalınan demde. Bu şehirde sevmek sevilir. Emir olunduğu için. Aşkın içerisinde kudret bulunduğu için. Bu şehirde ben yoktur. Biz vardır. Bu şehirde Osmanlı’dan bir buyruk, erenlerden iz vardır. Bu şehirde her taşın altında bir sır, efsun vardır, giz vardır.

Balık ekmeğinin kokusunda ateş, tadında duman sevilir. Aşk ile dönen devran, şehirde zaman sevilir.

Ve daha güzel olacak İstanbul. O kutlu siluetini kaybetmeden. Bunun içinde hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu da yerel yönetimler kentsel hizmetin sunumunda halkın beklenti ve ihtiyaçlarını şeffaf, güvenilir âdil bir
şekilde yerine getirirken şehrin vatandaşlar tarafından sahiplenmesi gerekliliği ve gerçekliğidir. Çocuklarımıza tarih ve kültür bilincinin ve İstanbul sevdasının küçük yaşlardan itibaren aşılanması İstanbul sevdalısı olan yüreklerimizin üzerine farzdır. Çocuklarımızın kültürümüzü ve İstanbul’u ileriki nesillere zevkle ve şerefle taşımalarını sağlamak var oluşumuzun sebeplerinden bir tanesi olmalıdır. Şehre karışanlar ve şehri sevmeyi öğrenenler çoğaldıkça yaşanılası bir yer olur şehir. Ve o zaman daha bir bizim olur İstanbul. Kolay değildir İstanbul’u, İstanbul’ca ve İstanbul’un istediği gibi sevmek. Bu sevgi insanın kendisini bilmesidir. Her şeyden önce kendini ve kentini sevmesidir. Erdemdir. İzzettir. Bu bilinçle görendir insan. Bu bilinçle duyandır. Kent bilinci insanı ve yaşamı baş üstüne koyandır. Çağdaş uygarlıkların temelidir. İstanbul’un yıllanmış sancısı olan bilinçsizlik ve vurdumduymazlık artık bertaraf edilmelidir. Hoşgörünün, sakinliğin, barışın kol gezdiği, çevre ve şehir temizliğinin ön plana çıkarıldığı, insana ve doğaya ve tüm canlılara olan saygının sevginin devleştiği bir İstanbul’da her şey daha güzel olacaktır. Ne bekliyorsak İstanbul’dan, İstanbul’a onu vermeliyiz. En başta da sevgimizi. Sevgi o şehrin ekmeğidir. Suyudur. O şehrin yaşanılabilirliğidir.

İstanbul’a tarih, damgasını o kadar derin ve kuvvetle basmış ki, bunu hissetmemek ve görmemek mümkün değildi. Taş, kemer, mihrap, çini… hepsi bir ağızdan dua ederken şairlerin neden bu şehre âşık olduğunu idrak ettim en
sonunda. Aslında bir şehri yapan sır, gözümüzün önündeki abideleri, binaları, yolları, evleri hâsılı eski zaman kalıntıları değildi, onların da ardında yatan anlam boyutuydu. Özünde sakladıklarıydı. İçinde barındırdıkları. Bir asırdan alıp bir asıra taşıdıklarıydı. Bu duygu ve düşünce sarmalında yoruluyor, kalemim ve kifayetsiz kalıyor kelimeler. O şehir, benim için kalemimi kullandığım defterim. Fotoğrafını çektiğim manzaram. Okuduğum romandır. O şehir içtiğim su ve soluduğum havadır. Sevdalandığım yâr.

Saçlarıma düşen kar. Nefes nefese kaldığımda ilk kez onda sevdim sokaklarda yokuşu. O, tarih, doğa, turizm, sanayi, tarım ve kültür kanatları ile uçan çok kanatlı bir masal kuşu. Kişiliğimi, eğitimimi ve dünyaya bakış açımı oluşturan bir su kaynağı. Su ve zamanın beraber gezindiği sokaklarında dolaşmaktan mutlulukların en yücesini duymaktayım. Bugün kendimi Fatih’in fedaisi saymakta bugün kendimi şehzadelerin yerine koymaktayım.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Su ve zamanın beraber gezindiği sokaklarında dolaşmaktan mutlulukların en yücesini duymaktayım....

Boşluk

Su ve zamanın beraber gezindiği sokaklarında dolaşmaktan mutlulukların en yücesini duymaktayım....

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Su ve zamanın beraber gezindiği sokaklarında dolaşmaktan mutlulukların en yücesini duymaktayım....