Gönül Dilini Çözenler

İnsanlığın Medeniyet Destanı kitabında Garaudy’nin bir cümlesi şöyle; “İnsan için Allah’la birlikte olmanın anlamını, insana doğru gelen Allah ile iman yoluyla O’na doğru giden insanın karşılaşması olarak açıklıyordu.” Bunu Hıristiyanlığın doğuşu bahsinde Hz İsa için söylüyor.

Kitap tarihsel olarak medeniyetlerin gelişimini ve insanlığa katkılarını bir akış şeklinde ele alıyor. Bilgi ağırlıklı olduğu için herkes sevmeyebilir ya da okunması zaman alabilir. Yukarıda yazdığım cümleye gelene kadar böyle düşünmüştüm. Yalnız yazar, Allah ile birlikte olmayı o kadar güzel tanımlamış ki sırf bu cümle için bu kitabı okumaya, vakit ayırmaya değer dedim.

‘İnsana doğru gelen Allah’ ifadesi bana, peki bu nasıl oluyor, diye sordurdu. Bunu cevaplamak için alışkanlık perdesini biraz aralamak gerekiyor sanırım. Yaratıldığı günden beri her sabah doğup akşam yerini ay ve yıldızlara bırakan güneşi düşünebiliriz. Her gün bu düzenin böyle işlemesi başka bir gün için bunun garantisini vermez. Biz ise zaten hep olan şey yine olacaktır diye, güneş doğacak mı bugün endişesine kapılmayız. Allah insana güneşle gelmiştir. Güneş aydınlatmış, ısıtmış, meyveleri kızartmış, bir anne gibi kucaklamıştır dünyayı. İman etmek demek, bizim de kollarımızı açıp onu kucaklamamız ve onu verene şükran duymamızdır.

Şeffaf olduğu için göremediğimiz, rüzgâr eserken fark ettiğimiz, içimize çektiğimiz hava ile gelmiştir Allah. Yağmuru, karı, bereketi, rahmeti hep hava ile göndermiştir. İçimize hepsini çekmeyiz havanın, biliyorsunuz. Sadece oksijen girebilir. Bunu ayırt edebilen bir sistem yerleştirmiştir içimize Allah. Bu mükemmel yazılım doğumdan ölüme kadar çalışır. Otururken, ayaktayken, uyurken çalışır. Biz hiç oralı olmayız o çalışırken. Alışmışızdır öyle olagelmesine. İman etmek alışmak yerine fark etmektir, şaşırmak ve hayret etmektir. Benim için verdiklerinin ne olduğunu biliyorum, diyebilmektir.

Bir kalbe sahip olmaktır iman. Orada dört odalı, kanın sürekli giriş çıkış yaptığı bir yapı olduğunu ve ondan ziyade bir gönüle sahip olduğunu bilmektir. Bilirsek O (c.c), kulunun gönlüne sığacağını söylüyor. Bu akıl almaz büyüklükteki evrenin yaratıcısı, sahibi, gönülleri kendine yer olarak seçiyor. Allah insanın gönlüne rahmet, merhamet ve sevgi ile geliyor. Gönül dilini çözenler de O’na doğru gidebiliyor.

Gönül dili nasıl çözülür? Duyguların varlığı ve onların tanımlanması yeter mi buna? Duygu ötesi bir şey var mı içinde insanın? Ne de olsa sevgi, şefkat, arzu, merhamet duyguları her insanda var. Hatta birçok hayvanda da var.

İşte iman var olanları, verilenleri kullanabilmek demek; doğru yerde doğru zamanda. Onları yönetebilmek demek. Onları yöneten ve kuşları, çiçekleri, ağaçları sevdiren; bir kediye yuva yaptıran; kelebeğin kanadına takılıp uçuran; yıldızlar kıpraştıkça heyecanlandıran, bulutlarla konuşturan, yaprağa tutunmuş çiğ tanesinin yuvarlağında kaybolan duygu ötesi bir şey var içimizde. Ruh mu desem, vicdan mı? Belki başka bir şey. İnsana doğru gelen Allah ile karşılaşacak olan odur.

Bir yetimin başını okşayan o, ağlayan bir bebeği şefkat ve bağrına basan o, otoyolda ezilmiş kedilere içi yanan o, yalan söyletmeyen de o, faize bulaşma diyen de. Kurumuş ekmekleri israf etmek istemeyen de o, tabakta kalan son pirinç tanelerini toplamaya çalışan da o.

Bunun yanında sonsuza kadar yaşamak isteyen de o. Bir annenin gölgesinde kalmak isteyen de o her daim. Bitmesin bu şefkat ve merhamet diyen de o. Bilir ki bitecek ve sonlu her şey. Bu rüzgâr estikçe hızı azalacak hayatın ve sürtüne sürtüne yıllara, duracak bir yerde. Yuvarlanan bir topun bir süre sonra durması gibi çimenler üzerinde.

İçimizdeki o şey teselli ve ümit için ağaçlara bakacak ve daha çok sevecek onları. Onlar ölüme ve yaşama dair çok şey söyleyecek. Şimdi sonbahar ve yaprak döküm mevsimi. Kuru dallar bir elin parmakları gibi göğe açılmış, duaya durmuş gibi. Yine bahar gelsin de yeşereyim, yapraklarımla gürleyeyim diyor. Zaman geçiyor, kabul oluyor duası ve yazın meyveye duran dallar olgunlaştıkça eğiliyor yere, secdeye varır gibi. Her yıl aynı şeyler yaşanıyor. Her insan görsün istiyor bunu ağaçlar.

Bunu asırlar öncesinden gören ve bize göstermek için “Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam seni / Seherlerde kuşlar ile çağırayım Mevlam seni” diyerek mısralara döken Yunus Emre, Allah’a doğru yol almanın ve O’nu da davet etmenin yollarını göstermek istiyor bize.

İman sayesinde O’na doğru yol alabiliriz. Allah ile en büyük karşılaşma öncesi küçük ziyaretler yaşar, mutlu olur, memnun oluruz. Temelli kalmak isteriz sonra huzurda. Bu belki sonsuzluk hissi ile karşılanabilecek bir şey. Adım adım gidilen, küçük küçük biriken bir şey. Dedim ya duygu ötesi bir şey. Bunu da belki gönül dilini çözenler hissedebilirler.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

İnsanlığın Medeniyet Destanı kitabında Garaudy’nin bir cümlesi şöyle; “İnsan i...

Boşluk

İnsanlığın Medeniyet Destanı kitabında Garaudy’nin bir cümlesi şöyle; “İnsan i...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

İnsanlığın Medeniyet Destanı kitabında Garaudy’nin bir cümlesi şöyle; “İnsan i...