Gönül Almak da Vefadandır

Gün biter, koskoca bir ömür sona erer; bize ardımızdan hayırla yad edecek bir vefalı dost ve heybemizde ahiret azığı olarak vefamız kalır. İyi bir insan olabilmenin şiarı öğretilmiştir bizlere; sana yapılan iyiliği unutma vefalı ol ama sen başkasına yaptığın iyiliği unut. Sana yapılan kötülüğü unut fakat sen başkasına yaptığın kötülüğü unutma ve hep bu hatanı telafi etmenin derdinde ol.

Hengâmeli bir hayatın içerisinde sürüklenip gidiyoruz. Vefalı olmak istesek de hayat şartları buna müsaade etmeyebiliyor. Bazen tüm benliğimizle gönül aynamızı tam da yanında olmak, elini tutarak gönlünü almak istediğimiz kişilere yansıtmayı arzu ederiz. Gönül öylesine bir ummandır ki ihtiyacı olanı size hatırlatır çoğu zaman. İşte o an ertelemeden o bitmeyen işlerimizi yüz üstü bırakıp hislerimizin peşinden gitmeliyiz. Küçük bir hediye ile bir çay içimi kadar da olsa zamanımızı feda ederek bir yüreğe dokunabiliriz. Bu buluşma ve yapılan muhabbet o kadar kalıcıdır ki uzun süre akıllardan silinmez. Yüzümüzde bir tebessümle ayrılırız oradan ve bir iç rahatlığına da kavuşuruz çünkü ihmal ettiğimiz dostluklar ve aksattığımız sorumluluklar çoğu zaman bizlere huzursuzluk verir.

Vefa; güzel ahlakın üzerine inşa edilmiş bir erdemliliktir. İçtenlik, nezaket ve gönül zenginliğine sahip olanların yaşam prensibidir vefalı davranmak. Çok ihtiyacınız olduğu bir anda size uzanan bir eli ömür boyu hatırda tutmak, bizlere sunulan nimetlerin gerçek sahibini hiçbir zaman unutmamak ve bu nimete aracı kıldıklarını önemsemek, gönlünü almak ve değerli hissettirmek gerekir. Kaba, hasis kişilerden bu vefayı beklemek mümkün değildir.

Sadece insanla değil başka varlıklarla da aramızda duygusal bağlar kurarız. Belki de insanda bulamadığımızı arar dururuz başka alemlerde. Bize kendimizi iyi hissettiren, huzur veren her şey değerlenir, bir anlama bürünür zihin dünyamızda. Öyle ki bastığımız toprağa, kıyısında serinlediğimiz ırmağa, gözlerimizi kaldırdığımızda ruhumuzu okşayan o masmavi gök kubbeye bile minnet duymaya başlarız. Esintisiyle bize dokunan bir rüzgara, penceremizin önünü süsleyen çiçeklere ve her sabah uyandığımızda bizi selamlayan bir ıhlamur ağacına gönül bağlar ve vefa duygusuyla yaklaşırız.

Toprağa bir tohum atarız, sayısız taneler verir, bir fidan dikeriz yıllarca meyvesini yeriz. Bize vatan bize mescit olur tüm yeryüzü. Belki de Aşık Veysel gördüğü vefasızlıklar karşısında “Benim sadık yârim kara topraktır” diyerek cömertliğine ve karşılıksız nimetlerini sunuşuna karşın toprağa yar diye seslenmiştir. Vefa bir bakıma da gönül bağı kurduğumuz her şeye sadık kalabilmektir.

Ya yanımızdan ayırmadığımız kitapların dostluğuna ne dersiniz. Gerçi kitaplara dost derken o kitapları bizlere sunan kalem erbabına da şükran duygularımızı sunmamak vefasızlık olur. Kendimizi bir çölün ortasındaymış gibi yalnız hissettiğimizde arkadaş olur bize kitaplar. Seyahat ederiz sayfalarında ve kahramanlarıyla aramızda bir ünsiyet oluşur. Bazen yok olmaya yüz tutmuş değerlerimizi o mümtaz eserlerin kahramanlarından öğreniriz. Ve hatta vefayı bile. Vefa denildiğinde aklıma, okuduğum bir hikayede gelişen bir olay geldi hemen. Bu hikayede kahramanın; yokluğun ve kıtlığın kol gezdiği bir kış gününde kendisine ekmek yapması için un veren bir adamın daha sonra ağır bir hastalığa yakalandığında canı narenciye istiyor diye kilometrelerce uzaklıktaki bir şehire yolculuğu anlatılıyordu. Zor gününde kendisine yapılan iyiliği unutmamış ve büyük bir fedakarlık göstererek soğuğa aldırmadan vefa duyduğu adamın sayıkladığı narenciyeleri ona ölmeden yetiştirmişti. Hiç unutamadığım bir sahneydi benim için. Ama inanıyorum ki yeryüzünde buna benzer nice vefa örnekleri var.

İnsan bu dünyada sırtını yaslayacağı vefalı bir dosta ihtiyaç duyar. Her şey üzerinize apansız bir şekilde geldiğinde, amasız size arka çıkan bir vefalı dostunuz varsa daha ne istersiniz ki hayatta. Hatırıma Mehmet Akif’in arkadaşı Hasan Efendi ile ahitleşmesi geldi. Kim önce vefat ederse onun çocuklarına diğeri sahip çıkacaktı. Ve gerçekten de öyle olmuş ve M. Akif arkadaşının çocuklarını kendi çocukları gibi bakıp büyütmüştü. Aslında bizler ikram edilen bir fincan kahvenin kırk yıl hatrını sayan bir milletiz ve bunun gibi sayısız vefa örnekleriyle doludur tarihimiz. Şu an bu duygular bize yabancı geliyorsa bilin ki bu özümüzden uzaklaştığımızın bir emaresidir.

Ahitleşmek kolay da, vakti geldiğinde yerine getirmek çok zordur. Öyle olmasa Elest Bezmi’nde Rabbimize verdiğimiz sözü tutmak bizlere bu kadar ağır gelir miydi? Tüm yaratılmış insanoğlu ruhlar aleminde kendini var edene kendisinden başka ilah edinmemek ve emirlerine uymak hususunda ahitleşmişti. Bundan dolayı kulluğun gereklerini yerine getirmeye ve nimetlerin gerçek sahibine şükretmeye ahde vefa denilir. Öyle ki Rabbimiz ahdine sadık kalıp vefalı olan kullarından hoşnut olur ve meleklerine karşı onlarla iftihar eder.

Dünya kurulduğundan beri sayıladuran insanlığın ve insaniyet duygularının ana maddelerinden hiçbiri yoktur ki içinde vefa olmasın.

Vefa elbette ki sadece bu dünyaya özgü değil, ukbaya uzanan bir duygu ve eylem birlikteliğidir. Dünya fanidir ve vefa duyduklarımızdan gün gelir ayrılırız. Belki onun için bu dünyada yapabileceğiniz şeyler bitse de, en azından dualarda unutmaz, hayırla yad ederiz. O halde vefa, unutmamaktır. Yapılan bir iyiliği, paylaştığın bir ekmeği ve hatta bir yudum suyu dahi. Zira kullara teşekkür etmeyen Rabbine şükür edemez.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Gün biter, koskoca bir ömür sona erer; bize ardımızdan hayırla yad edecek bir vefalı ...

Boşluk

Gün biter, koskoca bir ömür sona erer; bize ardımızdan hayırla yad edecek bir vefalı ...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Gün biter, koskoca bir ömür sona erer; bize ardımızdan hayırla yad edecek bir vefalı ...