Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Gökyüzüne Mi Ahlar?

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

 “Gökyüzüne uğurladığım dualarım, Âminleri beklemekte şimdi.” diye diye göğü, mabet eyledim kendime. Dertli hallerimin nihana ermesinde çare bildim, bildiğime inandım. Üzüldüğümde, korktuğumda, dertlendiğimde göğe baktım, arınmak için her şeyden. Arındım da. Çünkü dualarımı hatırladım, oraya her baktığımda, âmin diyenleri duymanın umuduyla ferahladım. Ferahlık beraberinde arınmayı da getirdi. Gelenle birlikte, âminlere karışan her bir duam, şükürle süslendi. Ve ben, ondan sonra, gökyüzünü dost bildim. Bildiğimi de hiç unutmadım. Unutmadığımı rehberim saydım. Saydığımdan vazgeçmedim. Vazgeçişleri sevmeyen dosta emanet ettim dualarımı. Emanetimi ısmarladım, sonrasında, yâre. Emanetimi söze döktüm, bu olmayınca, yâri gönle gömdüm. Sözü huzur, yâri imtihan sandım. Sandığım şeylerden ders alıp, asıl olana yöneldim.

Yönelişimi, ömrüme bereket olarak atfettim. Ve en sonunda, yine gökyüzüne baktım. “Gökyüzüne uğurladığım benliğim, ecrini beklemekte şimdi.” diye diye göğe çok yük yükledim. Yükledim ama hakkını mahşere bırakmadım. Çünkü ona uğurladığım duaları her şeyden fazla tuttum. Bu fazlalık da dengeledi tüm hesabı.

Kaç zamandır böyle diyen, bunları hisseden birileri var. Göğü, dualarına aracı kılan, gökten medet uman değil ama medetlerine vesile olmasını isteyen, gökyüzüne baka baka yaşayan, baktıkça yaşama tutunmaya çalışan birileri. Onlar göğe bakarlar yalnızca, çünkü başka bakacak yüz bulamazlar, bulsalar bile o yüzler kapkara kesilir onlara karşı; sözlerini, dualarını, yakarışlarını kendilerinden de önce oraya iletirler çünkü seslerini duyuramazlar başkalarına, çığlık çığlığa olsalar da. Kendilerine de duyuramazlar bir şeyleri çünkü o kadar itilmişlerdir ki sessizliğe, kendilerine karşı bile sağır olmuşlardır. Kulakların sağırlığı, dillerin suskunluğu, gönüllerin kurumuşluğu, yüzlerin kararmışlığı o kadar fazla muhatap oldukları şeyler olmuştur ki onların, tek muhatap olarak alabildikleri, gökyüzü olmuştur. İşte böyle, göğe baka baka -dua ede ede- arınmaya çalışmışlardır. Gerçi arınması gereken onlar değildir ya neyse. Bazen mazlum, o kadar çok utanır ki zulümden, ilk önce kendisinin arınmasını ister. O zaten temiz olandır oysa. Zalimse yeltenmez bile buna. Aksine kirlendikçe kirlenir ve yalnız kendini kirletmez, mazlumu sadece gökyüzüne bakmaya mecbur bırakan herkese bulaştırır kirini. Zulüm işte böyle böyle artar; zalim iflah olmaz; mazlum kurtuluşa ermez. Kurtulmadığı her an, göğe bakmaya mahkûm olduğu her an, üzerimizdeki veballer artıyor.

Gök ile mazlum arasında bir hesap yoktur belki ama mahşer gününde bizlerden hakkını ister, hem mazlum hem de gökyüzü. Zira mazlum, yalnız dualarını uğurlamamıştır ya göğe, ahı da vardır beraberinde. Zalime, karşı olan, sesine ses olmayanlara, kendine el uzatmayanlara, ona sırtını dönenlere vs. karşı olan ahı. Yükümüz çok ağır, her bir mazlumun ahı var üzerimizde, acısına son veremediğimiz her an da artan kocaman bir yük. Hesap mahşere kalmasın. Zulmü bitirecek gayreti, uzatacağımız elleri, çıkaracağımız sesleri, mazlumun kurtuluşuna sebep olacak, her adımı fazla tutalım ki zulmün karşısında dengeleyelim tüm hesabı. Mazlum bize baksın; beklediği âminleri biz diyelim;  dostu, yâri, huzuru biz olalım; imtihan sandıklarından aldığı derslerden sebep olmasın yönelişi, bizim rehberliğimiz neticesinde olsun; birlikte yöneldiğimiz şeylerin bereketiyle hemhal olalım, ömür bitmeden benliklerimiz, hep birlikte ecrini bulsun. Zalimse mahşeri beklesin. O da baksın gökyüzüne. Kendinden uğurladığı insanlığını, vicdanını görsün, görsün de utansın. Vicdansızlığının bir bedelinin olduğunu anlasın. Anladığından korksun, korktukça son pişmanlığın fayda etmeyeceğini bilsin. Ve baktıkça gökyüzüne, mazlumun zaferinin yakın, kendi yıkımınınsa çoktan başladığını görsün. Bizler de bakalım gökyüzüne, zafere ortak, yıkıma uzak olmak için. Ve diyelim ki “gökyüzüne uğurladığımız hesaplar, gününü beklemekte şimdi.”

Zalim dedik, mazlum dedik. Zulmün ne olduğunu demedik. O kadar çok var ki herkesin şahit olduğu bir zulüm. O zulmün defterini açalım önümüze şimdi. Bir hesap yapalım vicdanımızla, insanlığımızla. Hiç kimseyi, gökyüzüyle baş başa bırakmayalım. Mazlum o yalnızlıkta, bir arınma yolu, elbet bulur. Lakin biz, hesabı doğru yapamazsak, yollar hep vahim sonlara çıkar.   Ve en sonunda, zalimin bedbahtlığına dâhil oluruz.

Bizler, mazlumun gökyüzüne dâhil olalım.

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.