Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Göçer Giderler Diyarı

avatar

Gülden Bayraktar

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Göçer giderler diyarıdır dünya; kimi uzun kimi kısa bir yolculuk yapar bu diyarda. Hoş sadalar, güzel hatıralar bırakmak bu diyardaki misafirliğin adaplarındandır. Mekân tutmak bu diyarda, benim demek doğru değildir. Nefesimiz yettiğince, haktan tarafta olmayı şiar edinmek gerekir. Adı üstünde göçer giderler diyarı …

Göçüp gideceğimiz hakikatini yâdımızda sıcacık tutmak kulluğumuzun gereğidir. Peki neydi hakikat? Bu diyara gelişimizin asıl sebebi ne olabilirdi?
Cevaben şöyle diyordu: Cümle kainatın sahibi;

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.”( Zariyat süresi 51/56)

Öyle ise biz bu hitabın neresindeydik?
Aynada baktığımız yüzümüz mü, nazargâhı ilahi saydığımız kalbimiz mi muhatap alınmıştı?
Bu muhataplığın sorumluluğunu ne kadar idrak edebilmiştik?
Ve bu sorular böyle devam eder…

Her göçenin ardından içimize bir dönüş başlar. Göçüp gidenin yası bitene değin devam eder. Dünyalık telaşlarımıza döndüğümüz de bu dönüş olduğu yerde kalır. Hâlbuki en sevdiklerimizi ellerimizle taşımıştık hakikat evine. Yine de ibret almamışdı dünyalık emellerimiz. Yalancı lezzetlerden haz almaya devam ettik. Hakikatlerine göçüp gidenlerin kimi bu diyarı sürgün bilmişti. Hazreti Mevlana gibi şebiaruz gecesi ilan etmişlerdi bu konaktan uğurlandıkları geceyi. Kimileri ise yolcu olduğunu unutup yurt edinmişlerdi bu diyarı. Hakikatle yüzleştikleri zaman ise ayrılık çetin olmuştu. Vakti gelince, önce yurt edindikleri bu diyar kapıyı göstermişti onlara. Nice sultanlar ağırladım, kimseyi kendimde baki etmedim. Kimse de bende yurt edinemedi. Sen aldandın süsüme, benim adetim değildir. Tutamam kimseyi bu diyarın içinde demişti.

Gerçek aldanış budur işte!
Ya düğün, bayram ile göçüp gitmek ya da ebedî bir ızdırap…
İnsan tercihini buna göre yapmalı.
Ya hakikat ya aldanış…
Korktuğumuz başımıza geldiğinde ise ilahî hitap bize şöyle seslenir;
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de, “İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir” denir.(Kâf Süresi 50/19)

Bu öyle bir hitaptır ki oyun biter. Perde iner. Biz perdenin ardında yapayalnız kalırız. Tek tek çekilip gider etrafımızda dost bildiklerimiz. Hakiki âlemin kapısı aralanır. Keşke deriz, bir nefes daha vaktimiz olsaydı. Artık hiçbir ses bize ulaşmaz, bizden de dışarıya duyurulmaz. Bir hakikatin nidası daha işitilir, ötelerden…

“Her can ölümü tadacaktır.”(Al-i İmrân Süresi 3/185)

Bütün kapıları kapatır artık bu nida… Bir yolcu daha gitmiştir, göçer giderler diyarından. Geride kalanlar vazifelerini yaparlar. Can tende iken acı ebedî kalmaz, bir müddet sonra soğur hatta acıya alışılır. Adetullah böyledir çünkü. Birileri konacak, birileri göçecek… Peki ya gidişi vuslat sayanlar ? Onların halleri bambaşkadır. Efendimiz s.a.v onları şöyle müjdeler: “Ölüm müminin hediyesidir.“ Bu diyarda tutsaktır onlar; kafese koyulmuş bülbül misali… Söylenir dururlar seher vakitlerinde, gecelerin en sessiz köşelerine sığınırlar. Kavuşacakları günü beklerler. Elemleri bundandır, sevinçleri bundan. Bu konar göçerlik onlar için bir durakda bekleme süresi kadardır. Güzelleri düşünürler, dosta kavuşan güzelleri. Kavuşma vakitlerinin geleceği ana kuruludur saatleri. Bilirler güzel şeydir ölüm. Hakikate açılan kapı, imtihanın bittiği hayat, vakti vuslat. Göçüp gitmek özgürlüğe uçmak gibidir onlara… Üstadın dediği gibi:

Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber…
(Necip Fazıl Kısakürek, Çile)

Ölümün ötesini gören nasiplilerdir onlar. “Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz.”(Bakara 2/156) ayeti bize bunu müjdeler…
Göçer giderler diyarı; iki sevgilinin birbirinden ayrı düştüğü hasret diyarı, kan revanı süsleyip sunan bir yalancı, dost gibi görünen yabancı..
Ya hakikate perde çeker, bu diyarda oyalanırız ya gönlümüze set çeker, bu diyardan yara almadan ayrılırız…

Göçer giderler diyarı; dünü geride bırakan, yarını olmayan bugünün masalı…

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.