Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Giderken – 3

avatar

Cihad Güner

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Aynı sıraya oturmuşlardı, bunun sevinci vardı Kemal ve Hasan da.

Sınıflar yaklaşık 40 kişilikti. Kemal ve Hasan Bir yandan gelecek olan
öğretmeni bekliyorlardı bir yandan da sınıfı izliyorlardı. İlk ve orta okulun sınıflarına benzemiyordu. Duvar tek renkti. Siyah tahta yanında tebeşirler..  Öğrenciler sınıflara girmiş öğretmenleri bekliyorlardı. Sınıf içinde çeşitli uğultular kendi aralarında konuşmalar vardı. Bütün sınıflar da durum böyleydi ta ki öğretmenler sınıflara girene kadar. 9-a sınıfının sınıf öğretmeni Ramazan öğretmendi ve sınıfa girmişti.

Kısa saçlı, ince bıyıklı, esmer, orta boylu, formunu koruyan ince yapılı biriydi Ramazan öğretmen, içeri girmesi ile tüm uğultu kesilmiş, bütün sınıf bir anda ayağa kalkmıştı. Kısa bir selamlaşmanın ardından Ramazan öğretmen elindeki çantayı öğretmen masasına bıraktı, içinden birkaç kağıt ve evrak çıkartıp masanın üzerine bıraktı. Kendisi de masanın köşesine yaslanmış bir vaziyette durdu.

Branşı edebiyattı, bundan mıdır bilinmez gayet kibar, zarif, kadirşinas bir yapıya sahipti. ilk izlenimler çok önemlidir. Ramazan öğretmen de bunun bilinci içindeydi. Şefkatle öğrencilere bakıyordu.

Mübalağa olmasın ama adeta bir baba şefkatiyle izliyordu öğrencilerini. Oysa daha evlenmemiş bir evladı da yoktu. Fakat bir babanın evladına baktığı gibi bakıyordu. Merhameti her halinden belliydi, İlk konuşmasına başlamıştı;

-Merhaba çocuklar, ismim Ramazan, Ramazan Ergün. Sizlerin sınıf öğretmeniyim. Branşım edebiyat, bundan dolayı edebiyat derslerinize ben gireceğim.

Öğrenciler, her biri birbirinden farklı her yüz başka bir hikaye, her yüz farklı bir iklim. Kimi soğuk kimi bahardı… Bunu görüyordu Ramazan öğretmen. Sağ baş sıradan tek tek tüm öğrencilere sordu ismini nereden geldiğini. Dışarıdan çok öğrenci geldiği için nereden geldiklerini de ayrı soruyordu.

Öğrencilerin çoğu şehir merkezinde bir kısmı  ise civar köylerden gelmekteydi. Civar köyden gelenlerin de çoğu Kemal ile aynı yurtta idi. Ramazan öğretmende gurbetin ne olduğunu iyi biliyor evlerinden ailesinden ayrılıp gelenlere ayrı özen göstermeye çalışacaktı.

Bizim Kemal ve Hasan da söz aldı sıra öyle devam etti…

Ramazan öğretmen saatine baktı yaklaşık 13 14 dakika kalmıştı ders bitimine.

Öğretmen masasının kenarından doğruldu ellerini arkadan bağlayarak sıraların arasında yürümeye başladı.

-Arkadaşlar bendeniz edebiyat öğretmeniyim. İlk günden ders anlatmayacağım fakat edebiyat nedir kısaca onu öğrenelim. İlk ve ortaokul eğitimlerinde de gördünüz çoğu ders ezbere dayalıdır. Misali matematik belli formülleri formları vardır. Bu formülleri bilmeden matematikte ilerleyemezsiniz. Keza fizik biyoloji ve hatta dil bilgisi de dahil. Fakat edebiyat dersi bu saydığın derslerden biraz farklıdır. Elbette öğreneceğimiz belli ölçüler metotlar olacaktır.  Fakat tam bir kalıp içerisine sokamayız edebiyatı. Edebiyat bir yaşama biçimidir nasıl diye soracak olursanız; edebi bir hayat sürmedir, edebi elden bırakmamaktır. Bu kah yazarak kah okuyarak olur. Bunların yanında, içinde dallara ayrılır. Şiir, hikaye, öykü, roman, makaleler gibi. Mesela şiirde içinde ayrılır. Lirik, pastoral epik, didaktik, satirik gibi. Bunları önümüzdeki günlerde detaylı bir şekilde  zaten işleyeceğiz şimdilik üstünden kısaca geçiyorum. Şiir ince işçilik ve emek ister ve bu ince emekleri anlamak düşer bize de, anlamak ve kıymet vermek. Sizlere sorayım bildiğiniz şiir ya da şair var mı peki? Sınıfta kısa sürede bir sessizlik olur.

-Hiç yok mu arkadaşlar?

Yüzler birbirine dönüyor fakat kimse el kaldırmıyor derken bir el kalkıyor çekimser bir şekilde bizim Kemal…

Ramazan öğretmenin gözlerinin içi gülüyor bir el kalktığı için.

Kemal önce kendini tanıtıyor.

-İsmim Kemal öğretmenim, civar köyden geliyorum. Şiirleri çok bilmiyorum ama ben daha ortaokuldayken Mustafa öğretmenimiz vardı, o bizlere öğretmişti birkaç tane şiir ve şair. Cahit Zarifoğlu, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nazım Hikmet Cemal Süreya.. şimdilik hatırladıklarım bunlar öğretmenim.

-Aklına gelen şiir var mı peki?

-Mona Roza’yı söylerdi hep Mustafa öğretmenim.

-Güzel, ben de çok severim Mona rozayı. O zaman ben de sizlere Bahattin Karakoç’tan “Ihlamurlar çiçek açtığı Zaman” şiirini söylerim önümüzdeki günlerde.

Kemal yerine oturduğunda heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştu. Sınıfta ilk söz alan Kemal olmuştu çekimser Kemal..

Ramazan öğretmen teşekkür etti.

-Evet çocuklar Kemal arkadaşınızın saydığı isimler birbirinden değerli şairlerimizdir ve hepsinin yeri farklıdır gönüllerde. Yazılan eserlerin birbirinden farklı hikayeleri vardır, bunları da göreceğiz. Dersin bitmesine kısa bir süre kaldı arkadaşlar bugün İlk gün diye sizlere ödev vermiyorum sadece edebiyat kitabının ilk sayfalarında bakmanız biraz ön bilgi edinmenizi istiyorum.

Zil çaldı Ramazan öğretmen kapıya doğru yönelirken Kemal’e tebessümle baktı, Kemal de aynı şekilde tebessümle başını salladı.

Öğrencilerin birkaçı dışarıya kalan kısmı da sınıfta oturdu. Hasan’da Kemale;

-İstersen dışarı çıkalım biraz hava alalım dedi.

Kemalde olur gibisinden bir hareketle kapıya yöneldi. Bahçede boş bir banka oturdular, Hasan;

-Vallahi kardeş helal olsun, söz aldın konuştun. Ben hayatta cesaret edemezdim hem de ilk günden.

-Bilmiyorum ki, bana da bir cesaret geldi o an. Bana bunları öğreten Mustafa öğretmen de hep bizlere köydeyken hep anlatırdı, şiirleri çok severdi.

Ben de Mustafa öğretmen anlattıkça okudukça hep ilgi duydum, hatta sevdim şiirleri.

-Eyvallah, belki sen de ileride Ramazan öğretmen gibi olursun belli mi olur, “edebiyat öğretmeni Kemal”

Karşılıklı tebessüm ettiler.

-Dur daha okuldaki ilk günümüz hemen hayal kurmayalım.

-Hiç hayalsiz olur mu gardaş, Bizim ortaokuldaki öğretmenimiz de bunu öğretti bize “Hayalsiz yaşanmaz.

-Olur o zaman hayalimiz olsun belki bende öğrencilere şiir okurum…

İlk gün tanışma Faslı ile geçmişti, okul öğlene kadar sürmüş öğrenciler saat 12’de dağılmışlardı. Okul çıkışı Kemal ve Hasan diğer oda arkadaşlarını beklediler kapının önünde. Abdullah ve Murat da gelince yurda doğru yürümeye başladılar. 4 genç ilk günü atlatmışlardı. Ellerinde çantalar ile yürüyorlardı. Okul sokağın hemen başında Bir kahvehane vardı Hasan arkadaşlarına çay teklifi yaptı. Fakat kimse yanaşmadı. Abdullah kafasını olumsuz anlamında salladı ve,

-Daha ilk gün yeni bir yurda gidelim öğle yemeğini yetişelim derim.

-Tamam o zaman, ama içimden gelmişti ben ısmarlayacaktım, kaybettiniz.

Bu sefer murat şaka yoluyla;

-Baştan deseydin bunu elbette kabul ederdik, şakası bir yana geçti Hasan Bir dahaki sefere artık.

Kemal, Murat’ı destekledi ve;

-İçelim ama kahvehanede değil bizim yurdun orada bir çay ocağı gördüm orada içeriz.

Yurda yaklaşmışlardı. Yurt sokak arasında kalıyordu, ki zaten cadde sokak ayrımı pek olmuyordu. Fakat adreste “Karanfil Sokak” diye geçiyordu. Karanfil sokak samimi ve sıcakkanlı esnafları barındırıyordu. Tahsin bakkal, Neriman teyzenin terzi dükkanı, çeyiz dükkanı, Kasap Nuri, şenevler kırtasiye, çoğu tek katlı evler ve ufak ama bir o kadar güzel gözüken “Nefes Çay evi” vardı. Ufak bir bahçede devamlı kaynayan kazan altı yedi  üstlerinde kare örtülü küçük masa ve sandalyeden oluşuyordu. Karanfil sokak bir nevi merkezi yerdi.

Kemal Çay evinin önünden geçerken Hasan’a;

-İşte buraya diyorum Hasan nasip olursa buraya geliriz.

-Olur tabii geliriz.

Yurdun önüne gelmişlerdi ve öğle yemeğine yetişmişlerdi. önce odalarına geçip çantalarını bırakıp üstlerini değiştirdiler sonrasında da yemeğe çıktılar. Yemek saatleri sabah 06.00 kahvaltı, 13.00 öğle yemeği ve saat 20.00 da akşam yemeği çıkıyordu. Yemekhane yurdun en üst katında bulunuyor. Öğrenciler sıraya girmiş yemeğe bekliyorlardı. Yurda geldikleri ilk günden beri 4 oda arkadaşı hep beraber hareket ediyorlardı. Yemeğe, dışarıya ve okula beraber gidip geliyorlardı. Şimdi yine yemeğe beraber çıkmış sırada bekliyorlardı. Sırayla tablotları, çatal kaşık ve ekmeklerini aldıktan sonra yemeklerini doldurmak üzere uzattılar. Yemekleri dolduran Metin amca idi. 55-60 lı yaşlarda gayet sempatik tonton neşeli birisiydi. Yurttaki öğrenciler ile iyi geçinir çeşitli espriler yapardı. Bizim çocuklar yemeklerini alıp en arka köşede ki masaya geçmişlerdi. Hasan ve Murat iştahla yemeklerini yerken Kemal ve Abdullah ise daha sakin yemeğe devam ediyorlardı.

Yemekleri bitmişti masadan kalkıp odalarını doğru yöneldiler Hasan ve Murat yemekten gayet memnundu, ki yemelerinden de belliydi zaten. Odalarına gelince kimi yorgunluğundan uzandı kim yatağın üstüne kim yere bağdaş kurup oturdular. Hasan söze girdi

-Anlatın bakalım beyler İlk gün nasıldı?

İlk söz alan Murat oldu;

-Daha ilk gün ama sevdim ben okulu. Sınıftaki çocuklar da iyiye benziyor bakalım nasıl olacak.

Hasan tekrar söze girdi biraz muzurca gülmeyle

-Bugün Kemal neredeyse şiir okuyacaktı da zor tuttu kendini

Kemal pek oralı olmadı, düşünceli bir şekilde;

-Sınıf öğretmenimiz Ramazan hoca, değişik bir adamdı. Ortaokuldaki öğretmenimiz şairlerden bahsederdi, Ramazan hoca da biraz onu gördüm,

Hasan’a bakarak;

-Hani bir kaç tane saydım ya şair, daha da biliyorum ama o an gelmedi aklıma. Hatta şiirde biliyorum.

Abdullah heyecanla atıldı

-Ezbere şiirmi biliyorsun Kemal?

-Evet

-Okusana bir tane?

-Zamanı gelince…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.