Giderken – 2

(Okunma Süresi: 4 dakika)

İlk gece başlamıştı, okulların açılmasına sayılı günler kalmasına rağmen yurttaki öğrencilerin hepsi gelmemişti. Duvardaki kahverengi köşeli saate baktı, akşam 20.30 sularıydı, odaya göz atmaya başladı. duvar boyası krem rengiydi, dört adet yatak ve hemen yanında birer tane tek gözlü gri metal dolaplar vardı. İki göz beyaz ahşap pencere hemen altında petekler mevcut. Bir tane orta boy çalışma masası iki adet sandalye. Oda tamamen halıflex ile kaplıydı üstünde iki tane uzunlamasına halı vardı. İki pencereden sol taraftakine yöneldi. Pencereyi açtı ve ilk yere baktı, içi tuhaf olmuştu. Aslında tepelere yükseklere yabancı değildi. Lakin bir binadan ilk defa bakıyordu. Sonra kafasını hafifçe kaldırdı,  görebildiği yere kadar bakıyordu. Evleri ve şehri izlemeye başladı. Bu arada yağmurda çiselemeye başladı. Yüzünü gökyüzüne çevirdi bu sefer. Yağmuru sever bereket olduğuna inanırdı. Yavaş yavaş şiddetini arttırmaya başlayınca pencereyi kapatıp izlemeye pencerenin arkasından devam etti. Hem izliyor hem gözleri doluyordu.

Sılada ilk gece zor olur, bu geceyi atlattın mı ise vuslat yakındır. Düşünmeye başladı, annesini, babasını kısacası ailesi, köyü, okul yolu ve Feride. Feride’yi ayrı düşündü. Çünkü Feride en yakınıydı, sırdaşıydı. Ödevler beraber yapılır koyunlar beraber otlatmaya çıkılır, tarlaya beraber giderlerdi. Mustafa öğretmen ikisinin üstüne çok düşerdi. İkisi de hem zeki hem efendi çocuklardı.

“Bu çocuklar mutlaka okumalı” derdi. Sağ olsun Kemal’in buraya gelmesine de çok yardımcı oldu.

Kemal dışarıyı izlemeye devam ederken oda kapısı açıldı. Yurt görevlisi ile beraber bir çocuk girdi içeri.

-Odan burası evladım dedi ve görevli dışarı çıkıp kapıyı kapattı.

İçeriye giren çocuk biraz yapılı, sarışın ve yüzü kırmızı benekli bir oğlandı. Kendinden emin bir şekilde selam verdi ve merhabalaştılar.

-Ben Hasan

-Bende Kemal

İkisi de memnun oldum dercesine kafalarını salladı.

Hasan kapının önündeki bavulunu ve eşyalarını içeri getirirdi. Bavulunu özenle açıp eşyalarını dolaba istifledi. Kemal o sırada yatağın örtüsünü sermek için yardım etti. En son olarak annesinin gönderdiği biraz erzak kaldı. Kemale sordu nereye koyması gerektiğini, Kemal de kendisinin yatağın altına koyduğunu onun da öyle yapmasını söyledi. Hasan Kemal’e;

-Sende mi yeni başladın?

-Evet liseye yeni geçtim.

-Bende

-Nereden geliyorsun

-Şehrin dışından Karaman köyünden

-Bende Hendek köyünden

Hasan sıcakkanlı biriydi, Kemal’le hemen ünsiyet kurmuşlardı.

Kemale dönerek;

Ya kardeş bu erzakları yatağın altına koyduk da iyi mi ettik.

Kemal; valla başka yer yok ben de mecburen oraya koydum.

Kader iki gencin yolunu kesiştirmişti, önlerindeki uzun yolculuğun ilk dakikalarıydı.

Ve saat gece yarısına yaklaşmıştı, Hasan’ın karnı acıkmış olacak ki erzakları karıştırdı ve bir tane tandır ekmeği buldu. Hemen çıkarıp ikiye böldü yarısını Kemal’e uzattı. Kemal çekimser bir şekilde kabul etti o da çantasından çökelek çıkarıp ekmeğin arasına koydular. Her ne kadar tandır ekmeği de olsa gurbette de olsalar yavan ekmek gitmiyordu. Hasan çökeleği yerken;

-Ya gardaş ne iyi ettin Allah razı olsun

-Ben de acıkmıştım sen de sağ ol dedi Kemal.

Pencere kenarında iki arkadaş bağdaş kurarak yediler.

-Ben daha önce böyle lezzetli çökelek yememiştim.

-Annem bunu özenerek yapardı, herhalde ondan böyle lezzetli geldi. Diyerek tebessüm etti Kemal.

-Annenin ellerine sağlık

Ekmek bitmişti, ikisi de yol yorgunuydu. Önlerinde daha nice uzun yollar günler olacaktı nice paylaşımlar da bulunacaklardı. Şimdilik uyuyup dinlenmeleri gerekiyordu. Yatağa doğru geçerken Hasan;

-Valla gardaş sevdim seni. Hasan Mert çocuktur hissettiğini hemen söylerdi, öylede yapmıştı.

-Eyvallah sağ olasın ben de sevdim seni

-Abim askere gittiğinde anlatırdı, badisi varmış badi en yakını demekmiş biz de öyle olak seninle.

-Olur gardaş. Diyerek başını salladı Kemal..

Uyumaya geçtiler, bir süre geçmesine rağmen her ikisi de uykuya dalamamamıştı.

Hasan köyünü düşünmeye başladı. Evini ailesini. Bir kaç arkadaşı. Babası gelmişti aklına. Pek düşünmek istemezse de gelmişti ve nefret ederek düşünmeye başladı. Her ne kadar annesi buna mani olmaya çalıştıysa da Hasan bunu yapamıyordu, nefret duygusunu atamıyordu.  Babası ne zaman aklına gelse bir hüzün ve sitem çöküyordu Hasan’a.

Gurbete, mevsimlik işçi olarak gittiği yerden nice mevsimler geçmişti fakat babası dönmemişti. Daha sonra haberi geldi, kendine başka yuva kurmuş şehrin sözde güzelliğine aldanmış. Geride eşini çocuklarını bırakarak yeni bir hayat kurmuş, öyle dediler. Hasan’ın duruşuyla yiğit bir oğlan olacağı belliydi. Lakin biraz da mahzunluk vardı, İşte o masumluk buradan gelirdi.

Ne derler; Yiğit düştüğü yerden kalkarmış Hasan’ım, gönlü kırık başı dik Hasan. Ailesine küçüklüğünden beri çok bağlıydı ve bu hep böyle sürdü.

Ailede tek okuyan, liseye geçen Hasan’dı. Hasan okuyacak yere düşen yüzleri tekrar kaldıracaktı. Her şeyi geçse annesi için bunu yapacaktı. “Anne bak her şey geçti işte bize yeni hayat” diyebilmek için okuyacaktı.

Kemale dönerek kısık sesle; iyi oğlan bununla gardaş olunur.

İlk gece böyle geçti, peşinden okullar açılana kadar devam etti. Çeşitli özlemler hayaller vuslat düşünceleri.

Yurda yeni başlayanlar, üst sınıflar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Odalarına da Murat ve Abdullah isimli iki oğlan gelmişti. Yeni gelenler de şehrin civar köylerindendi. Gurbete çıkanların hikayelere hep aynı olurdu. Murat ve Abdullah’ın da hikayeleri ayrılıkları aynı sayılırdı. Hepsi akrandı. Yavaş yavaş tüm öğrenciler düzene alışıyordu. Yurda giriş çıkışlar, yemek saatleri oturuyordu. Ve okulların açılmasına bir gün kalmıştı. Günlerden pazardı. Ertesi gün okullar açılacak ve yeni bir başlangıcın ilk günü olacaktı.

Üniformalar hazırlanmış ütüler yapılmış hepsi yeniydi. Abdullah’ın üniforması dışında, rengi soluktu biraz da eskiydi bu üniforma abisinden kalmaydı. Olsun ne farkederdi. Abdullah’ın da yüzü güzeldi. Yüzü güzel olanın kusuru göze gelmez demişler. Dışarı çıktılar çarşıya, son eksikleri tamamlamaya. Defter, kitap kurşun kalem ve diğerleri, eksikler tamamlandı yurda dönüldü. Hepsinin yüzünde aynı heyecan vardı. Hepsinin ortak paydası olan “gurbet” bir yakınlık getiriyordu. Hani şairin dediği gibi “aynı yarıyı almış gönüllerin ünsiyeti”..

Bazen yaralar gitmekle başlar, gitmek her zaman bitmek anlamına gelmiyordu, çoğu zaman ise yeni bir başlangıç oluyordu. Her ne kadar başı acı verse de.

Kelimelerle oynamayı ne hacet, işte yarın yeni bir başlangıç. Gündoğmuş’tu, çocuklar uyanmış kahvaltıya inmişlerdi. Kahvaltıdan sonra odalarına geldiler, üniformalar giyildi yola koyuldular.

Deyim yerindeyse jilet gibi olmuşlardı. Lacivert ceket, beyaz gömlek, kravat pantolon. Ayakkabılar boyalı, saçlar tıraşlı, gönüller pırpırdı. Okul ile yurt arası 10 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Yol boyunca birbirlerine çeşitli şakalar ve birbirlerine kendilerince tembihler de bulundular. Ve nihayet yol bitmiş okul bahçesinin önüne gelmişlerdi. Okul bahçesinden içeri girip kalabalığın olduğu yöne doğru ilerlediler.

Okul genişçe bir bahçeye sahipti. İrili ufaklı ağaçlar, ağaç dipleri yeni bellenmiş güzel bir bahçe idi. Sarı 3 katlı ve tam ortasında “Güzelce Lisesi” yazan bir binaydı.

Kalabalık öğrenci grupları kümeler halinde bekliyordu. Okul kapısının önünde duran panoya bir liste astılar, lise 1 öğrencilerinin hangi şubede oldukları yazıyordu. Kemal ve arkadaşları hemen o tarafa doğru yöneldi.

Kemal ve Hasan 9/A şubesi Murat B, Abdullah ise C şubesine düşmüştü. Gönüllerinde hepsinin aynı şubede olması vardı, lakin öyle olmamış sadece Kemal ve Hasan aynı şubeye düşmüştü.

Mikrofona bir iki dokunma, ses kontrolü ve soğuk bir ses;

“Her şube sırayla yerine geçsin” sıra 9’a şubesinden başlayarak sıraya girdi tüm öğrenciler.

Mikrofondaki ses devam etti konuşmaya, sert üslubu hiç değişmedi bu sert ve soğuk sesin sahibi okul müdürü Gürbüz Yılmaz idi. Sert, nizam ve kanuna verdiği önemle tanınan ve merhameti bir o kadar zayıf olan Gürbüz Yılmazdı. İlk günden gözdağı vermek istiyordu.

Evvelki senelerde de bu şekilde yapıyordu. eski öğrenciler zaten biliyordu, asıl mesele yeni başlayan öğrencilerdi. Korku ile nizama uygun öğrenciler yetiştirmek, gayesi buydu. Kısa bir konuşmanın ardından öğrenciler sınıflara çıkmaya başladı. Sınıflara çıkarken Hasan Kemal’e tembihledi, aynı sırayı kapalım, Kemal’de göz kırparak tebessümle hallederiz dedi. Öyle de olmuştu.

Yol arkadaşlığı aynı sıralarda da devam ediyordu..

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir