Gerçekçi Bir Yazar: Sami Paşazâde Sezai

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Edebiyat; duyguları, düşünceleri, hayalleri ve istekleri kelimelerin sınırsız büyüsüyle harmanlayıp etkileyici ve bilgilendirici metinler oluşturmamızı sağlar. Kaldı ki insanoğlunun anlatma ve yazma serüveni var oluşundan beri süregelmektedir. Zamanla değişen alışkanlıklar, evrilen kültürler ve dönüşen yaşam tarzları tabii olarak edebiyatı da etkilemiştir. Tanzimat Dönemi sonrasında edebiyat, birçok yeniliği ve ilki beraberinde getirmiştir. Sami Paşazade Sezai de Tanzimat sonrası dönemin üretken ve değerli kalemlerinden biridir.

Sami Paşazâde Sezai, 1859 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı(Eğitim Bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile paşanın ikinci eşi olan Gürcü asıllı Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Sami Paşazâde Sezai, babasının Taşkasap’taki konağında özel eğitim görmüştür. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı dönemde de İngilizce öğrenmiştir. Yirmi yaşına kadar resmî bir görev almayarak edebiyat konusundaki bilgilerini arttırmayı tercih etmiştir.

‘’Maarif’’ başlıklı ilk yazısı 1874 yılında Kamer adlı gazetede yayımlanmıştır. Üç perdelik bir piyes olan Şir isimli ilk eseri, 1879 yılında yayımlanmıştır.

Babasının ölümünden sonra ise Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atanmıştır. Londra’da kaldığı yıllarda İngiliz ve Fransız edebiyatını yakından izleyen Sami Paşazâde Sezai, 1885 yılında elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosundan azledilerek İstanbul’a dönmüştür.

Sami Paşazâde Sezai, 1885-1901 yılları arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizâde Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaşmıştır. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermeyen Sami Paşazâde Sezai bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazmıştır. 1888 yılında bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemsettin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendiden sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi.

Sami Paşazâde Sezai’ye 1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararı ile “Hidamat-ı Vataniyye” tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 yılında İstanbul’da zatürreden vefat etti.

Edebi Kişiliği

Sami Paşazâde Sezai, ilk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında vermiş; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuşmuştur. Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak Türk edebiyatında yer almıştır. Kölelik ve cariyelik siteminin eleştirildiği roman onun en ünlü eseridir. Kitap, Besim Ömer Paşa tarafından Fransızcaya çevrilmiştir. Romanın getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalsa da hikâye türünde çok güçlü bir yazardır. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünün, Türk edebiyatındaki öncülerinden olmuştur. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan Sami Paşazâde Sezai, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkilemiştir. Namık Kemal’in etkisiyle birçok hikâyesinin dilini süslemiş, uzun cümleler kullanmıştır. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirmiştir. “Sanat için sanat” anlayışı ile eserler veren yazar, konularını her zaman yerli hayattan seçmiştir.

Hikâye ve romanlarından genellikle halkın içinden kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla ele almıştır. Henüz on yedi yaşındayken tanışıp dost olduğu Namık Kemal ve Abdülhak Hamit Tarhan gibi yazarların etkisinde kalan Sezai, eserlerinde Batı edebiyatına yönelerek betimlemelerde şairane bir üslup tercih etmiştir.

Sanat için sanat anlayışıyla eser kaleme alan yazar; öykülerinde küçük, önemsiz ve şaşırtıcı konuları ruh çözümlemeleriyle doğal ve günlük konuşma diliydi işledi. Türk edebiyatında modern anlamda kısa öykünün kurucusu kabul edilen yazar gerçekçilik akımından etkilenmiştir.

Sami Paşazâde Sezai, Türk edebiyatı tarihinde Halit Ziya’dan (Uşaklıgil) önce yetişen ilk büyük üslûpçu olmakla birlikte cümleleri onun cümleleri kadar sağlam değildir. Hayatı boyunca Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan yeni edebiyatı savunmuş, bu edebiyata yapılan hücumlar karşısında daima yeninin ve yeniliğin yanında yer almıştır. Millî Edebiyat akımı başladıktan sonra Türk dilinin sadeleşmesi fikrini desteklemiş, çeşitli yazılarıyla Mehmet Emin’i (Yurdakul) ve onun açtığı çığırı savunmuş, bunu Türklüğün manevi varlığını gösterecek tek yol olarak görmüştür.

Eserleri

  1. Sergüzeşt

Esas olarak Tom Amca’nın Kulübesi adlı romanla XIX. yüzyılda bütün dünyada aktüel bir tema haline gelen esaret konusunun işlendiği eserde daha çok romantik bakışla toplumdaki sosyal bir yara gündeme getirilir. Amacı esaret kurumunun insanlık dışı yönü üzerinde okuyucuyu düşündürmektir. Romanda yazar olaylara, konaklarında bir arada yetiştiği câriyeler dolayısıyla hayatını ve ıstıraplarını çok yakından bildiği güçsüz kahramanı Dilber’in gözüyle bakar. Bu suretle ezen-ezilen, kuvvetli-zayıf tezadını çarpıcı şekilde dile getirdiği gibi Dilber’in başından geçen olaylar vasıtasıyla toplumun merhamet duygularını harekete geçirmek ister. Romanın eleştirilecek bir yönü esaret meselesini sadece Doğu’ya aitmiş gibi göstermesi, Avrupa’daki serf sistemini ve Amerika’daki köleliği âdeta görmezlikten gelmesidir.

  1. Küçük Şeyler

Çeşitli hikâye, deneme ve tercümelerden meydana gelen bu eserinde Sezâi, mukaddimede belirttiği gibi Namık Kemal ve Abdülhak Hamit çizgisinden kısmen uzaklaşmakla birlikte yine de tasvirlerine şahsi duygularını katmak suretiyle romantizmden tamamen kopamadığını göstermektedir. Özellikle realist tasvirleri dolayısıyla devrinde bir çığır açan eser Servet-i Fünuncular üzerinde büyük ölçüde etkili olmuş, gerek devrinde gerekse daha sonraki yıllarda takdirle karşılanmıştır.

  1. Şîr

Yazarın yirmi yaşlarındayken kaleme aldığı bu oldukça zayıf ve acemice eser üç perdelik bir trajedi olup devrinde bir yankı uyandırmamıştır.

  1. Rumûzü’l-Edeb

Hikâye, hatıra, gezi notları ve sohbet yazılarından meydana gelmiştir.

  1. İclâl

Tek bir hikâye ile hatıra, gezi notları ve denemelerden oluşmuştur.

  1. Konak

Yazarın 1934-1935 yıllarında yazmaya başlayıp tamamlayamadığı bir roman müsveddesi olup Güler Güven tarafından yayımlanmıştır (TDED, XXI [1973], s. 97-113).

Sami Paşazâde Sezai’nin eserlerinin büyük kısmını Zeynep Kerman, Sami Paşazade Sezai’nin Hikâye-HatıraMektup ve Edebî Makaleleri (İstanbul 1981) ve Sami Paşazade Sezai: Bütün Eserleri (I-III, Ankara 2003) adıyla neşretmiştir.

KAYNAKÇA

  • https://islamansiklopedisi.org.tr/samipasazade-sezai
  • https://kidega.com/yazar/samipasazade-sezai-000752
  • https://www.fikriyat.com/edebiyat/2019/04/26/gercekci-romanin-oncusu-samipasazade-sezai

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir