Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Gerçek Dava Adamları

avatar

Yusuf Duru

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Tuğluk  devletinin Sultanı Gıyaseddin Tuğluk öldükten sonra yerine oğlu prens Yuna geçer. Bilinen ismi ile Muhammed Tuğluk yirmi beş yıl boyunca devleti yönetir. Kendinden önce hüküm süren tüm sultanlardan çok farklı ve medeni olarak çok ileri görüşleri olan Muhammed Tuğluk hanı maalesef çevresinin anlayışsızlığı ziyadesi ile yıpratır. Devrinin altı dilini çok rahat konuşup, yazı dili olarak da kullanabilen sultan, gelen yabancı elçilerle tercümansız doğrudan konuşabilmektedir. Matematik, Felsefe, Astronomi, MİMARİ ve diğer bir çok ilimde ileri derecede bilgiye sahiptir. Bu bilim dallarında çalışan bilim adamları ile her on beş günde sarayının büyük salonunda toplantılar düzenleyerek halktan kimselerinde katılmasını sağlayıp bilgi ve ilim seviyesini yükseltmeyi amaçlamıştır.

Fikirleri çok ileri olan bu sultanın teb’ası maalesef cehaletle kaim ve daim oldukları için onu anlayamazlar. Sürekli karşı koyarlar. Büyük Seyyah ibn Batuta Hindistan seyahatinde onun sarayında kalır ve günlerce süren uzun sohbetleri olur. Ekonomik olarak aldığı tedbirler çok enteresandır. İlk defa faizsiz kredi sistemini oturtmaya çalışır. Hazinedeki altını muhafaza etmek için kağıt para kullanımı teşvik etmeye çalışır, tahvil ve hisse senedi tarzı uygulamaları ilk defa hayata geçirmeye çalışır, orduya çok farklı eğitimler uygulayarak gerilla sistemini oturtmaya ve küçük timler halinde düşmanın içine girip onları içerden çökertmek adına güçlü bir istihbarat ağı kurmaya çalışır. Ayrıca kıtlık dönemlerinde halka yardımcı olmaları için zenginlere uzun vadeli borçlar vermelerini, şayet borçlarını ödeyemeyenler olursa karşılığının hazinede bekletildiğini ve kendisi tarafından ödeneceğini duyurur.

Sulama sistemini, tarımı ve daha bir çok yeniliği hayata geçirmeye çalışır. Ancak dönem çok ciddi anlamda cehaletin kol gezdiği bir dönem olduğu için kimse Sultan Muhammed Tuğluk hanı anlamaz. Sürekli karşı çıkarlar ve etrafında bulunanların sürekli sıkıntılı söylemleri ile karşılaşır.

Nihayet bir gün hocası yine böyle bir ilim meclisinde talebesinin söylediği her şeye karşı çıkan sözde akıl dane takımının tavırlarından sıkılır ve sorgucundaki irice bir elması yanında getirdiği örsün üzerine koyarak kırıp parçalar ve derki

“Gerçekler ancak gerçeği anlayanların bulunduğu topluluklarda gelişir. Elmas da olsa, demircinin örsüne düşerse kıymeti yoktur.”

Bunun üzerine Muhammed Tuğluk han, beş yaşından bu yana kendisine hocalık eden bu bilgi kişinin omuzlarından tutar ve şöyle söyler,

“Durunuz muhterem efendim, biliyorum bana olan sevgi ve şefkatiniz böyle çetin mücadele ile yorulmama dayanamıyor. Ama bu hususta ben sizin gibi düşünmüyorum. Çalışmaların Hindistanın sadece bu günü için değil, nice yarınları içindir. Tarih gerçekleri en iyi değerlendiren bir mihenktir. Eğer memleketteki diğer elmasların kıymetinin ve yerinin neresi olduğunun meydana çıkmasına yardımcı ve sebep olacaksa bırakınız da bir elmas çekiçle ezilsin.

Sevgili okurlar, bir çok gerçek ve gerçeği söyleyen kişi, etrafında bulunanların fikirlerine uymadığı için sürekli eleştirilir, kendisi için söylenmedik söz bırakmazlar. Ancak ideali büyük, geleceğe yönelik planları olan ve bu işleri başarmak amacıyla çaba sarfeden insanlar, kimse beni anlamıyor diye mücadelesinden vazgeçmez, azminden taviz vermez. Bilir ki gelecekte memleket ve insanlık için attığı her adımın kıymeti nessillerce anlaşılacaktır.

Ben şöyle bir konuyu topluma açıklarsam ters tepki ile karşılaşırım.

Bu kanun teklifini verirsem benimle alay ederler, kabul edilmez.

Gördüğüm bu aksaklığı düzeltmek için elimden geleni yapmalıyım, önüne geçmeliyim ama ya bana hakaret ederlerse.

Gibi düşüncelerle hareket edenler asla gerçek dava adamı olamazlar. Her konuda hakikat nasıl olsa bir gün ortaya çıkacaktır. Bu yüzden yılmadan ve korkmadan, gelebilecek bütün tarizlere ve tacizlere karşı güçlü ve dik durarak hareket eden aynı zamanda ilahi rızanın kendisi için takdir ettiği senaryoya boyun eğen insandır. Allahın kudretine boyun eğen gerçek dava adamları kendilerine örnek olarak Hazreti ibrahimin ateşe büyük bir korkusuzluk, teslimiyet ve vakarla yürüyüşünü alırlar, Hazreti Musa aleyhisselamın korkusuzluğunu alırlar, Hazreti İsa aleyhisselamın şikayet etmeyişini alırlar, Hazreti peygamber aleyhisselamın müşriklere karşı sabrını örnek alırlar. Bu kudret bu peygamberlerin tavırlarında ve duruşlarında tecelli etmiş, Hazreti Hüseyin’in kerbeladaki tavizliğinde insanlara en güzel örneği miras bırakmıştır.

Gerek ilim adamları, gerek veliler, gerekse devlet adamları pek çok sıkıntı ile karşılaşarak halkın ve etrafındakilerin önlerine yığdıkları setler, manialarla karşılaşırlar ve bunlarla mücadele ederler. Onların kabiliyetlerini çekemeyenler, onların başarılarını hazmedemeyenler en iyi ve halk için faydalı her işi bile dedikoduya dökerler. Bu dedikoducuların etraflarında bulunan kendileri gibi cahil ve bilgisiz insanların, nereden geldiğini bilmedikleri, gerçekliğini araştırmadıkları bu sözlerin etkisi ile köklerinden kopup uzaklaştıkları, savruldukları defalarca görülmüştür.

Dava adamları ise sabırlıdır. Güneşin sıcaklığı, ayın geceyi aydınlatması gibi yavaş yavaş ilerlerler. Ülkelerini, birlikte yaşadıkları insanları gerçek medeniyet ve başarı ile hedefe ulaştıran insanlar, diğerlerinin yanında güneş gibi yılmadan ve hadiselere olan haklı, farklı ve azimli yaklaşımlarıyla ölçülürler.

Kur’anı Kerim Sad suresinde “İnananlarla iyi işlerde bulunanları, yeryüzünde bozguncular gibi tutacağız, yahut çekinenlere, doğru yoldan çıkanlara yaptığımız muameleyi mi yapacağız” ikazında bulunur. Aynı zaman hayırlı ve iyi işler yapanların amellerinin, uğraşlarının çektikleri sıkıntıların hiçbir zaman zayi olmayacağını müjdeler.

Unutmayalım ki büyük işlerin mücadelesi de büyük olur, münkiri de büyük olur. Bu mücadele insana azim ve kararlılık verir. İnsanı hedefine kilitler. Aksi halde her şey hazırlanır, hedefe kolaylıkla ulaşılır ve başarılar çok çabuk, usulsüz, yersiz, yöntemsiz ve yordamsız olursa bir kıymeti harbiyesi kalmaz. Kaldı ki birilerinin yardımı ile mücadele etmeden, alın teri dökmeden ahmak ve akılsızlar da başarıya ulaştıklarını sanırlar. Ama onların isimleri tarih sahnesinden de insanların gönüllerinden de çok çabuk silinir, yok olur giderler.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.