Geleceğimizin Kanlı Kıyıları

Varlığıyla hakiki varlığın ve yokluğuyla ise azap verici yokluğun içinden kopup gelen, sabır ve cesaretin, sevinç ile metanetin, kenarından ve köşesinden sıyrılıp tam ortasından geçen çocuk ve çocukluk, öteden beri derine doğru yol yürümektedir. Bazı mevzular vardır ki, evveli, ahiri, zahiri ve batını hercümerç olmuştur. Dünyayı temellük eylemeye çalışanların ihtiras dişlileri arasından un ufak olmuş, olmaya devam eden ve maalesef yeni bir düzen kurulmadığı müddetçe bundan sonra da, heder ve dilhun kalmaları mukadder olan çocuklara, ezel ile ebet arasında bir sayfa açmak, bugünün en mühim gereklilikleri arasındadır.

İnsanın hep iki yönü vardır. Bu yönler kahir ekseriyetle birbirine zıttır. Aslında bu zıtlığın gerçekliği, kendisine verilen ismin manasında sırlanmıştır. İnsanoğlu, ünsiyet ve nisyan arasında kâh muallâ bir pervanede dönmüş, kâh alçaklara savrularak sırrını ifşa etmiştir. Vazifesinin mesuliyetini bihakkın yerine getiremediği zamanlarda, bu sır vahametlere sebebiyet vermiş ve hamâkatin cürmü, en çok çocuklara yüklenmiştir. Büyüklerin hırslarını, garabetlerini, acayipliklerini, öfkelerini, günahlarını ila ahir genellikle çocukların çektiği bir düzen sürüp gitmektedir. En saf gönüllerin hile hud’a ile parçalandığı bu düzene veda ettirecek ilahi seslerin ise, kimisi tahribata uğramış, kimisi ise tamamen muhtelif arzularla tahvil edilmiştir.

Güçsüzlüğün ve güçsüzlerin kale alınmadığı serkeş düzende, çocuklara dair hemen her şey ceffelkalem sayılmıştır. Zaman zaman bazı zevatın tedailerine konu olan, lakin hakiki bir alakadan uzak kalan değinmeler, öze hizmet etmediği için herhangi bir yaraya merhem olamamıştır. Anadolu’da “hala hatırın kalmasın” diye bir tabir vardır, çocuklarımıza ve gençlerimize dair birçok husus, bu kabilden yürümektedir. Hâlbuki geleneğimiz gerek lisan-ı hal ve gerekse lisan-ı kal bakımından ifade-i meramını berceste derecesinde serdetmiştir. Kanatlarını o taze nasiyeler için çırpmış ve fakat kanlı paslar her defasında gelip medeniyet meşalesinin üzerine dökülmüştür.

Yontulmuş bıçağa karşı, teslimiyetin özgürlüğü

Öncelerin ve sonraların mutlu hayatları arasındaki cennetin yerini bilenler, soluğunu sevgi pınarlarında alanlardır herhalde. Bir cümlede herhalde ibaresi varsa, bir tarafında temenni bir tarafında ise tereddüt var demektir. Maskeli yüzlerin tereddütü ise, dünyayı saf duygularla algılamanın temennisi olsa gerek. Aslında gereklilik içinde de bir temenni mevcuttur. Bu temenniler, hep umulmadık zamanlarda dirilir. Umulmadık vakitler, umudun habercisine dönüşür. Ölümün kavgasıyla hayatın barışı, tamda böyle demlerde İsmail (as) gibi teslim olur. İsmail, babasının nezdinde bir çocuktur, lakin hakikat tahlilinin farkındadır. Taşların en serti ile bıçakların en keskini arasında, kemal derecedeki teslimiyetiyle kördüğümleri çözen bir çocuk… O, en umulmadık zamanlarda, umudun varlığına inanan diriliğin cevheridir. İsmail, bir çocuktur büyüklerden küçük duran, fakat küçüklüğüyle büyüklük gösteren bir çocuk… Öncelerden tevarüs eden ve sonraların biteviye anlatacağı bir çocuk…

Muhabbet ışığına düşen vefa

Uğurböcekleri ile çocukların gözleri arasında tarifsiz bir sevgi yolu vardır. Mücerret sınırları zorlayan, ıstırapları durdurup tebessüme tebdil eden bu yolda, estetiğin yankıları yücelir. Çağları kanatlarına takıp uçan cemreler, bir yaradılış gününde suya düşer. Munis bir kuş serpilip aşina olursa bir çocuğa, muhabbetin dehlizleri yücelir ve genişler. Sevgi pınarları yukarıya süzülür, netameli hallerden azade olur ve kâinatın imanına dipnotlar düşer. Çılgınca yoldan çıkmış gelenekler bir şeyler yazar durur, putların arasında. Galat bir metnin imlası düzgün olsa ne yazar. Fakat bir nefes var ki, her şeye iyi gelir. Bu iyilik, Ebu Umeyr’in kalbine yuvalanmış olan sevgi ve vefadır. Saf ve masum çehrelerin alınyazısının irileştiği külçeler, izdüşümlerinde bulur kendini… Çocuk kalbi bu alınyazı ile o munis kuşu taşır. Her damla, ab-ı hayatı içirir. Kalbinde çırpınır kanatları… Ana kucağı kadar sıcak ve seccade kadar huzurlu… Seccadelerden uzak kalıp gönüllere perdeler inmemelidir. Hakikatin mühürleri sözlerde ve davranışlarda silinmemelidir. Gizemler ifşa edilmemeli ve Peygamber gelmeyecekse, kuşlar ölmemelidir.

Bütün çocuklar Enes (ra) olabilir. Yeter ki velisi “öf” demesin. Ateşle korkutmasın, muhayyilesini kırmasın ve suratını ekşitmesin. Bütün çocukların umut kuşu yaşamalıdır. Ya da sadece Peygamberin (sav) taziyeye gittiği Zeyd’in kuşu ölmelidir. Umeyr, hurmalıklara gömülmüş müdür bilmem, lakin gaddarlık kalp devrimine yenik düşmelidir. Bad-ı saba kasırgalara karşı galip gelmeli ve şiir okunmalıdır o masum ellerin güzelliğine… Lakin bugün armağanlarını kurşunlarla alan karanlık ülkelerin sabileri kuş besleyemiyor. Çünkü onların şehirleri gözleri önünde gömülüyor. Gözleri tozlara düşüyor tufanla karışık… Uğurböcekleri fersizleşmiş bu gözlere uğramıyor… Esasen büyüklerin gözleri, sürekli sınıfta kalıyor…

Kalbur saman içinde

Bir cahiliye hikâyesi vardır. Bu hikâye “evvel zaman içinde” başlamaz. Diri diri gömülen çocuk diye başlar. Cehalet devrinin diri diri gömülenleri, Yunus’ta “göğ ekini biçmeye” dönüşmüştür… Zamanın mihmandarlığı söylesin, bugün değişen fevkaladelik var mıdır? Yoksa daha da azgınlaşan zulmetin yedi başı, dört bir yana tohumlarını mı saçmıştır. Çağların üstünden seslenen vahiy, ne demişti insanın ağnağına… Gerçi İbrahim’den (as) yana olmayanlar, inkârın kâbuslarını göremezler ve dahi göremiyorlar. İbrahim, tek kişilik bir ordu gibi Nemrut’un karşısına dikildiğinde, çocukların ruhlarıyla bir gül bahçesini tasavvur etmişti. Fakat gül bahçeleri küçüldükçe küçüldü alevlerin koynunda. Putlar marifetiyle nadanlık kesifleştikçe kesifleşti. Romanın caddelerinden ve Nil kıyılarından kopup gelerek Hicaz’ın sokaklarına kadar uzadı. Babalar barbarlara dönüştü; cehaletin devrinde Hicaz havalisinden bazı barbarlar kendi çocuklarını gömüyordu, bugün ise başkalarının çocukları zamanın dişlilerinde ezilmektedir. Eziliyor özeleştirinin ideası. Çocukların diri kaldığı, büyüklerin madum olduğu hakikat kaynağı zorlu bir imtihanın ateşinde gül bahçesini kaybediyor… Çocuklar için her asır cahiliye devri ve her gerçeklik toprağın bağrı oluyor…

İçe doğru paçozluğun dışa doğru bilgeliği

Kardelen Temmuz’da açarsa bir mana ifade eder mi? Şayet bir anlamı varsa azmin sırrı suç mudur? Uzmanların, ruhiyatçıların, ictimaiyatçıların veya ilahiyatçıların çağdaş ve modern çiçekleri, hangi mevsimde açar? Ya da sual etmek haddimize midir? Görünen cevap o ki, olumlu gelişmelerin yaşandığına dair birkaç siyasi kürsü nutuğu, kurgusu masumca (!) yapılan bir takım haber bültenleri ve mevzuatlar eşliğinde algıların açtırdığı zamanın yapay çiçekleriyle birleşiyor… Çilenin ortasında kalanlarla, onlara yol gösterenlerin sembolleri dönüp dolaşıp birbirini buluyor? Yol göstericinin ve tarif edenin epeyce bol olduğu, lakin yol yürüyenin olmadığı bu dünyada, çocuklara düşen göstergeler, çile çizgisinin alacakaranlık noktasında yorumlanıyor.

Büyüklerin özverili dilsizliği, bıçakları, ateşleri, kurşunları ve hırçın dalgaları, zulmetin azdırıyor… Çocuklar renge bürünüyor ve siyahlar sömürülürken, beyazlar kapital burçlarına politik bühtan gönderi çekiyor. Sarı renk icap edince kullanılıyor, fakat her şey renklerin gölgesinde ilerlemiyor. Pratik vasıfların teoride eğildiği, eğilimli hallerin damgalanarak ağırlaştığı renklerin de bir yerden sonra ayrıntılı çıkarlara heba edildiği bir kopuşun masal dünyasındayız. Dünyanın düzenbazları, kendilerinden olmayanların çocuklarına kıldan ince kılıçtan keskin bir tertip tayin ediyor… Geçebilene aşk olsun…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Varlığıyla hakiki varlığın ve yokluğuyla ise azap verici yokluğun içinden kopup gelen, sabır ...

Boşluk

Varlığıyla hakiki varlığın ve yokluğuyla ise azap verici yokluğun içinden kopup gelen, sabır ...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Varlığıyla hakiki varlığın ve yokluğuyla ise azap verici yokluğun içinden kopup gelen, sabır ...