Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Geceye Övgü

avatar

Osman Deniz

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Geceleyin gökyüzü, yıldızlarla işlenmiş bir manto gibi yüksek dağları sarıp sarmalıyor. Mehtabın ışığıyla yıkanan berrak gecelerde ay, cömertçe ışığını döküyor. Unutulmuş yıldızların ışığı, gecenin serptiği karanlık tozu silip süpürüyor. Binlerce yıldır hasat edilir, geceleri yıldızlar…
Yıldızların fısıltısı geceyi nağmelerle örüyor, gözlere ulaşabilmek için yapraklarla mücadele ediyor, yaralı yürekleri gözlüyor. Ağaçlar, aralarında fısıldaşarak yıldızları selamlıyor. Göller de bir ayna berraklığında ayı ve yıldızları sinesinde misafir ediyor. Ay ise göllerin dibindeki sırları araştırıyor, geceleri…

Yıldızlar gözlere sırlarını dökecek, bulutlar gözlerde sırları örtecek, gözyaşları sırları kalplere sürükleyecek…

Yıldızların büyüsüyle avare gönüller, kimsenin ayak basmadığı, yolu olmayan gök kubbede şahlanan bir yıldızın terkisine binip her gece seyahate çıkar. Yıldızlara doğru ağu kokulu çiçekler açar insanın içinden geceleri. Ötelerin heyecanı, hüznün ve ayrılığın erittiği ruhların kapılarını zorlar. Ve bazen hüzün; kudretiyle geceyi öyle karartır ki ay ve yıldızlar gökyüzünden kaçar.”O kadar karanlık ki, körler bile yollarını bulamaz” der insan. Yurtsuz rüzgârlar bulutları sürükler getirir. Bulutlar, yıldızların üzerine perdelerini çeker. Ormanda ağaçlar dilsiz ve yalnız kalır. Gece gözlerde baygındır. Rüyasız bir uyku kadar ıssız, hiç bir gözün delemeyeceği kadar karanlık ve derin. Taşların uykusu gibi.İki seslenişin arasındaki sessizlik.Aklın yol bulabilmek için gönülden yardım istediği….

Hiç korkma! Karanlığın ıssızlığında ve yalnızlığında, içine doğru ilerle. Yüreğinin kapısını çal geceleyin. Arayışların deldikçe gecenin kara göğsünü, şiir dökülür, gönüllere. Gözlerin ve ışığın gürültüsünden uzak, bir ezgi, bir gönül aydınlığı bulacaksın orada.

O sessizlik eksiltmez, arttırır yüreğindekileri. Gonca yüreklere nice hayaller üflenir geceleri… Gölgen döner dolaşır sinende saklanır. Gölge dağıtan güneş yoktur artık, kilidi açılır gecenin. Gölge ve ışık aynı nurun iki farklı görünüşü, gözleri ve gönülleri büyüleyen. Işığın gücü yetmez gölgeye, gölge ışıktan beslenir. Ancak geceye başını yaslayan dinlendirebilir gönlünü ve zamanın o berrak sesine kulak verip, solgun yalnızlıklardan kurtarır kendini. Zamanın ötesine atar köklerini…

Gün tepelerin arkasında uyumaktadır henüz. Altın renkli şafağın günü çağıran sesi gelmeden önce, güneş ufukları alevle boyamadan. Güneş ışıktan bir el gibi gözleri ve gönülleri kapatmadan. Anlamsız donuk aydınlık, geceden kalma hayallerin üzerini bir sis gibi örtmeden önce, bin bir yalancı suret serpmeden gözlere. Ya da uyku parmak uçlarıyla göz kapaklarını indirmeden. Geceleri kum saatinde ipek böceği büyütürken henüz zaman, yüreğini kül yığınına çevirmeden önce. Taşların uyanmasını bekleme. Hangi gerçek şafakla açar ki? Ve hangi şafağı taşıyabilirsin her an yeni ufuklara?

Yerleştir yüzüne taşın sessizliğini, bir mermer sükûnetini. Bin nefeslik sözleri bırak. Dilsiz hayallerin, geceleri kalbinden dökülüp sana yol göstersin. Bilirsin şairler ruhların dilinden, hayal ipliklerinden kumaşlar dokurlar geceleri. Binlerce yıldır her gün hiç bıkmadan açan gece çiçeğinin sır kokulu hatıralarını topla. Gecenin o loş, diri ve duru sessizliğini dinle. Sükûtun şarkısı bırak coştursun yüreğini. Yoksa sönüyor her geçen gece hayatın soluk kıvılcımları. Her geçen gecenin ayrı ayrı gömüldüğü koca bir mezarlıktır ömür. Bırak sızsın gözyaşlarının sisi ruhunun derinliklerinden. Kanamayan aşk yarası, taşmayan gözyaşları ne işe yarar ki? Bırak gözyaşlarında boğulsun gözlerin. Ancak gözyaşlarıyla eritirsin üzerindeki zaman tortusunu. Işıltılı gözyaşlarını saç yıldızlara.

Sesi olmayan kelimelerle, her türlü görüş, bakış ve hissedişten sakladığın sırrı dök orta yere. Çığlıkları sükût ile boğan, gözlerinde bir şebnem gibi çiçeklenen yüreğinle. Söylenmemiş, henüz lisanlarda yer tutmamış sözler donsun dudaklarında. Yapıştır dilini damağına. Seslenişin yük olmasın rüzgâra. Canlı, fakat boynu bükük bir sonbahar güneşi gibi ol. Hafif bir tebessüm, biraz da naz, uzat ellerini gecelerde ötelere…

1964 doğumlu. İlk, orta ve liseyi İzmir'de okudu. Erzurum Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. Felsefe yüksek lisansı yaptı. Ankara'da MEB'e bağlı okullarda 30 yıl öğretmen ve idareci olarak çalıştı. 2018 yılında emekli oldu.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.