Gaye Güdüsü

Her zamanki gibi herkesin hiçbir çekince olmadan işlerini yapmadıkları o klasik günlerden birinde, yine cereyan eden sinirim ile bir haber yazarını daha haşladım. Gerçi, onun bu yaptığı hadsizlik benim kötülüğümden daha kabul edilemez bir şeydi. İnanmakta halen daha güçlük çekiyorum. Hangi akla hizmet eksik yazıları önüme getirme cesaretini kendilerinde bulabiliyorlar? Söylediklerine rağmen hava çalıyorlar. İyi haber yapma ideali olmayan kimsenin bu mecrada işi olamaz, diye düşünürken ajansın haberlerinin çekildiği stüdyonun üst katında bulunan ve stüdyoyu görebilen cephesi cam olan odamda oturuyordum. Eksik haber yapan yazarlardan biri izlenimini daha baştan aldığım adam, pervasızca odaya girip önüme haberinin kâğıdını koydu. Haber ise Samsun’da ramazan davulcusu olan bir çocukmuş. Eksik haberden sonra gelen bu gereksiz fikir iyice tepemin tasını attırdı. Adama; “Bu saçma haber de ne, kendinden utanman da mı yok?” deyince cevap alamayıp kovdum gitti. Böyle gereksiz haberlerin, haber adı altında yayınlanmaları idealime aykırı ve sinirlerimi bozmaktan başka bir işe hiçbir zaman yaramadı zaten. Akşam haberleri spikeri olarak çalıştığım zamanlarda da bu gibi saçma haberleri sunmazdım. İnsanların ihtiyacı olan şey gerçek ve hızlı sunulan haberlerdir. Davamın arkasında durmaya ve onun için çalışmaya asla çekinmem lakin böyle saçmalıklara da göz yumacak ve alttan alacak değilim. Sinirden dağıttığım masaya bakınca gördüğüm karışıklık beni oldukça rahatsız etti ve sunulacak haberleri bir kenara ayırdım. Ajansın yöneticisi, beni arayarak yine o klasik tehditkâr konuşmasını yaptı. Böyle devam edersem haberlerin yetişmeyeceğini geveleyip durdu. Bu durumu her zaman bir motivasyon olarak kabul ederek devam ettim. Ama şu saçmalıkların üst üste gelmesi de sabrımı sınama durumundan başka bir hale getirmedi bu aramayı. Akşam haberleri vakti iyice yaklaşıyordu. Spikere iyice hazırlanmasını hızlı ve doğru haberi iletmesini ve güzel ve akıcı konuşmasını söyleyerek koordinasyonu ayarlayıp odama çıktım. Camdan spikeri seyrederek eleştirecek tonlarca şey buldum ve onu da akşam haberlerinden sonra yanıma çekip kendisine çeki düzen vermesi için uyardım. Spikere söylediklerim onu üzmüş olsa gerek, daha önceki uyarılarımdan sonra bu sonuncuya katlanamayıp istifa dilekçesini öteki gün yolladı. Hiç çekinmeden kabul ettim. Nasıl böyle kusurlu bir spikeri işte tutabilirdim? Hemen yeni bir spiker ayarlayarak ona kuralları ve yapması gerekenleri söyledim. Akşam haberlerini sundu ve yanıma geldi. Bunca şeyden sonra elbet onun için binlerce kötü söz edeceğimi sanmışsınızdır. Ancak ben bunun yerine onu motive edip eksiklerini söyledim. O kadar da korkulacak bir insan olmadığımı gösterdim. O da bu halimden memnun olup dediklerimi harfiyen yerine getireceği safsatasını söyleyip gitti. Tabii söyledikleri beni de memnun etti ama bu onun bir hatasına onu da silmeyeceğim anlamına gelmesin. Nitekim zaten çoktan sabrımı sınayan birini değil binlercesini kovdum. Neden bu kadar düzen hastası olduğumu sorgulamaya kalkışmasın kimse. Bunun da elbet bir sebebi var.

İlk stajyerliğimi yaptığım haber ajansında gördüklerim aklımı başımdan almaya yetmişti. O kadar şaşırmıştım ki tüm o iyilik timsali hayallerim zamanla köreldi ve beni bu hale çevirdi. Stajyerken benden sorumlu olan haber yazarı, zırt pırt izin alarak müdürün iyi niyetini suistimal etmekten asla çekinmezdi. Bir insan aynı bahaneyle kaç kez üst üste izin alabilir dersiniz? Hiç tahmin dahi etmeyin. Bu adam o kadar arsızdı ki bazen sebep bile sunmadan kalkar giderdi. Her şeyden önce o adam benim hayallerime oldukça zıt bir tipti. Beni eğitmeyi bırakın, işe bile gelmiyordu. Bu aldığı gereksiz izinler de asla bitmezdi. Yalnızca bu adam mı zannediyorsunuz? Sadece o değil bütün ajans böyleydi. Ve hatta sadece tecrübeliler değil stajyerler bile böyleydi. Bir ümit belki sadece burası böyledir diyerek boş verdim ve başka bir ajansa geçtim. Burası düzgün mü zannettiniz? Eğer öyle ise zannetmeyiniz. Burada gördüklerim de o korkunç düzensizliğin birebir aynısıydı. Maalesef elimden başka bir şey gelmedi. Onlara ayak uydurmadım ama durdurmaya da gücüm yetmedi. İşlerini alaya aldıklarını gördükçe sinirden kuduruyordum. Müdür de bu duruma sebep verenlerdendi. İki ajansın ortak noktasının, iyilik meleği ve hatta sorumsuz yöneticiler olduğunu gördüm. Eskiden iyilikle işler yürür derken bu gördüklerim beni çıldırtacak dereceye getirmişti artık. Ben de bunların hepsinin üzerine iyice vicdansız ve önyargı dolu bir sinir yumağına dönüştüm. İşini ciddiye almayan herkesi basamak yükseldikçe sildim teker teker.

Sanmayın ki sadece bunla kaldım. Spikerlik yaptığım zamanlar başlarda sabah haberleri sunardım. Akşam sunulan haberlerin dünden kalma yemek gibi insanlara tekrar tekrar sunulmasına adeta alet olmuştum. Bu durum beni o kadar rahatsız ediyor ve davama o kadar karşıydı ki buna alet olmak beni çileden çıkarıyordu. Hiç haz etmeden sunduğum bu sabah haberlerinden üstün başarım ile çok sürmeden akşam haberlerine geçtim. Evet bu sefer gerçek ve taze haberleri sunabiliyordum. Ama bu kez de önüme gelen haber, asılsız iddialar ve eksik haberden başka bir şey değildi. Asabımı iyice bozdu geçtiğim dönemler. Artık olduğumdan daha farklı bir insana dönüşmeye başladım. Gerçek ve temiz medya idealime ne kadar yükselirsem o kadar yaklaşacağımı fark edene kadar yine de böylesine acımasız değildim. Kötü bir insan olmaktan haz ettiğimi sanmayın. Etmiyorum da zaten. Ancak insanların gerçeği öğrenmesine adeta taş bir duvar gibi önünde duran her şeyi yok etmeye kararlıydım. Fazla mı hırslıydım? Bilemiyorum. Eskiden sırf davamı korumak için insanların aksattığı işleri ben tamamlardım. Ama bu doğru muydu? Övgüyü haberi ben yazdığım halde neden onlar alıyordu? İşte böyle tonlarca soru kafamı bulandırmaya yetti. Onca baskıya rağmen kimsenin köpeği olmadım ve sadece yükselmeye odakladım kendimi. Akşam haberlerini yıllarca sunduktan sonra bir de üstüne üstlük sırf kadın olduğum için onca zaman hak ettiğim halde elde edemediğim o müdürlük makamını alma şansını kaybedecek değildim. O şansı da hakkıyla kullandım. Dönüştüğüm bu kurnaz kişiliğin gereğini yapmaktan asla çekinmedim.

Peki ya müdür olduktan sonra her şey bitecek miydi? Asla öyle düşünemedim. Ne yaparsam yapayım yine de bu sorumsuz hallerinden vazgeçmeyen bir sürü kişi vardı. Sırf o dönemki sabrımdan onlar biraz daha uzun ömürlü oldular. Neden herkes benim gibi olamıyordu? Bir insan neden davası için çalışmaktan bu denli çekiniyordu? Bu sorular gereğinden fazla aklımda dolandıkça daha da fazla insanın iş hayatını elinden aldım. Belki de bu hikâyenin kötüsü bendim. Belki de davası saçma olan bendim. Ama kimse beni yargılamaya kalkışmasın bile.

Peki onun bu durumu ders alınacak bir şey değil de nedir? Onun bu çaresiz eski benliğinden güç alarak oluşan karakteri ve idealine olan bağlılığı, onun şuan ki halinin en temel sebebi. Söylediği her şey, günümüzdeki medyaya yakın bir şey gibi. Asılsız haberler, gereksiz yere kirletilen medya, eksik haberlerin doğurduğu sonuçlar... Her biri günümüzün bir problemi. En doğrusu da onun yaptığı mıdır? Hiç sanmıyorum. Fakat o her şeyden önce, ideali için elinden geleni yaptı. Bazen önemli olan davanın doğruluğudur da tabii. Davası için çalışırken güttüğü tüm bu hislerin sonucu olarak yaptığı ölçüsüzlükler de az görülecek şey değil. Her şeye rağmen doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikre olan tutku, birçok şeyi göze almaya değer.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Veysel Paşa

Her zamanki gibi herkesin hiçbir çekince olmadan işlerini yapmadıkları o klasik gü...

Serviş Dışı

Her zamanki gibi herkesin hiçbir çekince olmadan işlerini yapmadıkları o klasik gü...