Film Gibi Zamanlar

Yeşilçam filmlerini izlemeyi çok severim. Evet günümüzle mukayese ettiğimiz zaman oldukça basit kaçan çekimler ve absürt senaryolar karşımıza çıkabiliyor. Ancak gülerken ağladığımız, ağlarken güldüğümüz o samimi filmlerin yerini de hiçbir film dolduramıyor. Peki neden? Cevap oldukça basit aslında. Amaç gönüllere dokunmaktı, ceplere değil!

Üzerinden 60 sene geçmesine rağmen bir film hala aynı ilgi ile izlenebiliyorsa, aynı şekilde güldürüp ağlatabiliyorsa gönüllere dokunmuş demektir. Gönüllere dokunan ne miydi? Birbiri için fedakârlık yapmaktan gocunmayan ve ne olursa olsun kopmayan bir aile bağı. Herkesin herkesi tanıdığı ve en kötü günlerde dayanışma içinde olan bir mahalle ortamı. Bir kez âşık oldu mu bir daha unutmayan ve onun için her şeyi yapan sevdalı kalpler…

Yeşilçam’da sevmek desem aklınıza ne gelir? İlk görüşte âşık olmak. İki günde sanki bir ömür tanıyormuşçasına bağlanarak evlenmeye karar vermek. Sonra araya yanlış anlaşılmaların girmesi ve ayrılık. Yıllar sonra yeniden karşılaşma ve yanlış anlaşılmaların giderilmesi. Geçen sürede asla unutamamış olmak ve yeniden birleşme ile mutlu son ya da son anda gelen bir ölüm ile mutsuz son. Günümüze uyarlasak ne kadar abes olur öyle değil mi? İnsan iki gün tanıdığı birine delicesine âşık olup da hiç ömür boyu bekler mi deriz! Peki, o zamanlar gerçekten de öyle miydi?

Cep telefonunun, görüntülü görüşmenin, anlık mesajlaşmanın, sosyal medyanın olmadığı yani her şeyin gerçek olduğu bir zamandan bahsediyorum. Bir kere gördüğün bir insana belki de bir daha ulaşma fırsatının olmadığını bilmek. Yazacağın kelimeleri günlerce düşünüp postaladıktan sonra gelmesi için pencere başında o mektubu beklemek. Kim bilir bu duygudur her şeyi hızlandıran ve kalıcı yapan. Hayat bir gün gündür, o gün de bugündür dedirten.

Bugünü yaşamayı unuttukça, yarınlar elimizden kayıp gidiyordu. Hep bir telaş içinde, birbirimizle konuşmadan, anlamaya gayret etmeden geçip giden bir ömürde her gün daha da yabancılaşıyorduk. Yarın yaparım, sonra giderim, daha vakit var dedikçe zaman hızla akıp gidiyordu. Fark etmeden değişiyordu her şey. Biz değiştiğimizin farkında bile olamıyorduk. Yadırgadığımız şeyler normalimiz oluyordu.

Değişen sinema değildi yani bizdik. Yeşilçam’daki o samimi duyguları günümüzde bulamamızın nedeni, bizde eksilmesiydi. Zamanla yok ettiğimiz güzelliklerden biri de kendimizdik. Her geçen gün eksiliyor, azalıyorduk. İnsanlığımızdan, samimiyetimizden, sevgimizden…

O her satırında derin hislerin yattığı şarkıları hatırlıyorsunuz değil mi? Kimse birbirine:

“Sevemedim Karagözlüm seni doyunca…”

“Sen uzaklarda değil, damarımda kanımsın.”

“Görünce âşık oldum o güzel gözlerine, başkasını istemem benim gözüm sende…”

diyor mudur acaba? Bu duygulardan, bu sözlerden, bu günlere…

Filmleri izlerken en keyif aldığım noktalardan biri de o eski İstanbul’un birbirinden güzel manzaralarına tanıklık etmekti. Hisar üstünde buluşan âşıkların, Rumeli Hisarı ve boğazı arkalarına alarak verdikleri o İstanbul dolu sahneler. Yüksek katlı binaların olmadığı, arabalardan yolların tıkanmadığı, boğazın maviliğinin solmadığı o güzel İstanbul…

O yıllara, o İstanbul’a, o insanlara özlemim arttıkça Yeşilçam filmlerini izlemeye de devam edecektim. Günümüzde bulamadığım her duyguyu, o sahnelerde arayacaktım. Cömertliğin aptallık, nezaketin yapmacıklık, saflığın enayilik sayıldığı bu dönemden uzaklaşarak o insanlar ile bir araya gelmeye devam ki diyorum!

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Sen Güle Bakıyorsun

Yeşilçam filmlerini izlemeyi çok severim. Evet günümüzle mukayese ettiğ...

İçimizde Bir Ülke

Yeşilçam filmlerini izlemeyi çok severim. Evet günümüzle mukayese ettiğ...

Çocukluğun Gölgesinde Bir Ömür

Yeşilçam filmlerini izlemeyi çok severim. Evet günümüzle mukayese ettiğ...