Fatihvâri Bir Yaşam: Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Kelimelerin hüznüne şahit olmak isterse insan onu bir ölüme ses verirken dinlesin. Usul usul kıyısından geçsin lakin hiç ses etmesin. Ürkütmesin kelama kadir ne varsa. Hepimiz öleceğiz. Nitekim ne güzel anlatmış Üstâd-ı Azam:

“Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun
Ölümü öldüren Rabbe secdeler olsun”

Peki, ne anlatmak istemiş hangi hale kulak vermek istemiştir hiç düşündük mü? Yaşıyoruz, lakin hiç ölmeyecekmiş gibi. Yaşıyoruz sanki dünyanın tapusu bizimmiş gibi. Gideceğiz. Bir hayra muhtaç olarak gideceğiz. Ya hayırla anılacak adımız yahut anılmaya dahi kıymet bulmayacak. Heybemizde ne kadar kıymetli taşlar var ise işte o kadar kıymete layık olacağız. Peki bu kıymetli taşlara nasıl sahip olur ki insan? Ne kadar kıymete kadir işler yapılırsa o kadar kıymete tabi taşlara sahip oluruz. Evvela yapacağımız iş Efendimiz (sav)’in çok kıymetli hadislerinden birinde geçiyor: ‘’elinizin altındakilere sahip çıkın…’’ evvela bu hadisin elinden tutarsak hayat çok farklı bir yere dönüşür. Ölüm kulağımıza ne kadar ürkütücü gelse de Azrail( as) bir gün bizim için de gelecek. Ve bu gelişin bir daha dönüşü olmayacak. Nasıl ölmek istiyorsak azığımızı o şekilde hazırlamamız gerekiyor. Dedik ya herkes elbet ölecek. Kim olduğuna bakılmadan ömür denilen emanet elbet sahibine teslim edilecek. Hep merak etmişimdir bir devlet başkanı bir sadrazam bir padişah ölümü nasıl bekler? Ne ilginç değil mi binlerce insanı yönetmeye gücün olsun ama ölümün önüne geçecek hiçbir kelime dökülemesin dudaklarından.

Toprak kimleri almadı ki koynuna? Kimler geldi kimler geçti bu dünyadan. Dünyanın hakimi Fatihler, Kanuniler, Abdulhamitler… Acaba Azrail (as) şahsiyet-i ali zatların ruhlarını nasıl kabzetmiştir? İnsanın aklını kurcalayan naif sorulardan biri halini almış ki bu sual Fatih Sultan Mehmet Han’ın ölüm nedeni dahi son yıllarda acabalar bırakmaya başlamıştır. Bir sefer esnasında gut hastalığından emanetini emanetçiye teslim eden Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Beyazıd’ın elleriyle zehirlediği iddiaları kol gezmektedir. Bu iddiaları ortaya atan tarihçi ise Babinger’dir. Babinger, Aşıkpaşazade’nin manzum olarak yazdığı bir şiirine istinaden zehirlendiğini düşünmektedir.

Belki haklıdır yahut değildir bunu bilmemize imkan yoktur. Lakin şiir bir tarihçiye yol gösterir ama vesika hükmünde muamele etmek gülünç bir durumdur. Bu durum şiirin özelliklerinin göz ardı edildiğinin bir göstergesidir. Meşhur Tarihçi Kemalpaşazade şöyle anlatmaktadır Fatih Sultan Mehmed’in vefat nedenini: ‘’Amma dest-i takdir pençe-i tedbirin bozmuş ve ayak zahmetiyle huzurun uçmuştur; ol sebepten uzak yere azm edemezdi. Nikris zahmeti ki atalardan intikal eden bir hastalıktı. Son demlerinde kendisin ciddi olarak rahatsız kılmağa başlamıştır.” Evet, Kemalpaşazade’nin de anlattığı üzre niksir yani gut hastalığıyla baş etmeye çalışmaktaydı Fatih Sultan Han Hazretleri. Her ne şekilde olursa olsun Fatih Sultan Mehmed Han 30 yıllık saltanatının ardından 3 Mayıs 1481 Perşembe günü ruhunu teslim etmiştir. Solakzade şöyle tarih düşmüştür vefatı üzerine:

“ölmedi Şah Mehemmed İbn Murad
Belki bağ-ı cinane kıldı seyr
İşi hayr olduğu için halka
Oldu tarih ana ‘’dua-i hayr’’ (886/ 1481)”

Ölüm hepimizin yakasına gül olacak bir gün. Ya ölümümüz hayırla anılacak yahut adımızı anlaya dahi imtina etmeyecek insanlar. Ölümünden tam 538 yıl sonra dahi adı anılıyorsa zat-ı alilerin hayırsızlık terennüm etmek zannedersem edep sınırlarını aşmak olacaktır. Fatih Sultan Mehmed Han diyince zihnimde canlanan bir cümle var:

“Efendimiz (sav)’in hadisi şeriflerine nail olacak bir yaşam süren bir insan bir çiçeği göğsünde taşısa o çiçek toprağa ihtiyaç duymadan ömrünü idame ettirir. Vallahi bu sözlerimde mübalağa yoktur.”

Hayır ile anılacak bir ömür bahşeyleye Rahman. Fatihvarî bir hayat nasib ede Rahman. Öyle bir hayat nasip ede ki biz ümmet olarak var olduğumuz sürece ne Arakan’daki çocuklar zulüm göre, ne Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz eziyet çeke, ne Suriye’deki kardeşlerimiz vatanlarını terk etmek zorunda kala. Öyle bir hayat nasip ede ki Rahman Mescid-i Aksa’ da dalından bir çiçek kopsa bizlerin yüreklerinin şerha şerha parçalandığı duyula. Öyle bir hayat nasip ede ki Rahman Kabe’nin üzerine gölgesi düşecek tek bir yapının sıkıntısı yüreğimizi kemire. Bir çocuk açlıktan ölüğü zaman Afrika’da ellerimiz ekmeğe uzanmayacak bir hayat. Hayal ediyorum ve utanıyorum. Zulüm gören tüm kardeşlerimizin inşiraha ereceği bir hayat nasip ede Rahman. Ayaklarımıza güç ellerimize kuvvet kalbimize aydınlık gözlerimize görme yetisi vere Rahman… Rahman bizi affede…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir