Farklılıklarımızla Yaraların Merhemiyiz

Suretimiz, sîretimiz, mizacımız benzer gibi görünse de ayrılıyor birbirinden. Hepimiz benzerlikler içinde farklılığa doğmuş kişileriz. Zevklerimiz, renklerimiz, damak tatlarımız, sevindiklerimiz, üzüldüklerimiz her biri farklılığımızın yansıdığı bir alan. Aynı yemeği kimimiz tuzlu seviyor, kimimiz tuzsuz. Çayı içiyoruz ama kimimizinki şekerli, kimimizinki şekersiz. Aynı mesleğin mensubuyuz ama herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi var. Kısacası hepsi aynı olsa da içindeki “ben”ler farklı…

Sıradışılığımız, farkımız fıtratımıza ekilen bir tohum, yaradılış sırrımız. Kaderimiz de bu sırrın en güzel örneklerinden. Birbiriyle aynı gibi görünen ama bir o kadar da birbirinden ayrılamayacak, kopamayacak, sanki birini çıkartınca tüm denklem bozulacak gibi duran kader ağlarının ortasında kendi kaderimizin başrolündeyiz. İçine doğduğumuz ve birbirinin aynı gibi görünen nice hikâyenin ortasında kendi hikâyemizi kuruyoruz, yaşıyoruz ama hikâyemiz, farklılığımız, sıra dışılığımız bu hikâyeleri bozmuyor, eksiltmiyor, birbirinden koparmıyor aksine tamamlıyor, ikmal ediyor.

Hepimiz aynı hikâyeyi, aynı karakterlerle, aynı mekânda ve aynı olaylar çerçevesinde yaşamıyoruz. Bu yüzden birimizi diğerimizin yerine koyup aynilik ilişkisi kurmaya kalkmak, o kişi bu denklemde yer alsaydı yine aynı sonuç ortaya çıkardı demektir. Kur’an’da, hadislerde geçen anlatılarda, tarihi olaylarda bahsedilen zatlar, Hz. Peygamber, sahabe onlarla aynileşelim diye değil, benzeşelim diye bize anlatılıyor. Yani onlarla tıpatıp aynı olalım diye değil, onlara benzemeye çalışarak hayatlarından örneklik devşirelim diye. Burada problem benzerlik ilişkisinde değil, aynileşme zemininde.

Herhangi bir güzel haslette, güzide davranışta taklit safhasında aynileşme muhakkak olmalı. Sonrasında benzerlik aşaması ve hemen ardından özgünlük gelmeli. Aynileşmede kendi özgünlüğümüzü kaybediyoruz lakin benzediğimizde karşımızdakinin beğendiğimiz özelliklerini kendi özgünlüğümüz içinde eriterek alıyoruz. Bu bağlamda herhangi birinin yaşadıklarını kendi hikâyemizle ya da bir başkasının hikâyesini diğeriyle aynileştiremeyiz. Sınırlar muhafaza edilerek iki tecrübe arasında benzerlikler kurulabilir ama aynilik asla. Aynillik kurmak, kişiliğimize ve özgünlüğümüze kast etmek olur.

Acının, zorluğun, kaderin, başarının, insan olarak farklılıklarımızın benzerlik ya da aynilik kıyası olmaz. Yaşadıklarımızın hiçbirini, “O benim yerimde olsaydı…” diyerek kıyaslamayız. İntihar vakalarına bakış açılarına bakıyorum son zamanlarda. İnsanlar, bu hususta ahkam kesiyorlar maalesef: “Onun yerinde olsaydım şöyle olurdu… Ölmeyi uyumak zannediyor insanlar, sonra görüyorlar günlerini…” Fizyolojik bir rahatsızlığa, maddi bir mihnete dayanıklılığımız, yaşadığımız yahut şahit olduğumuz bir hadiseye tepkimiz, sözlerin ve olayların üzerimizde bıraktığı tesir farklı farklıyken manevi mihnetlerde ya da durumlarda da dayanıklılığımızın, hassasiyetimizin derecesini yahut vereceğimiz tepkileri, üzerimizde oluşacak tesirleri başkasıyla kıyaslayamayız.

Doktorlar, benzer olsa bile herhangi bir fizyolojik rahatsızlıkta kişiye özel reçete yazarlar zira verilecek ilacın yahut yapılacak tedavinin tesiri, yan etkileri insandan insana farklıdır. Hatta ağrımız için kullanılan ağrı kesicinin, anestezide verilen morfinin dozajı bile kendimize göredir. Psikologlar da sorunlar aynı olsa bile kişiye özel terapi yaparlar. Zira herkesin hikâyesi, yaşadığı olay, varlığını oluşturan ruhun özüne katılan maya farklı farklıdır.

Hepimiz farklıyız, farklı alanlarda koşturuyoruz. Kabiliyetimizle insanlığa faydalı olabilmek; muhabbetle dostlarımızın, arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin derdini gidermek, sıkıntısını hafifletmek; gönlümüzle akan kanı, dökülen gözyaşını durdurmak için çalışıyoruz. Hepimiz farklılıklarımızla yaraların merhemiyiz. Hangi yaranın merhemi olduğumuz ise kader sırrımızda saklı.

Kariyer yönetiminin en temel ilkesi, çalışanın ilgi, kabiliyet, hedef ve performansına göre bir yön tayin etmektir. Bu sayede kişi sevdiği alanda mutlu bir şekilde kariyerini gerçekleştirmiş, kurum ise çalışandan en yüksek verimi elde ederek emellerine ulaşmış olur. Kişi bu süreçte farklılıklarının farkına varırken diğer yandan da farklılıklarıyla kendi kariyerine, çalıştığı kuruma yaptığı katkılardan haz alır, gayrete gelir. Zira farklılıklarıyla işe yarıyordur. Burada çalışana dair yapılan portfolyo analizi, onun farklılıklarının hangi alanlardaki çalışmalara katkı sağlayacağını, hangi sıkıntılara çözüm sunacağını gösterir aslında. Yani çalışanların her alanda aynı kalibrede olması şirketi tatmin etmez. Herkes farklı olmadır ki her çalışan şirketi farklı alanlarda temsil edebilsin yahut şirketin farklı bir yarasına merhem olabilsin.

Dünya, bir yapboz gibi ve her insan da bu yapbozun bir parçası. Bu dünyadan göçtüğümüzde doldurulması imkânsız bir alan bırakıyoruz geride. Şöyle diyorlar bazen: “Yerini dolduracak…” Lakin kimse kimsenin boşluğuna iyi gelemiyor, gelemez de. Giden kendine münhasır farklılığıyla boşluğu dolduran yanını da alıp gidiyor bu dünyadan. Herkes ancak kendi boşluğunu doldurabiliyor. Neticede farklılıklarımızla bu dünyanın bir parçasıyız ve farklılıklarımız iyileştiriyor bu dünyayı.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Suretimiz, sîretimiz, mizacımız benzer gibi görünse de ayrılıyor birbirinden. Hepimi...

Boşluk

Suretimiz, sîretimiz, mizacımız benzer gibi görünse de ayrılıyor birbirinden. Hepimi...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Suretimiz, sîretimiz, mizacımız benzer gibi görünse de ayrılıyor birbirinden. Hepimi...