Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Erem Şentürk ile Yayıncılık ve Yeni Türkiye’yi Konuştuk

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Merhaba Erem Bey. Diriliş Postası ile başlamak istiyorum. Vizyonunuzdan okurlarımız için bahseder misiniz?

Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim; Diriliş Postası da Türkiye’nin hatta dünyanın, hatta tarihin bütün gazeteleri gibi son tahlilde ticari bir işletmedir. Vergi levhası vardır, gazete satar fatura keser, reklam alır fatura keser, maaş öder makbuz keser, kağıt alır fatura öder. Bitti. Hepsi bu. Medya budur. Şimdi tam bu adımdan sonra ikinci adımda ayrılma başlar. Gazetelerin asıl ayıldığı yer bundan sonradır, “Parayı nasıl kazanıyorsun” yani; “müşterin kim” sorusu, bir medyanın ne mal olduğunun cevabıdır aslında. Müşteri reklam verense, parayı reklam verenden kazanıyorsa, o gazete namusludur, saygı duyulmalıdır. Milletin habere ihtiyacı vardır, gözünün ulaşamadığı, kulağının yetişemediği yerlerde olan bitenlerden haberdar olmasını sağlar, haklarını hatırlatır ve gündeme argüman üretirsin.  Büyük hizmet. Sonra insanlar seni okurlar, yani dikkati üzerine toplarsın buna da tiraj denir, reyting denir, hiç denir ve sonunda topladığın bu dikkati reklam yapmak isteyen isteyen işletmelere satar fatura kesersin. Ne güzel, ne adil bir alışveriş. Ama sen parayı reklam verenden değil de, vakıflardan, istihbarat servislerinden, örtülü ya da açık sermaye sahiplerinin desteklerinden, yabancı ülkelerden, fon ödeneklerinden kanıyorsan işte namussuzluk başlamış demektir. Parayı ödeyen satın almış demektir, satın alınan mal olmuş demektir. Bizim vizyonumuz da bu, misyonuz da bu, korkumuz da bu; “aman tiraj olsun parayı reklam verenden kazanalım, kimse bizi satın almasın”

Bir gazeteci “tarafsız” mı olmalıdır? “Tarafsız gazetecilik” meselesi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Niye tarafsız olacakmışım ben? Kim koymuş bu kuralı, hangi niyetle koymuş? Tarafsızlık bana göre sahtekarlık, iki yüzlülük. Tam olarak batının dayattığı çıkarcı soğukluğu. Mesela ben garibandan tarafım, milleten tarafım, bayraktan tarafım, tarihten tarafım, mazlumdan tarafım. Ne münasebet taraf olmayacakmışım. Bir savaş var ve ben o savaşta düşmanla kendi milletime aynı mesafede duracağım öyle mi? Daha ötesi, bir insanın tarafsız olması mümkün değildir. Korkuların, açlıkların, aldığın eğitim, içindeki maya bir tarafa  meyleder mutlaka. “Tarafsızlık” iddiası, taraf tuttuğunu gizleme sahtekarlığıdır.

Gerçekleştirdiğiniz televizyon programlarınızı biliyoruz. Şu sıralar daha çok konuk olarak yer alıyorsunuz. Yeni projeleriniz var mı?

Daha önce de bir proje, plan dahilinde olmamıştı. Bundan sonra da bir proje plan dahilinde olan bir şey yok. Bana kalırsa artık ana akım medya telefondan müzik dinleme karşısında kaset dinlemek gibi. TV’lerin, gazetelerin, web sitelerinin hayatta kapladığı yer giderek azalıyor. Yeni nesil dijital medya içerik üretebilen, disiplinli, üretken ve yetenekli herkesi dünyanın en büyük televizyon kanalıyla rekabet edecek hale getirebilir. Tam da bu sebeple ana akım medyada olmak yerine dijital medyada olmayı tercih ediyorum artık.

Bir söyleşide, işini hakkıyla yapmak meselesine değiniyorsunuz. Mesela, bir bilgisayar programının orijinali varken sahtesini kullanmak da kul hakkıdır diyorsunuz. Bir Müslüman’ın her anında hakkı gözetmek meselesini konuşmak istiyorum. İşimizi hakkıyla yapsak neler değişir, şu şikayetçi olduğumuz dünyada?

Hak gözetmeme hastalığı kıyametin fitili gibi. Ne zaman biter o fitil onu Allah bilir ama bitecek bir gün ve patlayacak bu evren. Müslümanların dilinde olan bir laf var, “gayret bizden, netice Allah’tan” deriz. Bu laf söz dilinde kaldı, hâl diline inmedi. Dert burada bana göre. Netice alması gerektiğini, sonuca ulaşması gerektiğini zanneden bir insan, ilkeleri için çıktığı savaşta en çok kendi ilkelerinden vazgeçerek savaşı kaybediyor. Netice hastalığı yüzünden hak yiyoruz, hırslık yapıyoruz, haksızlık yapıyoruz çünkü; “bunu yapmasak olmaz” diye bir tevil var. Olmazsa olmasın. Yapmak zorunda değilsin ki, sadece gayret etmek zorundasın. Bırak olmasın. Çalma o programı, kaça kurduğun Word programında tefsir yazsan ne kârı var. Bill Gates’ ten çaldın işte, hırsızsın.

Ülkemizde gündemi kapsayan güzel haberlerin yanı sıra canımızı sıkan, gündemi meşgul eden, kardeşliğimize gölge düşürmek isteyen çeşitli haberlere de rastlıyoruz. İzlenimlerime göre ara sıra meydana gelen böylesi olaylar, pek de şaşırtmıyor bizi. Çünkü aşağı yukarı hep aynı çerçevede sürüp birisi bitince benzer bir başkası gündemi rahatsız ediyor. Sizin bu konudaki izlenimlerinizi de öğrenmek isteriz.

İlk soruda verdiğim cevapta olduğu gibi; nereden para kazanıyor o haberi yapan medya? Mesela bir Alman vakfından destek alan medyanın bütün işi, kardeşliğimize saldırmak olur. Bunu mecburen yapar, başka türlü geçinemez. Çünkü müşterisinin istediği hizmet bu, parayı bu işten kazanıyor. Çıkardığı fitne kadar fatura kesiyor o gazeteler, haber siteleri; ne kadar fesat o kadar para. Kamuoyuna iş düşüyor burada, rağbet göstermese devam edemeyecek ama en çok tirajı da onlar alırlar. Bu bize has bir şey değil, insan böyledir. Yalan haber hızlı yayılır. Yalan haber çok satar, yalan haber etkili olur. Kötülüğün, kaplama özelliğinden geliyor bu.

Yeni Türkiye atılımları hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Tekamül hep birlikte olur. İlerleyeceksek de hep birlikte, batacaksak da hep birlikte. Hiçbir topluma tek başına ileriye giden bir kristalize müstakil başlık olmaz. Sen her konuda kötüsün ama doktorların dünya çapında, her konuda geridesin ama yazarların çok ileride; mümkün değil bu. Tüccarın kadar sanatçı, işçin kadar iyi siyasetçi, annen kadar iyi komutansın. Son 15 yılda askeri vesayetin getirilmesi, sermaye tahakkümlerinin zayıflatılması gibi büyük ve önemli hizmetlerin arasında en önemlisi “ne olacaksak birlikte olacağız” kuralını öğrenmeye başlamamız bana kalırsa. Tam olarak öğrenmedik belki ama öğrenmeye başladık. Emperyalizmin en büyük telaşı bu. “Bunlar bir araya gelmeyi öğrenir, biz batarız” diye telaş yapıyorlar.

2018 ülkemiz için nasıl bir yıldı? Gündemi daha çok neler belirledi?

Savaşlar, savaşların büyüdüğü, yeni başların başladığı bir yıl. Daha da artacak, daha da çoğalacak. Bizi de içine çekmeye çalışacaklar. Gırtlağına kadar borca batmış bir dünyada yaşıyoruz. Herkesin herkse borcu var. Dünyanın toplam borç stoğu, ürettiği ekonomin üç katından fazla. Çoktan iflas etmiş olması lazımdı bu dünyanın. 1929 buhranından daha kötü bir tablo var. Savaşlar bütün ülkelerin can simidi. Kriz ertelemek için savaş çıkarıyorlar ve her gün daha fazla savaşa ihtiyaç var.

Video yayınlama portalı YouTube ve “youtuber”ların da gündeminizde yer ettiğini görüyoruz. Bu durum da biraz iş ahlakının hatta genel olarak ahlakın sekteye uğratılmasıyla mı ilgili?

Eğlence ve bilgi bombardımanı altında yaşanan bir çağdayız. YouTube sadece bunlardan biri. Elbette ateş kabiliyeti yüksek olanlardan biri ama, sanki evlerimizin içi YouTube’a göre farklı mı? Karşılıklı bir rıza tarafı da var bu meselenin. Senin rıza göstermediğin ya da az da olsa meylinin olmadığı bir şeyi sana izletemezler. Karşına çıkartabilirler, denk getirebilirler ama izletmezler. Evin içini toplarsak yayıncı mecraları toplamak daha kolay olur.

Son olarak; dilhânenizde yer edinmiş bir manşeti bizimle paylaşır mısınız?

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

Abdurrahim Karakoç’un “Kara Haber” şiirinin üçüncü mısrası olan bu cümle, aynı zamanda insanlık tarihinin en asil isyanlarından biridir. Hürriyet, sadece Allah’ın çizdiği sınırları kabul etmektir. Allah’ın koymadığı bir sınıra riayet eden herkes için esaret başlamıştır.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.