Erdik “Post”u “Past”a Karışmış Zamanlara

Evvel zamanda bir meselenin çözümü ailenin büyüklerine sorulurdu. Daha büyük meselelerde yerin/yörenin akillerine başvurulurdu. Çok büyük meselelerde akiller, aksakallılar, aile büyükleri, ulema gibi hem hem ilmî hem de irfani mayadan pay almışlarca bir heyet kurulur, istişare ede ede yol bulunurdu.

Evvel zamanda habere havadis denirdi. Havadisin tantanalısı ulaştı mı kulaklara, birinci ağızdan doğrulana dek beklenir, yazı varsa yazı, söz varsa sözle delillenir ya da değillenirdi. Gerçeği yalanı çabuk açığa çıkar, hiçbir mevzu çok beklemez, bekletilmezdi. Zira ahali bilinmezliğin uğultusunu sevmezdi.

Evvel zamanda yol ve yordam gösterene mihmandar denirdi. Mihmandarın gösterdiği yoldan, tavsiye ettiği yordamdan memnun kalındı mı yol da yordam da ona sorulurdu. Kişi ya da kişiler mihmandarını kendi seçerdi. İşte ondan ötürü gösterdiği yol ve tavsiye ettiği yordam isabet etmediğinde kabahat mihmandarda değil, onu seçendeydi.

Evvel zamanda aşırı yükselen uğultu dedikoduya yorulurdu. Dedikodulara illaki yanlış yargılar karıştığı olurdu. Gürültüyü dindirmek, tartışmayı bitirmek, dargınlığı önlemek, kargaşayı gidermek için işin hakikati meydan yerine konur, adıyla sanıyla açıklanır, hakkı teslim edilirdi. O zamanlar dedikodu eğlence değildi.

Evvel zamanda bir iş olsa da olmasa da hayra yorulur, muammalardan, askıda kalmış mevzulardan, üzerine grilik çökmüş her işten Hakk’a sığınılırdı. Fitneyle fesattan yaylım ateşinden kaçar gibi kaçılırdı. Herkes bilirdi ki “Fitne başladığı yere geri döner”di.

Evvel zamanda yalancıya yalancı denmez, yanlış ve yanılgı ne ise onun üzerinden izah getirildi. Yanlışların, yanılgıların ve yanıltıcıların nice zararlarından dem vurulur, yanlışa düşenin bu düşüşü tekrarlamaması umulurdu.

Evvel zamanda kötü söze de kötü sıfata da hayat hakkı tanınmaz, kötüde ısrar edenden medet umulmaz, kötü söz sahibine iade edilirdi.

Evvel zamanda düşük seviyeli sohbetten kaçınılır, lafın gideceği yer kadar, aksi sedasının hesabı yapılır, zülfüyâra dokunmayan, incitmeyen sözler nakşedilirdi semaya. Bilinirdi ki söz uçsa da semada asılı kalır, çirkin laflar ve çirkin manzaralar çabuk hatırlanır, dimağı da dili de kırklamak gerekirdi.

Evvel zamanda terennümle temaşa vardı. Yaratılmışların güzeline güzelce serilen bakışlardan güller destelenir, kadir bilen seslerin ve sözlerin güzellerinden bülbül nağmeleri bestelenirdi. Her an güzelden haberli olmakla teskin olurdu gönüller.

Evvel zamanda tevekküle davet eden teselliler, beyhude gamları eritirdi. Faniliğin imleri yollara serilir, keder edebe hürmetinden sükûta ererdi.

Evvel zamanda lazım olan belliydi. İnsanı lüzumundan fazla olan helal nimet bile maazaallah şımartabilirdi. Rahatın ve huzurun diyeti bilinir, geciktirilmeden iade edilirdi.

Evvel zamanda kâl ile hâli birlemek için demlenirdi gönüller. Söz kalpten ayrı, kalp sözden gayrı değildi. Ne de olsa testide ne varsa dışına o sızardı.

Evvel zamanda kendinde olmayanı evirip çevirip anlatanlara yüz verilmez, aşırılmış süslü laflardan feyz umulmazdı. Öyle ayırma kayırma yoktu; bir kimsenin dediğine dönüp bakmak için yaptığından emin olmak lazımdı.

Hepsinde öte evvel zamanda dile gelen nasiptendi, kaderin tecellisiydi; dile gelmeyenden sual olunmazdı. Gerisi beyhudeydi.

Sonra bu özenli hâller, rikkatli kâller bir bir çekildi hayatımızdan.

Ve sonra erdik “post”u “past”a (geçmişe) karışmış zamanlara…

Yeniler tedirgin ediyordu. Özeni azaltıyor, lüzumu yok sayıp beyhudeyi başa koyuyordu. Sanki her iş nasipten bir cüz değilmiş gibi muamele görüyor, sorulacak hesabın da verilecek mükâfatın da ölçüsü kaçıyordu. Ehil olmayanın sözü, feyizli kelama tercih ediliyordu.

Eskiler yenileri yadırgadı önce. Kökten gelen ne varsa reddediyordu yenilikler. Kendilerini tanımayan, mazisizlikten taraf olan yenilere karşı çıktı bazı eskiler; yok sayılacaklarını bile bile. İşler kısa zaman içine yadırgama çatışmasına dönüştü. Orta yol bulunamadı.

Reddiyeden miras devşirenlerden sıkılan bazı yeniler eskilerin sandıklarını karıştırmaya başladı sonra. Arada kimi köprüler atılmış, varlığı elzem bazı işlerin ve sözlerin nedeni, nasılı maziye karışmıştı. Yine de bir gayret gerekti köprüleri yeniden bulmaya. Ama az yeniler çok eskilerin mirasına güç yetiremiyordu, reddiyeci yenilere küsen eskilerle bağ kurmak kolay değildi.

Asrilik adı altında olmadık sapmalardan medet umanların kaprislerinden yorulanlar, yeni modernlere erişmek fikrine yelken açtı, onların da oltası postmodernizme takıldı. Yer yer kurak, kavruk, azımsanmış bir tat vardı o sularda. Bu verimsiz zaman boşluğunda kimilerinin canı sıkıldı.

Sonra evvel zaman hazinelerine geldi sıra. Amerika yeniden keşfediliyordu. “Post”tan “past”a geçiş yapanlar, şark köşesi kondurdu ilk bulduğu yere. Birkaç kilim desenli aksesuarla iki testinin “görkem”ini yeğledi. Fazla mütevazı bulanlar saray mirasına yol aldı. Güzellik tasviriyle dolu eski tasarımlarındaki semboller unutulmuş, maksatları tarih olmuştu. Ama modaydı işte. Ve moda olan her şey gibi derinliğini yitirmişti imler, imgeler, gölgeler.

Sonra teknoloji uzaydan sokağa indi. Pop patladı, top çatladı… derken çok kanallı, çok ekranlı, çok seçenekli içerikler doldurdu dünyayı. Bakmaya ömürlerin yetmeyeceği videolar, görseller, sloganlar çoğaldıkça çoğaldı. Bir imajın peşine milyonların takılmadığı gün yoktu âdeta.

Facebook’la hayatımıza kafasını uzatan sosyal medya, önceleri medya filan değildi. Herkesin eski ahbabını, akrabasını, hayatında kayıp kim varsa bulabildiği “büyüleyici” bir siteydi. Sonra Twitter, İnstagram derken ortak amaç etrafına dizilmiş, herkesin gönlünce ahkâm kesebildiği internet sitelerine sosyal medya demek yaygınlaştı.

Sosyal medyanın mahiyeti kadar sosyalliği de tartışıldı. Tartışanlar ondan öncesini, internet yokluğunun sohbet bereketini bilenlerdi. İnternetle büyüyen nesiller içinse başka bir iletişim yolu yok gibi görünüyor. Eskiler ve yeniler bu defa interneti kullanma şekilleriyle ayrışıyor birbirinden. Eskiler ahbabının sesini duymadan hasret gideremiyor; yeniler kelimeleri harflere indirgemiş sahalarda sanal düellolara girişiyor. Görünen o ki postmodern zamanlarda past uzlaşmazlıklar baş gösteriyor.

Sosyal medyanın aşındırıcı ve yozlaştırıcı etkisi herkesin malumu. Sanki kalan son güzellikleri de o öğütüyor gibi. Sadra şifa, gönle deva satırlar da var, hakkı yenmez. Fakat bu gürültülü darboğazda hangisi ne kadar görünüyor, anlaşılıyor ayrı mesele.

Yazının başından bu yana sıraladıklarımıza bakınca görünen gerçek şu ki; sosyal medyanın sahaları, odaları, haber alma-verme biçimi ve var olma şekli evvel zaman değerleriyle uyuşmuyor. Bu uyuşmazlık elbette eskisiyle yenisiyle herkesin umursadığı bir şey değil. Sözümüz evvel zamanın kadrini ve kıymetini bilenlere…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Evvel zamanda bir meselenin çözümü ailenin büyüklerine sorulurdu. Da...

Boşluk

Evvel zamanda bir meselenin çözümü ailenin büyüklerine sorulurdu. Da...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Evvel zamanda bir meselenin çözümü ailenin büyüklerine sorulurdu. Da...