Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Engel Mi? O Da Ne?

avatar

Merve Diken

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Zamanını hep engel arayarak geçirme. Belki de hiç engel yoktur. ” (Franz Kafka)…

İnsan; inandığı, yaşadığı düstur edindiği her şeyi düşünme gücünün kapasitesi kadar ilerletebiliyor. Ya kolaylaştırıyor yaşamı ya da kocaman engeller oluşturuyor. Ya umut aşılayıp çözüm üretiyor ya da küçük tümsekleri kocaman hale getirerek engellerini kendi elleriyle oluşturuyor. Felsefe dersinde “beni sınıfta olmadığına inandır. ” dediğim öğrencimin ayağa kalkıp bir masanın kenarından sandalyesini çeker gibi yapıp oturur pozisyonda 15-20 dakika boyunca önünde var olduğunu varsaydığı pasta dilimini şapırdatarak yediği! günü anımsıyorum. Öğrencimi o masanın ve pastanın olmadığına inandıramadım ama o bizi pastanın lezzetini hissettiğine inandırdı. İşte düşünce dünyamızın önemi…

Engel; bir işin gerçekleşmesini önleyen neden, bir işi yapılamaz duruma sokan şey; yolunda giden bir şeyin önüne konulan önleyici nesne. Kimi zaman yerde geçmemize engel olan nesne; kimi zaman tamamen özgür! göründüğümüz halde bir işi yapmamıza engel olan kurallar; kimi zaman bedenimizdeki bir eksiklik nedeniyle tamamlayamadığımız iş; kimi zaman ise ahlaki normlarımıza uymadığı için vazgeçtiğimiz davranış; en önemlisi vicdanımız.

Birçok modeli olan engel, üzerinde çaba sarf edildiğinde, bazen de yardım alındığında ortadan kalkacak olan durumdur. Somut örnekleri düşündüğümüzde, engel olan durumla karşılaştığımızda çözüm yolu arar ve en pratik yoldan o engeli aşmaya çalışırız. Hiçbirimiz durup acımayız, yüz buruşturmayız. Belki anlık bir oflamamız olur. Sonrasında hemen bir çözüm üretmeye çalışırız.

Geçtiğimiz ay engeliler gününü andığımızda bu kavram zihinlerimize tekrardan düştü. “Engel” ismine, -li isim takısı getirildiğinde ortaya çıkan yeni kavram olan “engelli” gündemimize oturdu. Bedensel ya da zihinsel yetilerini tam olarak kullanamayan bireyler için bu ismi kullanıyoruz. Ancak bazen karşımızda bedensel engelli bir birey gördüğümüzde, onların çok farklı bir dünyada yaşıyormuşçasına ötekileştirme eğilimine gidiyoruz. Bazen acıyoruz, bazen merhametsiz oluyoruz. Bu bireylerin acınmaya ihtiyaçları yok. Ancak merhametsizce varlıklarını kabul etmeden de yardımcı olamayız.

Bu toplumda hep birlikte yaşıyoruz ve en can alıcı yanı da hepimiz birer engelli birey adayı olma gerçeği ile burun buruna yaşıyoruz. Hayatın önümüze neler çıkaracağını, 5 dakika sonra nerede, nasıl bir halde olacağımızı bilmiyoruz. İnsan davranışlarını düzenlerken “şu olmalı, bu olmalı” gibi akıl vermelerden daha kıymetli bir düstur var; “bana nasıl davranılmasını istiyorum. ” Düşünerek hareket eden bir varlık olmasıyla tüm yaratılanlardan ayrılan insan, davranışlarını kontrol ederken bu düsturu bir süzgeç edinmeli. Kendimize edilmesini istediğimiz muamele muhakkak en layık olduğumuzu düşündüğümüz ve kendimizi en kıymetli gördüğümüz ölçülere sahiptir. Bu sebeple karşımızdaki her varlığa karşı davranışımızı bu süzgeçten geçirerek düzenlediğimizde toplumsal en büyük problemlerimizden biri olan iletişim sorununu çözmüş oluruz. Sonra da biiznillah engeller aradan tek tek kalkar. Çünkü iletişim kanalı yakalandığında; anlaşılmayacak dolayısıyla çözülmeyecek hiçbir engel kalmayacaktır.

Zihnimiz dışındaki tüm engeller zorluk dereceleri olmasına rağmen bir çözüme ulaştırılır. Ancak zihnimizde oluşturduğumuz, düşünce dünyamızda meydana gelen engelleri aşacak hiçbir kuvvet yoktur. Tabii ki insanın kedisinden başka aşabilecek hiçbir kuvvet yoktur.

İlişkilerin odağı insandır. Hatta kainat eşrefi mahlukat olan insanın hizmetindedir.  İnsan akletsin ve en güzel şekilde faydalansın diye yaratılmış olan bu dünya hayatında, kendine sunulan her türlü imkanları ancak zihnindeki engelleri oluşturarak kendi faydasından uzaklaştırır. Düşünce dünyamızda  var olan problemleri çözüme ulaştırdığımızda, fiili olarak da çözümlendiğini göreceğiz. Tıpkı öğrencimizin bizi pastanın lezzetine inandırdığı gibi “…belki de hiç engel yoktur.”

1991 İstanbul doğumlu olup, Sosyoloji Lisans ve Yüksek Lisans mezunuyum. ‘Dert’im’ ile tanışıp, öğrenimimi sürdürdüğüm Balıkesir şehrinde ‘Kuantum ve Tasavvuf’ merakımla yazmaya başladım. ‘Niyetiniz Ümmeti Muhammedi Ateşten Kurtarmak Olsun’ sözünün muhatabı olarak gençler üzerinde çalışmaya, gençlik kulüplerinde eğitimin içinde olmaya ve en önemlisi yazmaya devam etmekteyim. İyi okur, iyi yüzer, iyi kahve içerim. Şimdilerde bir de iyi yazmaya niyet etmiş olup; ‘iyi’ anılmak isterim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.