Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

En Son Noktamız Umut

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bir nokta düşünelim şimdi. Kapkara, küçücük bir nokta… Kendimizi de o noktanın içinde varsayalım. Noktanın içinde dönüp durduğumuzu, dışarı çıkmak için debelendiğimizi, debelendikçe aynı yerde defalarca turladığımızı ve asla çıkışı bulamadığımızı düşünelim. Düşünürken bir yandan da hissedelim bunları. Biçare çabaların bizi düşürdüğü hali, küçücük bir yere sıkışmışlığın verdiği nefessizliği, debelenmelerin sonunda durduğumuz yerin aynı yere çıktığını fark edince duyduğumuz hayal kırıklığını hissedelim. En çok da kaybı hissedelim; mücadelede bulunmanın gücünü, çabalama isteğini, yorulmalardan duyulan şevki yitirdiğimizi ve kazanım olan her bir şeyi adım adım feda ettiğimizi hissedelim. Birçok şey o nokta yüzünden, çıkışı bulamamız, her ne olursa olsun o noktaya olan tahammülsüzlüğümüz yüzünden.

Bazen insan istemsizce girer o noktanın içine. Bir bakar ki orada her yer kapkara ve orası çok dar. Bazen de bile isteye dalar o kapkara yere, birçok şeyin sebebini ve sonucunu arayıp bulacakmışçasına girer noktanın içine. O sebepleri ve sonuçlarıysa istemez aslında. Ama bir şekilde bulaşır onlara. Böyle anlar, noktanın karanlığından önceki son aydınlık zamanlardır. Noktaya varmadan önce can yakmaya başlayan ve son kez güzel şeyler söylediğin zamanlara denk gelen şeylerdir. Aslında son kez gülerek baktığın her şeydir. Noktadan önce bulduğun son çıkıştır, son çırpınıştır böyle zamanlar. Hissettik mi bir noktaya hapis olmuşluğu? Belki evet belki de hayır. Tezahür etmekte zorlandık belki nokta deyince. Zihnimizde canlandıramadığımız için içimizden de hissedemedik. Peki, nokta yerine “ümitsizlik” desem. Noktanın içine atfettiğim şeyleri ümitsizlik için tekrarlasam, bu defa, hisseder miyiz nokta için saydıklarımı. Bence histen öteye geçer artık. Çünkü biliriz ki ümitsizlik söylediğim şeylerdir aslında. Bildiğimiz şeyleri de anlamakta, sonrasında da hissetmekte zorlanmayız. Tabi bilgi gibi değildir işin özü: bilgi objektiftir, bilgiden sıyırdığımızda ümitsizlik ise sübjektif. Gerçi sıyrılmasına da gerek yok ümitsizliğin, o zaten her canda farklı farklı peyda olur. Herkesin içine girdiği nokta farklıdır velhasıl. Ancak noktadır nihayetinde; kapkaranlık, dapdar, adeta bataklık gibi. Nokta- ümitsizlik… Sarıp sarmalar yüreğini. Ama özünde iyilik olmaz tersine kötülük olur. Kötülük eder durur. Sama ne hayrı dokunur ne de bir adım ileri götürür seni. Tersine öyle bir geriye gidersin ki o sarıp sarmalayış en son istediğin şey oluverir. Çünkü geriye doğru iteklenmek insanı kahreder, kahrolmaktan da uzak durmak ister insan. Bu nedenle hiç istemez ümitsizliğin gelip de kendisini bulmasını. Ama hayat ya bu; hiç istemediğin durumlara yaklaştırır seni, hem de anlayamadığın şekilde. Ümitsizliğe de işte böyle düşüverirsin. Sen anlayana kadar adım adımdır ümitsizliğe gidişin, anladıktan sonra da kanat çırpar gibi. Çünkü anladığında iş işten geçmiştir. Ve iş böyle olunca her şey hızlıca yaşanır.

Zaman hızlanır, duygular acele eder, yaşananlar oldubittiye gelir ki sen daha fazla yanarsın. Evet, ümitsizlik işte böyle yakar seni. Sebepleriyle sonları yaşatırken, sonuçlarıyla başlangıçları karşına çıkarırken öyle bir yakar ki küle bile dönmezsin. Çünkü ümitsizlik ateşi devamlı harlanan bir ateştir. Peki, hiç sönmez mi bu ateş? Şimdi, ‘sönmez’ diyerek o noktayı şahlandırıp, kül olana kadar o ümitsizlik ateşinde yanmaya devam mı etmeliyiz ya da  ‘söner’ diyerek noktayı yok edecek silgiyi elimize alıp, ateşi söndürecek suyu mu bulmalıyız. Her derdin dermanı vardır; ümitsizlik dertse eğer, dermanı da mutlaka vardır. Silgi, su… Ne dersek diyelim hepsinin bir ortak adı varsa o da SABIR’dır belki. Çünkü sabır, olana, olmayana; gelene, gidene; hayra, şerre; hasrete, vuslata; hayata ve ölüme, her şeye EYVALLAH demektir. Ümitsizliğin panzehridir adeta. Tek panzehir de o olmayabilir aslında. İnsan olmak bu ya nice dertlerine derman ararken bir tanesiyle sınırlı kalmamıştır hiç. Asla bulamayacağını düşündüğünde bile derdini derman eylemiştir kendine. Bu da ümitsizliğin zıddıdır aslında. Noktanın çıkışını bulmaya çalışırken o noktanın baştan beri çıkış olduğunun farkına varmaktır. Hayat böyle ilerliyor işte. Bazen ümitsizliğin pençesinde bazense o ümitsizlikten sıyrılıp derman arayışları içinde. Kimi zaman noktada boğuşurken yanarsın, kül olmayı beklersin, kimi zaman da o noktayı kendin çizersin dermanını bulmayı kolaylaştırırsın kendine. “Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş” diyerek. Yaşanan ve yaşanmayan her şeyin sonunda da en son noktayı koyarsın tüm dertlerine, ona da sabır dersin. İnsan anlayamıyor çoğu kez o noktanın ne olduğunu. Dert ile derman, ümitsizlik ile ümit etmek arasında nerede olduğunu bilemiyor maalesef. Ama biz son bir nokta düşünelim en iyisi. Adına da kocaman bir UMUT diyelim. Bunu bilelim, hissedelim ve yaşayalım.

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.