Sıradaki içerik:

İstanbul’da Bir Hayır Kurumu: Darülaceze

e
sv

En Güzel Misafir: Ramazan-ı Şerif

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Kaldır başını Ey Âdemoğlu, semâya bak! Neler göreceksin orada, üşenme hele bir bak”. Nice güzellik saklıdır göklerde, insanı kendinden alıp asıl benliğine, benliğinin de derinliğine kavuşturan. Vakit artık kavuşma vaktidir, vaktini bekleyen gönüller için. Görmek istiyorsan o güzelliği ve kavuşmak istiyorsan artık asıl benliğine yineliyorum sözümü: “Kaldır başını göğe, semâya bir bak, gördün mü? ‘Hilal’i gördün mü?”

Görmek için gün saymakta tüm benliğimiz biliyorum. Benliğimizden de ötesi, kavuşmayı arzulamakta anlıyorum. Bildiklerim ve anladıklarımla kaldırıyorum başımı semâya. Ki hilali görene dek ruhumu hazırlayayım, on bir ayın sultanıyla kavuşmaya. Mübarek üç ayların gelişiyle bekler olduk hilalin görünmesini. Çünkü Ramazan, Recep ve Şaban ayından sonra gelen misafirimiz, hem hanemize hem gönlümüze hem de ruhumuza. Öyle güzel misafir ki Ramazan… “Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!” diyerek karşıladığımız en kutlu misafirimiz. Hanemizi ve gönlümüzü bereketlendiren en ulvi misafir olan Ramazan’ı layığıyla ağırlamamız gerekir işte bu yüzden. Çünkü gelmesinin vaktini beklediğimiz Ramazan, türlü vakitleri de barındırır içinde bizler için; “Af vakti, bereket vakti, tövbe vakti, yardımlaşma, bekleyiş, ibadet, sabır, hoşgörü, iman vakti…” Sizler için ne vaktidir Ramazan: “Dua vakti, birlik vakti, ıslah olma vakti…” Hangi vakitleri sığdıracağız bir aylık Ramazan’a?

Saydığımız ya da saymadığımız nice vakitleri yaşayabiliriz aslında bu mübarek ayda.

Çünkü Ramazan bereketi denilen şey tam da bu değil mi; az zannettiğin çok olur, bitti dediğin yeniden başlar, yetmez bildiğin yeter de artar bu ayda. Sen yeter ki Ramazan’ın bereketinden mahrum bıraktırma kendini.

Geldi Mah-ı Ramazan’ım,
Şad olup sevindi canım.

Diye söylemek nasip olduğunda dillere, gönüllere nasip olanı yaşamak Ramazanı layığıyla yaşamaya götürür insanı. İşte bu yaşayışla mahrum kalmayız Ramazan’ın bereketinden ve maneviyatından. Her gönül sahibi, gönlünün gidişatını bilir ve ona göre yol alır hayatta. Kimi gönüller affedilmeyi, bereketlenmeyi, sabretmeyi, kavuşmayı, istemeyi, beklemeyi, iman etmeyi, sevmeyi vs. niyaz eder, niyazı ölçüsünde de yolunu seçer. İşte Ramazan odur ki, yolların en temizine, engelsizine, kısasına ulaştırır insanı. Yeter ki insan, eylemesini bilsin Ramazan’da; hamd eylemek, yardım eylemek, dua eylemek, sabır eylemek… bildiklerinden ve yaptıklarından olsun. Ki Ramazanın maneviyatı sarsın gönlümüzü, ruhumuzu, hanemizi, yolumuzu.

“Ya Rabbi! Recep ve Şaban’ı bize mübarek eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır.” Duasıyla bekliyoruz 11 Ayın Sultanını. Sahur ve iftarın manevi coşkunluğunu, nefisleri terbiye etmeyi, kılınan teravih namazlarının huşusunu, verilecek sadaka ve fitrelerin hayrını bekliyoruz. En çok da Kuran-ı Kerim’i hatmetmeyi bekliyoruz, Onun indirilişinin başladığı bu ayda, Onun şükrünü eda edercesine.

Nice manevi güzellikleri barındırıyor içinde Ramazan! Bizim yapmamız gereken, o güzellikleri kendimize mihmandar etmektir. Gelişiyle bizi sevindiren kutlu misafiri, o giderken bizden memnun bırakmaktır böylece. “Nerede o eski Ramazanlar!” sitemini ettirmeden yaşamaktır Ramazan’ı. Mesela eskiden, –Osmanlı’da- Ramazan boyunca iftar vakitlerinde evlerin kapıları açık tutulur, böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girerek iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da sorulmazdı. Bizlere uzak(!) olan bir gelenek öyle değil mi? Bir düşünelim: Hangimiz, evimizin kapısını açık tutup geleni sorgusuz sualsiz buyur ederiz soframıza? Osmanlı’nın bazı gelenekleri ulaşmadı maalesef bugüne. Birtakım gelenekler ne yazık ki geçmişte; kendi güzelliğiyle birlikte geçmişin güzelliğinde kaldı. Evet, böyle olan güzelliklerin sayısı çok fazla lakin güzel kalabildiğimiz ölçüde güzellikleri sürdürmek de kârdır hem ömrümüze hem de ahiretimize.

Ramazan’ı güzellikleriyle yaşayıp Onun kârını almasını bilelim yeter ki. Mesela sahur ve iftar sofralarımızı konuklarımızla şenlendirelim, iyiliklerimizi artıralım, yardımlaşmayı yayalım etrafımıza, hiç bir şey yapamıyorsak dua ile şenlendirelim günlerimizi. Mahyaları ile şenlenen minareler misali. Ne güzel mahyalar var o minarelerde. Her mahyayı minarelerin süsü sayarken, onlardaki sözleri de yolumuzun süsü sayalım. Ki o sözler Ramazanı anlatır bize. Ramazan da yolumuza ışık ve süs olanları sunar. Ramazanın bir ayda sunduklarıyla, bir yıl boyunca nasiplenmiş olarak geçsin günlerimiz. Her gelen, gün gelir gider. Geldiğinde gönüllere neşe veren Ramazan-ı Şerif giderken hasretini bırakacak bizlere. Biz yine hasretle göğe bakacağız 11 ay boyunca. Yine bir hilal görmek için bekleyeceğiz. Bekleyelim. Bir sonraki hilalleri görmek temennisiyle…

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.