Emanat-ı Mukaddesenin Koruyucuları ve Cihan İmparatorluğu

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram niteliği taşır. Bu durum kelimenin Kur'an ve hadislerdeki kullanımından ileri gelmektedir. Buna göre öncelikle, bir süre sonra geri alınmak üzere birinin uhdesine bırakılan aynî veya nakdî hakka hem emanet hem vedia denirse de vediadan farklı olarak emanet; ücret, kira, ortaklık hakkı, buluntu gibi maddi haklar yanında iman, ibadet gibi dinî yükümlülükler, beden ve ruh sağlığı, servet, makam ve mevki gibi imkân ve kabiliyeti gerektiren hususlar, sözleşmeler, mesken ve aile mahremiyetine saygı, nimet ve ikrama teşekkür, selama karşılık verme, sırların saklanması vb. dinî, ahlaki, içtimai ilke ve kuralları da içine almaktadır. Nitekim Hz. Peygamber vergi memurluğu görevi isteyen Ebû Zer el-Gıfârî'ye, "Sen güçsüzsün; bu iş bir emanettir; emanet, üstesinden gelemeyen kimse için kıyamet gününde zillet ve perişanlık doğurur." demiştir (Müslim, "İmâre", 16).

Toplumların tarihlerinde sahip oldukları eşyalar, kıymetli hazineler hükmündedir. İnsanlar, değer verdiği ve sevdiği kişilerin hatıralarını her zaman yaşatmak ve korumak isterler. Özellikle de toplumların nezdinde önemli bir yere sahip olan peygamberler, devlet lideri ve kahramanlar gibi tarihî kişiliklerin şahsi eşyaları birer hatıra olarak halk tarafından saygı ve hassasiyetle korunmuştur. Bunlar kültürümüzdekutsal emanetlerolarak tanımlanırlar. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile onun aile efradı ve yakın çevresine ait kıyafetler, eşyalar gibi bazı somut değerlerden oluşur. Halk arasında en yaygın olarak bilineni, Hz. Muhammed’e ait saç veya sakallardan olduğu kabul edilen mübarek gün ve gecelerde genellikle camilerde ziyaret edilen sakal-ı şeriflerdir. Vakıflarca sakal-ı şerif/lihye-i şerif teberrük etme ve ziyaret ettirilme şeklinde bir tür hayır hizmeti olarak gerçekleştirilmiştir. Bu gelenek 18. yüzyılın üçüncü çeyreğinden sonra kurulan vakıflara ait vakfiyelerde karşımıza çıkar.

Yavuz Sultan Selim Hanın Mısır’ı fethiyle (1517) Osmanlılara intikal eden ve günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi, Hırka-i Saadet Dairesinde muhafaza edilen kutsal emanetler; yüzyıllardır büyük bir hürmet ve itina ile korunmaya devam etmektedirler. Bunlar Hz. Muhammed ve ehli beyti, sahabelerine ait olması sebebiyle dinî ve tarihî değeri olan eşyalar; diğer peygamberlere ve Hz. Muhammed”in yakınlarına ait olanlar; Kâbe ile ilgisi olanlar ve bunların naklinde kullanılan eşyalardır.

Kutsal emanetler, Peygamber efendimizden sonra, 4 halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler Dönemi’nde koruma altına alınarak itinayla saklanmaya başlanmış, memlûklerin ardından, Osmanlı devletine halifelikle birlikte teslim edilmiştir. Müstesna bir dinî merasimle Yavuz Sultan Selim’e takdim edilen Mukaddes Emanetlerden bazıları, Kur’an-ı Kerim okunarak İstanbul’a getirilmiş, öncelikle Topkapı Sarayı’nın Harem, Hazine gibi bölümlerinde korunmuş daha sonra ise; bugün olduğu gibi Kutsal Emanetler Dairesi’ne yerleştirilmişlerdir.

Ünlü seyahatname yazarı Evliya Çelebi’nin belirttiğine göre: “Üzerinde aslan tasviri ve kûfî hatla ‘nasrun minellah’ yazısı olan kırmızı bir sancak, mücevher kakmalı bir kutu içinde Hz. Peygamber’in Uhud Gazvesi’nde kırılan dişi (dendân-ı saâdet), bir tutam lihye-i saâdet (sakal-ı şerif), sürmedan ve mili, hurma lifinden örülerek içi ziftle sıvanmış bir adet abdest ibriği, sanavber ağacından bir tesbih, bir kıta şimşirden nalın, bir asâ, pâpûş-ı şerif, iki kıta hırka-i şerif, hurma lifi, sarıya mâil beyaz pamuklu ince dokuma bir hil‘at, bir kara kılıç, bir deve yünü kuşak, bir deve yünü ridâ, bir deve yünü destâr-ı şerif ve beyaz sûzenî arakıyye” gibi eşyalar Osmanlı’ya geçmiştir. Bu eşyalar altın simli bohçalara sarılmış, kat kat örtülmüş ve üzerlerine “Hâzâ muhallefâtü Resûlillah” yazılmıştı.

Evliya Çelebi, Yavuz Sultan Selim’in bu eşyaları yüzüne ve gözüne sürerek, “Şefaat yâ Resulallah” diyerek mühürlettiğini ifade etmiştir.

Kutsal emanetlerin bulunduğu makamın Arz Odası”ndan daha önemli bir makam konumuna getirilmesi III. Murad dönemindedir. (1574-1595) Emanetlerin bu mekânda toplanmasıyla İstanbul, İslam âleminin hem dinî hem siyası merkezi hüviyetini kazanmıştır. İslamiyet’in kutsal emanetleri ile birlikte hoşgörü ve itina ile muhafaza ederek günümüze kadar sağlam olarak ulaştırdıkları bilinen bir gerçektir.

Mukaddes emanetler; II. Mahmut döneminde (1808-1839) Has Oda Kasrı’na alınmıştır. Topkapı Sarayı içerisinde Has Oda’ya dâhil bir birim olarak Mukaddes Emanetler Dairesi oluşturulmuş ve getirilen kutsal emanetler burada korunmuştur. Osmanlı devleti günümüz teknolojik imkânlara sahip olmamasına rağmen, eşyaların korunmasında özen ve intizama dikkat etmişse de, günümüz teknolojik imkânlar göz önüne alındığında ışık, ısı, oksijen ayarlamaları yapılarak, Kutsal emanetler zarar görmeden, ziyaretçilerini beklemektedir.

Kaynakça:

  1. Bozkurt, Nebi. “Mukaddes Emanetlerin Tarihi ve Osmanlı Devletine İntikâli”. Marmara İlahiyat Fakültesi Dergisi 15 (1997): 7-26.
  2. Bozkurt, Nebi. “Mukaddes Emanetler”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 31:108-111. Ankara: TDV Yayınları, 2006.
  3. Küçükaşçı, Mustafa Sabri. “Mukaddes Emanetlerin Anlamı ve İstanbul’u Şereflendirmesine Dâir”, Keşkül Dergisi 31 (2014): 20-34.
(2) Yorum
  • Selman hocam kıymetli araştırmalarınız ve bilgilendirici yazınız için tebrik ediyorum. Öğrencileriniz böyle kaliteli bir öğretmene sahip oldukları için çok şanslılar.

  • Mehmet Ali hocam. Çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Güzel düşüncelerinizden dolayı.

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Temmuz, Vesaire

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram niteliği taşır. Bu dur...

İnsanı Yaşat Ki Devlet Yaşasın

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram niteliği taşır. Bu dur...

Türkçe'nin Sır Kapılarını Aralamak

İslam literatüründe emanet oldukça geniş kapsamlı bir kavram niteliği taşır. Bu dur...