Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Ellerin Toprak Olsun!

avatar

Merve Topal

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Odanın içinde bir aşağı bir yukarı gidip geliyorum. ‘’Bu bana nasıl yapılır? Anlamıyorum, ne kadar da güvenmiştim oysa’’ diyorum. Tabiri caizse öfkem topuklarıma kadar çıkmış, burnumdan soluyordum. Anneannem benim bu halimi fark etmiş olacak ki elindeki Risale-i Kudsiyye’yi kapatıp yakın gözlüğünü hafiften aşağı indirdi ve: ’’Düğmeye bas kızım!’’ dedi.

Kapı çalmamıştı, televizyon da açık değildi. Anneannemin ne demek istediğini anlamamış olacağım ki ona ‘’Hangi düğmeye?’’ diye soracak oldum. Fakat o benden önce davrandı ve: ‘’Öfke kanalını açık bırakmışsın kızım ya kanalı değiştir ya da kapat. Yoksa bütün köyün elektriğini tek başına yükleneceksin.’’ dedi.

Anneannem medrese eğitimi almış yahut da iyi tahsil görmüş değildi lâkin tasavvuf üzerine kurulu zahidane yaşantısıyla temayüz etmiş tam bir edep abidesiydi. O, kendini Rabbi’ne emanet etmişlerdendi. Sinesinde asrın nice hicret hikayeleri saklıydı, kim bilir?

O, eğer böyle bir girizgâh yaptıysa söze, çayın altını yakın, bugün sohbet koyu demekti. Bana eliyle dizini işaret etti. Çocukluğumda olduğu gibi önüne diz çöktüm, o da saçlarımı o pamuk gibi eşyayı dahi incitmekten haya eden yeşil ve kahverengi lekelerin yer yer dağıldığı elleriyle saçlarımı örmeye başladı.

Kemerleri sıkı bağlamak gerekirdi çünkü birazdan kalp-ruh-nefis üçgeninde ulvi bir yolculuğa kanat çırpacaktık.

‘’Yavrum!’’ dedi. ’’Toprak damar damar, insan çeşit çeşit. Bin bir türlü yüzü var insanın. Gadap ağır basmış sende belli. Güven hissini pare pare kılmışlar, yerle yeksan etmişler amma hatırlasana Nuri Cihanı Güzin Efendimiz (sav)’in öfkelendikleri zaman : ‘’Ellerin toprak olsun!’’ diye buyurduğunu. Bunu söyleyerek de dünya ve ahreti talep etmekten elleri çekilsin, toprağa dönsün manasını kastettiğini. Nitekim Tâhâ Sûresi’nde ne diyordu Rabbimiz (c.c):’’Ayakkabılarını çıkar.’’ Yani dünya ve ahret sevgisini kalbinden çıkar, demekti.’’

Anneannem kalbimin kandillerini birer birer yakıyor, gönül telimi titreten nahif sesiyle motif motif işliyordu kırgınlıklarımı.

‘’Bak kızım! Hüznünü de acını da yaşa fakat o anda takılıp kalma, zayi etme en kıymetli hazineni, daha çok yarenlik edecek o sana.’’ dedi.  Nurlu nazarlarını karşı duvardaki dayımın öğrencilik yıllarında yaptığı geyikli tabloya doğru çevirdi ve sözlerine şöyle devam etti: ’’Biz büyüklerimizden işitmişiz. Geyik hikayesi vardır. Hamile bir geyik doğuma ramak kala can havliyle bir o yana bir bu yana koşturup durmaktadır. Sağdan avcı gelir, soldan aslan. Öne gitse gidemez, ateş var, yanar. Arkaya gitse sel alıp götürecek onu. Çaresiz geyiğin aklına bir tek yol gelmiş. O da ‘’doğumuna odaklanmak’’. Bu sırada sel ateşi söndürmüş, avcı da aslanı vurmuş. Bizim geyik hem tehlikelerden kurtulmuş hem de yavrusunu kavuşmuş.

İşte yavrum, ne geçmişine takıl ne geleceğin hesabını yap. Nedenler, niçinler bu yolun en başına götürür, bırakıverir seni dımdızlak öylece, bir başına…‘’

Bu hikayeyi pek çok kez dinlemiştim, kulak aşinalığım vardı fakat sonradan fark edeceğim bir gerçek daha vardı ki: ’’Söz o söz lâkin ağız o ağız değildi.’’

‘’Hem daha geçen sen okumuştun ya Hafız’dan: ’’Kesme nevânı içine salsalar da keder, kırılsa gönül medd ü cezr ile, hepsi geçer, hepsi geçer…’’Bu sırada ben de yüzümü anneanneme doğru çevirip her daim sorduğum o soruyu yineledim: ’’Sen zikri sultaninin sanki vücut bulmuş halisin, anneannem. Bu nasıl oluyor?’’ dedim.

Anneannem gönlünde elem bulaşığı tahassürle:

‘’Kiminin yüzü Sevgili’ye dönüktür,

Kiminin yüzü Sevgili’ye dönmüştür. Biz ancak yüzümüzü O’na çevirmeye güç yetirebildik. O’ndan gayrısına gönül gözümüzü kör eyledik.’’ dedi.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.