Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Eğitim Şart

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Hoca Camide!

Öğretmen kavramı; Türk Dil Kurumunun güncel Türkçe sözlüğünde, “Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, hoca, muallim, muallime” diye tanımlanıyor olsa da aslında eğitimciyi muallimden, müderristen, hocadan ayırmak için 1930’larda türetilmiş bir kelime. Osmanlı’ya, Selçuklu’ya ve daha ötesine dayandırabileceğimiz İslâm temelli bir geleneği -bir hocanın rıhle-i tedrisatından geçme, onun terbiyesini alma geleneğini- değiştiren bir anlayışın neticesi.

Eğitim fakültelerinde ve pedagojik formasyon programlarında eğitim bilimleri adı altında okutulan kitaplar, kabul edilen tezler, Batılı eğitimcilerin eserlerinden uyarlama. Dilimize -sözüm ona- uyarlanırken yapılan hatalar, başvurulan uyduruk terimler, kullanılan çelişkili cümleler bir tarafa; bizim için geçerliliği olmayan yaklaşımlarla dolu. Üstelik referanslarının büyük çoğunluğu, 20. yüzyılın bilim adamları ve onların fikir varisleri. Bu kitaplar ve bunlarla işlenen dersler, büyük âlimler yetiştirmiş geleneksel eğitim yöntemlerimize sadece tarihi birer kayıt olarak değinmekle yetiniyor.

Öğretmen, Cumhuriyet’in yeni nesillerini yetiştirmek misyonunu üstlenmiştir. Buna göre Osmanlı cahil, kızlarını okutmayan, ölçü birimleri bile birbirini tutmayan kötü, karanlık bir tarih dönemidir. Ama iş, övünmeye gelince Japonlar Selimiye’ye hayrandır; çünkü onu bir Türk mimarı yapmıştır.

Son yıllarda, milletimizin büyük kesiminin düşünce dünyasında Osmanlı’ya karşı önyargıların yıkılması, öz değerlerimizin fark edilmesi göz ardı edilemez. Fakat bir asra yakın bir devirde tekrarlanan kabuller; yaşam tarzımızda, kültürümüzde, eğitim sistemimizde ve daha birçok alanda telafisi zor tahribatlar yaptı.

Sınavlarla İmtihanımız

Bahsettiğimiz tahribat, işin temelinde var. Fakat yegâne sorun elbette bu değil. Seçme ve yerleştirme sınavlarındaki sistem değişiklikleri de artık bir gelenek.

Okula yerleştirirken ya da memur alırken sınav yapma, bizim gibi ülkeler için en âdil yöntem. İsviçre’de nüfusun 9 milyonu bulmadığını ve bir saç tıraşının yaklaşık 400 Türk Lirası ücret karşılığında yapıldığını düşünürsek batıda birçok ülkede neden ortak sınava ihtiyaç duyulmadığını anlayabiliriz. Bizde bir berber ne kadar iş yapacak olsa da memur olmak daha caziptir. Garantisi vardır bir kere. Doğal olarak meslek liseleri rağbet görmez. Meslek eğitimini, genelde akademik başarısı en düşük olan ya da okul hayatına uyum sağlayamayan öğrenciler -mecburen- seçerler.

Bu yüzden bizde ortaokuldan itibaren her okul seviyesinde bir sınav var. Her ne kadar öğrencilerin bir genel sınava yönelik eğitim alması istenmese; hükümetler ve Milli Eğitim Bakanlığınca bunun önüne geçmek için tedbirler alınsa da öğrencilerin sınav temelli eğitim almaları kaçınılmaz.

Sınav başarısını önceleyen bir öğrencinin, ihtiyaç ve yeteneklerini göz ardı edip test kitaplarına, deneme sınavlarına, kurslara vs. yönelmesi doğal. Fakat bu sınavlar; aynı zamanda öğretmenin kendini göstermek, okul müdürleri ya da üst seviyedeki bürokratların yerlerinde tutunmak, hatta mevki atlamak için kullanacağı bir ölçü konumunda.

Gelgelelim böyle bir sınavın olmadığı ilkokullarda da sınıf öğretmenleri sınav yarışına gönüllü giriyor. Spor, sanat dersleri yerine bir saat daha matematik işleniyor. Sayın Milli Eğitim Bakanı “En önemli derslerimiz teneffüslerimiz.” desin, sanat ve spor atölyeleri kurmaktan bahsetsin dursun, kırtasiyelerde 2. sınıflar için yaprak testler gırla gidiyor.

Nerede kaldı öğretmenin inisiyatifi, dersini öğrenci ihtiyaçlarına göre planlaması, öğrencilerinin yeteneklerine göre kendilerine yol çizmelerinde rehberlik etmesi?

Değişimde İstikrar

“Bizim girdiğimiz sene sınav sistemi değişti.” cümlesi artık hiçbir başarısızlığın bahanesi olamaz. Çünkü Türk sınav sisteminde değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir. Sınav sistemlerinin bu kadar sık değişmesi de aslında sadece eğitimle alakalı değil. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin ve üniversiteye girişte katsayı fakının getirilmesi tamamen siyasiydi. Sonrasındaki revizyonlar, imam hatiplere ve dolayısıyla meslek liselerine uygulanan çifte standardı gidermek için yapıldı. Sonra FETÖ’nün dersane damarı koparılmak için eğitim ve sınav sistemleri üzerinden çözümler arandı. Aynı zamanda bütün öğrencileri bir sınav maratonuna sokmamak için yeni tekniklere yönelindi. Fakat bütün bu değişimlerin sebebi olarak arka planında, okul seçimindeki ekonomik beklentiler hep yerini korudu.

Müfredat

Sınav sistemleri ne kadar değişse de temelden değişmeyen bir şey var: Müfredat. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, bir de “En önemli dersimiz, evde ana baba terbiyesi almaktır.” deyip günlük ders saatlerini 7’den, 8’den, 9’dan 4’e düşürürse eğitimde en büyük devrimi yapmış olacak. Ödev: Eve gitmeden anneanneye uğramak ve çöpünü döküp, kovasını doldurmak. Proje: Bir yaşam koçu olarak cami çıkışında nasihat eden yaşlı amca.

Lise mezunlarının memurluğa ya da üniversite öğrenciliğine doğrudan kabul edildiği Cumhuriyet’in ilk yılları için akademik ve kültürel anlamda hemen her alanda asgari bir seviye yakalamayı hedefleyen bir müfredatı benimsemek pek de mantıksız değildi. Fakat bugün lise diploması olan insanların birçoğu öğrenim hayatları boyunca gördükleri derslerle alakası olmayan işler yaptıklarına göre bu, her alandan biraz biraz alınan derslerin hâlâ dikta edilmesi niye?

Geçmiş yıllarda bu soru güçlü bir şekilde yankı bulduğunda eğitim bürokrasimizin konuya bulduğu çözüm, dersleri günlük hayatla ilişkilendirmek şeklinde oldu. Dersler aynı dersler; fakat öğrencilere bu dersleri günlük hayatta nerelerde kullanacakları açıklanıyor, sorular -test soruları(!)- buna göre hazırlanıyor.

Ya Çözüm?

Çözüm elbette eskiye dönmek değil; fakat özümüzü aramak. Adaptasyon metinleri bırakıp bize bizi öğreten dersler yapmak. Öğrencinin önce kalbini kazanmak. Onu öğretmene, okula bağlamak.

Bunun yanında; iş gücünün, sanatın, zanaatın para ettiği bir ekonomi seviyesine ulaşmak, birçok konuda olduğu gibi eğitim sistemimize de nefes aldıracak. Öğrencilerin kabiliyetlerine göre okullara yerleştirilmesi ancak o zaman mümkün olacak. Olumsuz davranışlar gösteren öğrencilere akademik eğitim verme ısrarından vazgeçilecek, bu öğrenciler rehabilite edilecekleri eğitim kurumlarına yönlendirilecek.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.