Eğitim Kurumları Acaba Ne Kadar Eğitiyor

Birkaç zamandır yazdığım kitapları öğrencilerle buluşturmak üzere çalışmalar yapıyoruz. Yayıncım İbrahim Yeşilırmak, Cibali Kültür Sanat Yayınları çatısı altında beni İstanbul genelindeki Milli Eğitime bağlı okullara, kimi zamanda özel kolejlerle ya da eğitim kurumlarına götürüyor.

Ben bir tiyatro sanatçısıyım. Geleneksel Türk tiyatrosunun yaşayan temsilcilerinden olduğum söyleniyor. Unesconun SOKİM projesi kapsamında “Yaşayan İnsan Mirası” kabul ettiği Meddah ünvanıyla çeşitli gösteriler yapıyorum.

Hemen her semte gidiyoruz. Okullarda çocuklarımızla buluşuyoruz. En önemli tespit şu. Çocukların hepsi bilgiye aç. Kiminde bu açlık oburluk seviyesinde, kiminde diyet oranında. Kimisi çok hevesli ve öğretmenlerinin ağzının içine bakıyor, ne söylerse anında kapıyor, kimi vurdumduymaz.

Çocuklarla sohbet ediyoruz. Bir okulda (şimdi hatırlamıyorum ama iyi bir okul idi) öğrencilere sordum. “Meslek olarak hangi mesleği seçmek istiyorsunuz? Ne düşünüyorsunuz?” diye.

Çeşitli cevaplar geldi ancak genç bir ortaokul öğrencisi sanırım en fazla 13 yaşlarında verdiği cevapla cidden beni derin düşüncelere itti. “Hocam bu eğitim sisteminde siz ne olmak istediğinize sağlıklı olarak karar veremiyorsunuz, sistem sizi nereye sürüklüyorsa siz mecburen o işi yapıyorsunuz ya da yapmak zorunda kalıyorsunuz. O yüzden bu sorunuz biraz mantıksız geldi bana.”

Salonda buz gibi bir soğukluk oldu. Ön sırada oturan öğretmen zoraki bir tebessümle geriye dönüp çocuğa müdahale etmeye çalıştı mani oldum. Çünkü gerçekten 13 yaşlarında bulunan bir ortaokul öğrencisinden beklenen bir tahlil değildi bu ama gelmişti.

Hemen sordum “Peki arslanım ne yapmalıyız? Ne tavsiye edersin biz yetişkinlere?”

Bu soruyu sorunca biraz utandı. Sonra ayağa kalkıp “Hocam bizi dinleyin yeter” dedi.

İkinci bir şok.

“Nasıl yani. Sizi dinlemiyorlar mı? Ya da kim dinlemiyor?”

Salon sessizlik içinde bu öğrenciyle yaptığım konuşmayı dinliyordu. Öğretmenlerin hepsi geriye dönmüş çocuğa bakıyorlardı.

“Annem dinlemiyor, babam dinlemiyor. Okula geliyorum öğretmenim dinler mi diye, o da dinlemiyor. Sadece bir öğretmenimle konuşabiliyorum. Onu da çok fazla rahatsız etmek istemediğim için sık sık olmuyor.” Sonra açıldı çocuk. “Hocam yetişkinler için sinema filmleri, diziler vesaire çekiliyor, çocuklar için masal anlatılıyor, çizgi filmler yapılıyor. Biz orta sınıf için herhangi bir faaliyetin, herhangi bir alanın olmadığını sizlerde görüyorsunuz. Size teşekkür etmek istiyorum. Hem Nasreddin Hoca’yı, Hem Yunus Emre’yi çok büyük bir keyifle okudum. Sonra diğer kitaplarınızı da buldum ve abime internetten aldırdım. Söğüdün Son Yaprağı Çanakkale beni çok etkiledi. Ayrıca Akdeniz Bir Yangın Yeri isimli kitabınızdaki öyküleri ilk defa okudum ve gerçekten çok sevdim, Karagöz Kitabınızdan bugüne kadar bilmediğim bilgileri edindim. Ve sizin sadece bizi düşünerek yazdığınız bu kitapları çok sevdim. En azından düşünmeye itiyor. Bazı kitaplar gibi yazılmış olmak için yazılmamış belli.”

İnanın sevgili okuyucularım, ağzım açık hiç hareketsiz bu delikanlının konuştuklarını dinliyordum. Benimle birlikte tüm öğretmenleri ve arkadaşları da dinliyorlardı. Dayanamadım ve “Yavrum sen doğdun, yaşadın, tecrübe edindin, öldün de tekrarmı dünyaya geldin. Bunlar nasıl düzgün ve güzel cümleler. Sen Roblox, PubG (Onların diliyle papci) ne bileyim daha farklı oyunlar oynamalısın. Bunlar senin yaşına göre çok ağır”

Sözümü kesti ve ne dedi biliyor musunuz?

“Hocam bahsettiğiniz oyunların özellikle bizim için zararlı olduğunu düşünüyorum. Anlama eşiğimizi düşürüyor, dikkatimizi dağıtıyor ve aslında sorumluluklarımızı hep ötelememize zemin hazırlıyor. Bu yüzden sevmiyor ve oynamıyorum.”

“Baban ne iş yapıyor evlat?” diye sordum. “Edebiyat öğretmeni” dedi. “Peki annen?” “Klinik Psikolog” diye cevap verdi. Tamam dedim kendi kendime. Anlaşıldı senin beslendiğin kaynaklar.

Aslında çok sevindim. Bu öğrenciyle ayak üstü birkaç cümleden ibaret sohbetimiz bende öyle büyük ufuklar açtı ki anlatamam. Aynı zaman da büyük bir üzüntü kapladı içimi. Çünkü bu çocuğun emsali olan arkadaşları ile arasında büyük bir fark vardı ve bu fark çocuğun yalnızlaşmasına zemin hazırlayabilirdi.

Arkadaşları hemen müdahale ettiler “Hocam biz ona aramızda Aynştayn(özellikle onların söylediği gibi yazdım bu ismi) diyoruz.” Diye.

Önde oturan bir bayan öğretmen ki o öğrencinin sınıf öğretmeni imiş. “Hocam bu öğrencimiz çok seçkindir zaten. Dersleri de çok iyi. Kusuruna bakmayın” deyiverdi.

Üzüldüm. Neyin kusuruna bakacaktım ki? Asıl kusura bakmaması gereken çocuklar karşımda oturuyorlardı. Asıl özür dilemesi gereken biz yetişkinlerdik.

Doğru dürüst bir eğitim sistemini oturtamadığımız için özür dilemeliydik.

Her sene değiştirdiğimiz sistemin içinde ezilen ve hayatlarını alt üst ettiğimiz çocuklarımızın geleceklerini sıkıntıya soktuğumuz için özür dilemeliydik.

Acemi nalbant misali habire yeni yeni şeyler deneyen ilgili ve yetkili kurumlarımızın kurban ettiği bu çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlayamadığımız için özür dilemeliydik.

Özlük haklarını liyakatli bir şekilde tevde edemediğimiz için geçim sıkıntısı içine itilen ve bu sıkıntı ile derslere büyük bir fedakarlıkla girip, her şeye rağmen çocukları yetiştirmeye öğretmenlerimize iyi imkanlar sunamadığımız için özür dilemeliydik.

Benim çocuğum süper zeka diyen ama iki ile ikinin çarpıldığında kaç ettiğini bile tereddütlü söyleyen çocukların, sırf ailelerinin varlıkları, sosyal konumları, bağlantılı oldukları bürokratlar sayesinde liyakatsiz idareciler olup, aldıkları kısır eğitimle, yetiştikleri bencil, hodbin, kendinden başkasını düşünmeyen bir ahlak zaviyesinde yetişip, sistemin inkırazına zemin hazırlayan dinozorlar olarak hayata atılmak zorunda bıraktığımız için özür dilemeliydik.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen ilahi kudretin müdahalesi ile bu ülkede yetişip dört etrafı düşmanlarla çevrili olmasına rağmen ülkesi için çırpınan, bayrağı için gözünü kırpmadan canını verecek kadar vatanperver olan, dar geliri, sınırlı bütçesi ve elinde olmayan imkanlara rağmen evladını okutup adam etmeye çalışan ebeyvnleri göremediğimiz için özür dilemeliydik

Kısa süreler içinde sık sık değişen ve adına milli dediğimiz ama millilikten uzak, dünya konjonktüründe batıdan kopya edilmiş, eğitemeyen, öğretemeyen, ezberleten, ezberlettikten sonra da unutturan ve “Bu bilgiler benim ne işime yarayacak hayatta” düşüncesine iten sistemleri deneme yanılma yoluyla bu çocukların üzerine bir kabus, karabasan, simsiyah bulutlar halinde örtmeye, yerleştirmeye yaymaya çalıştığımız, bundan da hiç gocunmadığımız, rahatça en iyisini biz yapıyoruz diye ortaya çıkardığımız garabetten gurur duyma ahmaklığımızdan dolayı özür dilemeliyiz.

Kısaca çocuklarımızın hayatını kararttığımız ve onları hep ihmal ettiğimiz, hiç dinlemediğimiz ne dediklerini duymadığımız, duymazdan geldiğimiz, duymak istemediğimiz, çığlıklarına kulaklarımızı tıkadığımız, sızlayan yüreklerine dokunamadığımız, kulaklarına sevgiyi, dostluğu, muhabbeti, diğergamlığı, fedakarlığı, alçakgönüllülüğü, tevazuyu, ahlaklı olmayı, imanlı olmayı fısıldayamadığımız için özür dilemeliyiz.

Asırlardır İslam ile şereflenen bir milletin temel ahlak manzumelerini “Değerler Eğitimi” başlığı ile batıdan getirterek bu çocuklara dayattığımız ve bunlarla sadece yazılı ve sözlü imtihanlar ettiğimiz, uygulama alanları olmasına rağmen açamadığımız, gösteremediğimiz, yetişkinler olarak önce bizim hayatımıza oturtmamız gerekirken sürekli ihmal ettiğimiz ve bir türlü yaptığımızla söylediklerimizi aynı zeminde sağlam bir şekilde eşitleyemediğimiz, tutarsızlığımız için özür dilemeliyiz.

Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Ve maalesef “Z Kuşağı”, “A Kuşağı”, “B Kuşağı” gibi saçma sapan kavramlar içinde kaybediyor, geleceğimizi karartıyoruz. Aklımızı başımıza devşirmez, kendimizi çok hızlı bir şekilde siygaya çekmez, artık birer heyula gibi karşımıza dikilmiş problemleri çözmez, sistemi baştan sona kendi inancımıza, kültürümüze, dinimize uygun hale getirmez isek kaybımız bu çocuklarla sınırlı kalmayacak efendiler. Çok daha büyük olacak ve bu kayıp inanın bir gün gelip hepimizi yakacak vesselam.

(1) Yorum
  • Denebilecek çok söz var. Ama diyecek adam var mı?

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şile Notları

Birkaç zamandır yazdığım kitapları öğrencilerle buluşturmak üzere çalışmalar...

Aşkın Anatomisini Anlamak ve Anlamlandırmak

Birkaç zamandır yazdığım kitapları öğrencilerle buluşturmak üzere çalışmalar...

Gül Yetiştiren Adam: Rasim Özdenören

Birkaç zamandır yazdığım kitapları öğrencilerle buluşturmak üzere çalışmalar...