Edebiyat ve Medeniyet Mütefekkiri

(Okunma Süresi: 3 dakika)

‘Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, destanlar yayılır mezarımızdan’

Mehmet Akif İnan, 12 Temmuz 1940’ta Urfa’nın Balıklıgöl Mahallesinde dünyaya gelir. Çocukluk ve ilk gençlik yılları Su Meydanı Mahallesindeki evinde geçer. Babası, on nesildir Urfa’da ikamet eden ve aslen Konyalı olan Mirzaali aşiretinden Gümrük memuru Hacı Müslüm Efendi, annesi ise Maraşlı Dedeoğullarından Mehmet Tevfik kızı Şakire Hanım’dır. Bu evlilikten dördü erkek, ikisi kız olmak üzere altı çocuk dünyaya gelir. Mehmet Akif İnan, altı kardeşin en büyüğüdür.

1947’de kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Ali Mithat’la birlikte ilkokula başlar. Ali Mithat, çalışkanlıkta ondan öndedir hep. Mehmet Akif İnan’sa, hiçbir zaman tam tekmil bir öğrenci olamaz.

1950’li yıllar, Türkiye’nin değişim sürecine girdiği yılların pratiği olarak kayıtlara geçer. Çok partili hayata geçişle birlikte değişik fikir ve inançları konuşma ortamı hâsıl olur.

Türk insanındaki düşünsel ve siyasal uyanış ivme kazanır. Aydın ve halk, üzerindeki tedirginlik ve korkudan sıyrılmanın yolunu arar. Birbirinden farklı dergi ve gazeteler yayın piyasasında birbiri ardına görülmeye başlar. Mehmet Akif İnan da okumayı, anlamayı, kavramayı seven bir aile ortamında yetişmiş olması nedeniyle yeni çıkan bu yayınları dikkatlice izler. Doğu’dan ve Batı’dan Türkçeye çevrilen belli başlı eserleri okur. Günde altı yedi saat okumak suretiyle bilinçlenme eylemini sürdürürdü.

1952’de Urfa Cumhuriyet İlkokulunu bitirir. Sonrasında ise Urfa Ortaokuluna kaydolur. Çocukluk ve ilk gençlik yılları boyunca duygusal, içe dönük ve romantik bir kişilik sergiler. Yerine göre inatçı bir kişilik ortaya koyar. Sayısız kavgalara ve dövüşlere girip çıkar. Ondaki çocukluktan kalma bu dövüşçülük, lise döneminde spora, özellikle de güreşe dönüşür.

Akif İnan, Yedi Güzel Adam arasındaki en teşkilatçı isimdi. İnan’ın yolu aziz dostlarıyla Maraş lisesinde kesişir. Her biri Türk edebiyatına katkı sağlamış bu yedi şair ve düşünce adamımızın yolları aynı şehirde, şairler şehri Maraş’ta kesişmiştir. Onların hikayesi Maraş Lisesi’nde, Kara lisede başlamış o yıllarda edebiyata gönül vermişlerdir.

Mehmet Akif İnan; 1958’de Urfa Lisesinde okurken Abdülkadir Billurcu, Zübeyir Yetik ve Nihat Armağan’la birlikte Derya adında bir gazete çıkartır. Cuma Beyboğa, Nabi Kılıçoğlu, Mehmet Emin Balyan, Sabri Aslan, İbrahim Kızılgöl, Cemal Kayar, Ahmet Rüzgâr ve Yusuf Demirkol gibi edebiyatseverlerin de Derya gazetesi çevresinde kümelenmesiyle Mehmet Akif İnan’ın arkadaş halkası genişler. Söz konusu arkadaş çevresinde öğrenciliği devam eden kişilerin yanı sıra esnaftan kimseler de bulunur. Derya’da yazıları ve şiirleri yayımlananların her biri ileriki yılların saygın gazetecileri, yayıncıları ve fikir adamları olarak matbuat âleminde seslerini duyurur.

Edebiyat dünyasında olup bitenleri yakından izlemek için Varlık, Yedi Tepe, Türk Düşüncesi, Büyük Doğu, Serdengeçti, Dost, Yenilik, Seçilmiş Hikâyeler, Hisar, Türk Dili, Türk Sanatı, İstanbul, Başkent Ankara, Arayış, Salkım gibi dergileri takip ederler. Birçoğu Maraş’a gelmeyen bu dergilere abone olmak suretiyle ulaşırlar. Sanatın, edebiyatın nabzı bugün olduğu gibi o günlerde de dergilerde atmaktadır çünkü.

1960 yılında yine Maraş’ta Necip Fazıl’la tanışmış ve bu tarihten dokuz yıl sonra da Nuri Pakdil’le birlikte Edebiyat Dergisi’nin kuruluşunda yer almış. Hicret ve Tenha Sözler adlı şiir kitaplarının yanında Din ve Uygarlık ve Edebiyat ve Medeniyet Üzerine adlı deneme kitaplarıyla da düşünce yolculuğunu sürdüren İnan, ayrıca Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen sendikalarının da kurucu başkanlığını yapmış bir eylem adamıydı.

Mehmet Akif İnan, 23.07.1965’te edebiyat öğretmeni Sevim Hanım’la evlenir. 1967’de Mehmet Akif İnan’ın kızı Şakire Banu doğar. Onun hayattaki bu kızından biri kız diğeri erkek olmak üzere iki torunu olur.

1985’te Din ve Uygarlık adlı denemeler toplamını yayımlar. Böylelikle gazetelerde yayımlanan yazılarından bazılarını bir araya getirmiş olur. Bu yazılar toplamında İnan, din uygarlık münasebetinin kopartılamayacağını dile getirir. Şiirlerinde sergilediği yaklaşım tarzını sistemleştirmeye uğraşır. Bir yandan Doğu-Batı sorunsalını irdelerken diğer taraftan da İslâm-Hıristiyan din ve medeniyetleri ekseninde modernleşme/Batılılaşma faaliyetlerini konu edinir.

Düşünsel ve eylemci kişiliğiyle tebarüz eden Mehmet Akif İnan, sesini geniş insan kitlelerine duyurmak ister. İnsanla buluşmanın yollarını arar. Batıcı dayatmalarla özüne yabancılaşan Türk insanına yeniden özüne dönmesi gerektiğini haykırır.

Onun sanat, edebiyat algısının kökeninde medeniyet sorunsalı geniş yer tutar. Ona göre edebiyatsız medeniyet olamayacağı gibi bir uygarlığa yaslanmayan edebiyat da var olamaz.

Mehmet Akif İnan, Türk insanının temel sorununun İslam uygarlığıyla bağını, bağlantısını koparmasından neşet ettiğini söyler. Ona göre uygarlığına yabancılaşan kişinin yeryüzünde özgür yaşama hakkı da olamaz. Onun içindir ki bütün dikkatini edebiyat, medeniyet ilişkisine odaklar.

1999 yılı haziran ayında sendikanın Ankara’da yaptığı bir miting sonrasında hastalanır. Soğuk algınlığı ve zatürre tanısıyla Gazi Üniversitesi Araştırma Hastanesine yatırılır. Ancak tetkikler sonucunda akciğer kanserine yakalandığı ortaya çıkar. Bütün tedavilere rağmen altı ay içinde giderek erir.

O heybetli adam, günden güne ölüme doğru yaklaşır. Son zamanlarında ölümden korkmadığını, kendisini dünyaya bağlayan hiçbir şeyin olmadığını, ölüme hazır olduğunu ve yaratıcısına kavuşacağı için de sevindiğini, hiç üzülmediğini yakın çevresine söyler. Ramazanı Urfa’da geçirmesi bahanesiyle hastaneden çıkartılır. Vefatından yirmi gün önce kardeşleri tarafından doğduğu yere, baba ocağına, Nebiler yurdu Urfa’ya götürülür. Bir Ramazan gecesi, 6 Ocak 2000’de, gece saat 02.00’da vefat eder. Cenazesi 7 Ocak Cuma günü öğle namazını müteakip Hasan Paşa Camiinde kılınan cenaze namazından sonra; sevenlerinin, dostlarının, arkadaşlarının elleri üstünde taşınarak Harran Kapı aile kabristanına defnedilir.

“Toprak kuşatınca ten kafesini
Yeni bir günedir bizim göçümüz
Kalkarız rüyadan uyanır gibi”

Medeniyetimiz, son bir iki yüzyıl boyunca hem varoluş hem de bilgi ve kavrayış bakımından ciddi bir tutulma içine girmişti.

Bu tutulmanın en önemli işaretleri sanat, edebiyat ve bilgi burçlarında göründü. Bu süreçte, anlama, algılama ve anlamlandırma bakımından, bizim dünya görüşümüze ters düşen yorum ve yaklaşımlar ortaya çıktı.

İşte bu sürecin çok önemli bir aşamasında M. Akif İnan, medeniyetimizin şiir burcunda çok yeni bir ses olarak ortaya çıktı; şiirini ve sesini yerli düşüncenin fikri imkanlarıyla ve özgün bir duruşla destekledi, tanımladı. Onun yaptıkları ve yazdıklarının üzerinde çok ciddi bir biçimde düşünülmesi gereken önem ve önceliğe sahip hususlar olduğuna inanıyorum.

KAYNAKÇA;

1.http://www.mehmetakifinan.com/hayat-hikayesi/

2.https://www.memursen.org.tr/bilge-sendikaci-mehmet-akif-inani-andik

3.https://kahramanmaras.bel.tr/foto-galeri/yedi-guzel-adam-edebiyat-muzesi-1

4.http://www.duranboz.com/wp-content/uploads/2016/01/mehmet_akif_inan.pdf

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir