Edebiyat Mahallesinden Zarif Bir Şair Geçti

SULTAN

Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerimSana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgemeHayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerimSana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgemeHayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum

(Cahit Zarifoğlu Şiirler, İstanbul, Beyan Yayınları, 1990, 2. Baskı, syf:491)

“İsmimin baş harfleri acz tutuyor” diyordu Türk Şiirinin zarif yürekli, özgün şairi Adurrahman Cahit Zarifoğlu “Sultan” adlı şiirinde. İnsanın kendisini yaratan Rabbi karşısında acziyetinin idrakinde olması kulluk makamında ne güzel derecedir. Yaşantısıyla, şiiriyle bu acziyeti iliklerine kadar hisseden içli bir şairdir o. Onun hayatı, yazdığı nesirleri ve şiirlerinden bağımsız bir hayat değildir. Bazen açıkça, bazen de gizli bir hatırlatmayla bütün eserlerinde biz şairin kendisini görmekteyiz aslında.

Sultan şiirine baktığımızda sûfice bir hassasiyet ve içten gelen yakarışa şahit oluruz. Korku ve ümit ( beynel havfi verreca) arasındadır Cahit Zarifoğlu her mü’min gibi. Kendisi zaten derviş ve sûfi bir şairdir. Süsten, şatafattan, şöhretten, benlikten, gösterişten, kibir ve gururdan uzak durmuş, “adam” gibi bir hayat sürmüştür bu dünyada. Kayınpederi de Nakşi şeyhi olan Zarifoğlu bir zaman sonra Nakşilik yoluna intisap ederek bu pınardan kana kana içmiş ve beslenmiştir. Arkadaşına yazdığı mektupta onun Ankara’da Abdürrahim Reyhan Efendi’nin sohbetlerine katılıp istifade ettiğini, hatme denilen zikir ve dualara katıldığını öğreniyoruz. Hayatında olduğu gibi şiirlerinde de bu özel durumun etkilerini görürüz. Burnundan kıl aldırmayan, kendisini dev aynasında gören kibir dolu kalemlerin bolca bulunduğu edebiyat mahallesinde imrenilesi bir hayat yaşamıştır o. Onun Sultan şiirini ne zaman okusak yüreğimize bir od düşer, hislerimize tercüman olur.

Sultan şiirini aslında sade, duru, yalın ve samimi ifadelerle dolu yoğun duygu sağanağı içeren bir münacat olarak nitelendirebiliriz. Sağlam, özgün ve güçlü bir şiirdir. Şair, seçkin bir kul olmadığını belirtir şiirinde. Kulluk görevlerini hakkıyla tam yapamadığını, hayatı boş geçirdiğini, isminin baş harflerinden (acz) kimliğinin belli olduğunu söyler. Bundan dolayı acz içinde “ Bağışlanmamı dilerim” diyerek Rabbine affı için yalvarır. Çünkü her Müslüman gibi o da Allah’ın erhamü’r-râhimîn olduğuna iman etmiş ve onun rahmet ve merhametine sığınmıştır. “Sana zorsa yanmaya razıyım / Kolaysa affı esirgeme” dizelerindeyse affı için Rabbine yalvarırken bir incelik içerisindedir ve kulluk bilinciyle dopdoludur.

Cahit Zarifoğlu şiir, hikâye, günlük, roman, deneme, masal ve tiyatro gibi birçok türde edebi eser yazmıştır. Buna rağmen onun şairliği her zaman ön plandadır. Eserlerinde modernleşmenin fert ve toplum üzerindeki olumsuz tahribatına dikkat çekmiştir. Toplumu ilgilendiren meselelere karşı hassasiyet sahibidir. Kendisinin de bir parçası olduğu İslam coğrafyasının içinde bulunduğu durum, fakirlik, harpler, Müslümanların maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında yüreğinde derin ıstıraplar duyan bir Müslüman şairdir o.

Hastalığı sırasında kendisini ziyarete gelen gençlere tavsiye niteliğinde,MaveraDergisinin Eylül 1987 tarihli 129. sayısında da yayımlanan şu sözleri söyler: “Şiirimi yeni baştan oluşturmayı, her şeye yeni baştan başlamayı düşünüyorum. Mümkün olsa şimdiye kadar yazdıklarımı siler, yeni bir şiire başlarım. Çünkü biz baştan büyük bir yanlışlık yaptık.Aysbergi bilirsiniz. Biz aysbergin üst kısmını, görünür, dokunulur, anlaşılır kısmını hafife aldık, es geçtik ve dedik ki şiir derinlikli olsun, soyut olsun, yani bugünkü şiirimiz gibi olsun dedik ve aysbergin alt kısmını öne çıkardık. Asıl kısmın, dikkate değer kısmın altta olduğunu, görünmez olduğunu vurguladık. Ve bu vurguyu öyle bir doza çıkardık ki, ben mesela tutup aysbergi ters çevirdim. Benim şiirim aysbergin ters çevrilmiş, yani üstte görünebilir olan kısmının yok edilmiş halidir. Hâlbuki, meselaYunus Emre, şiirinde aysbergin alt kısmını olduğu kadar üst kısmını da anlatabildiği için, anlatmış olduklarının halkla bağlantılarını kurmuş ve onları okutmuştur. Oysa bizim şiirimiz anlaşılmaz ve kapalı olmuş, insanların tutunacak yüzeysel yerleri yok edilmiştir. Siz bizim gibi yapmayınız.”

Bugün okuryazar taifesi içinde birçok kimsenin Şair Zarifoğlu’nun hayatını ve eserlerini iyi okumadığını, sanatını doğru dürüst bir şekilde anlayamadığını düşünüyorum. Son zamanlarda üzüldüğüm bir husus var. O da şu: Zarifoğlu gibi içli bir sanatkârın şiirini, eserlerini anlamayan hatta okumayan ama dijital platformlarda onunla ilgili hesaplar açan, gruplar kuran, peş peşe şiirlerini paylaşan insanlar var. Onun üzerinden aslında biraz da kendilerini gösterme gayretindeler. Özellikle sosyal medya bağımlısı, kitaptan uzak, dijital hayatın esiri olmuş, sloganlarla düşünmeye alışık kolay lokmacı tipler bunlar. Aslında Zarifoğlu’nun çilesine de çok yabancılar. Zarifoğlu bu insanların çok uzağında bir dünyada yaşamıştır. Hayatını, eserlerini okursanız bunu görürsünüz.

Zarifoğlu’nun edebiyata ilgisi ve yazmaya başlaması lise yıllarına rastlar. O yıllarda kompozisyon ve şiirler yazmıştır. Rasim Özdenören, Erdem Beyazıt, Alaaddin Özdenören gibi usta edebiyatçılarla aynı okul sıralarında oturmuş ve bu insanlarla sıkı dostluğu hayat boyu devam etmiştir. Şairliği ve yazarlığı söz konusu olduğunda sanatını incelik ve titizlikle, üzerine titreyerek icra etmiştir. Disiplin ve düzen onun en karakteristik özelliklerindendir. Bir abi olarak gördüğü Sezai Karakoç’tan ve Necip Fazıl Kısakürek’ten çok etkilenmiştir. Necip Fazıl aynı zamanda onun evlenmesine aracı olmuş, kendisine nikâh şahitliği de yapmıştır. Çok dinamik, dolu dolu bir hayat yaşadı Zarifoğlu. Hiç durmadı, koşturdu, üretti. Yayımladığı kitaplarının yanında özellikle Mavera dergisindeki üstün gayreti bunun açık örneğidir. Dünyayı bir değirmene benzeten bu zarif gönüllü şair “Ne çok acı var!” diyerek kırk yedi yıllık ömrüne birçok acıyı, umudu, güzel sevdaları sığdırdı. Bu fâni dünyadan çok erken denilecek yaşta bir ikindi serinliğinde kuşlar gibi şarkısını mırıldanarak göçtü. Dev şiir çınarının zarif yaprağı solarak kara toprağın bağrına düştü. Hem de peşinde imrenilecek, kendisinin hayırla yâd edilmesine vesile olacak güzel eserler bırakarak…

“De Zarif inle. Ta ki huzura vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın”

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Temmuz, Vesaire

SULTAN Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harfleri acz tutuyor Bağışlamanı dilerimSana...

İnsanı Yaşat Ki Devlet Yaşasın

SULTAN Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harfleri acz tutuyor Bağışlamanı dilerimSana...

Türkçe'nin Sır Kapılarını Aralamak

SULTAN Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harfleri acz tutuyor Bağışlamanı dilerimSana...