Düze Kıran Mı Girdi?

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Deveye inişi mi seversin, yokuşu mu?” demişler; “Düzlük yerin dibine mi girdi?” demiş. Bizim atalarımızın, dikkate şayan öylesine güzel özellikleri vardır ki, hangi birisini sayacağınızı bilemez, saymaya niyetlenseniz dahi yetiştirmeniz de mümkün olmaz zannımca. Buna bir örnek verecek olursak atalarımız, bizim de yazılarımızın konusunu oluşturan o güzide hikmetli sözlerini çoğu zaman bir yemiş, bir hayvan veyahut bir obje ile mükemmel düzeyde bütünleştirerek meydana getirirler. Bu onların, her bir mahlukata tek tek canlı gözü ile baktıklarının ve onlara verdikleri değerin en açık örneğidir. Hatta mahlukata verdikleri bu değeri sûfiler ve tasavvuf erleri bir kademe daha yukarı çıkarmışlar ve cansız objelere bile derin bir saygı beslemişlerdir. Mesela dervişlerin birbirlerine uzattıkları eşyaları önce öpüp başlarına koyup, sonra aynı eşyayı karşı tarafa uzatmaları vb. veya yine hepimizin bildiği bir örnek olarak; Hazret Yunus Emre’nin odun kesmeye giderken diğer ağaçlar incinmesin diye baltanın ağzını bir bez ile sarması gibi… Hatırlayacağınız üzere son yazımız buğdayın konuşturulduğu bir atasözü etrafında şekillenirken, bu seferki yazımız ise devenin konuşturulduğu bir atasözümüz etrafında şekillenecektir. Bu ay ki sözümüzde bize anlatılan ise, her ne iş için olursa olsun önümüze belli başlı bir takım seçenekler konulduğunda kolay yollu olanını seçmenin, en efdali olduğudur.

Nitekim bu konuyla ilgili ayet ve Efendimiz (s.a.v.) tavsiyeleri bazında, dini nasslarımız da oldukça fazladır. Peki sadece kendi işlerimiz için mi geçerli bütün bunlar? Tabii ki de hayır! Çevremizdeki tüm insanların işlerini kolaylaştırmakta, asli vazifelerimizdendir. Peki ya bugünün Türkiye’sine baktığımızda, işler pekte kolay gerçekleşmiyor gibi he dostlar! Peki siz ne düşünüyorsunuz bakalım bu konuda? Evet ise neden evet? Hayır ise neden hayır? (Fikir/düşünce ve yorumlarınızı Twitter @dilhanenet veya @CeyrekMolla hesaplarına yorum olarak yazarsanız, faydalı bir tartışma olacağına inanıyorum.) Cevabınız hayır olabilir, ama ben yine de yolunuza taş koyan, işi yokuşa süren insanların herhangi bir yerde karşınıza çıkmış veya bir gün muhakkak çıkabileceği kanaatindeyim. Hatta bu tiplemedeki kişilerin ne yazık ki bazen en yakınlarınızda hayat bulduğu olmuşta olabilir. Hatta ve hatta en yakın, belki Anneniz? Veya eşiniz? Oysa ne demişti son nebî “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin”. Sınırın böylesine kesin bir dille çizilmiş olmasına rağmen insanların eylemlerine anlam veya mana verebilmenin oldukça güç bir hâl alması ne kadar da üzücü. Bir örnek vermemiz gerekirse düğünlerimiz mesela! Çocuklarımızın en mutlu günü olması gereken düğünlerimiz ne yazık ki ailelerin hunharca fütursuzca ve şuursuzca talepleri ve beklentileri yüzünden erkek çocuklarımızın korkulu rüyasına dönüşmesi. Düğünle iş bitmediği gibi düğün sonrası ödenmesi gereken taksitler, senetler, ekstreler…. Bütün bunlara binaen, günlük hayatta karşılaştığımız bir takım engellemeler vardır ki, bunların temelinde yatan nedenler oldukça aşikardır aslında. Örneğin bazı insanlar herhangi bir pozisyona kendi hısmını yerleştirmek adına, söz konusu pozisyonun adayını bıktırmak veya saf dışı bırakabilmek adına, o kişiye bir çok sıkıntı, zorluk ve güçlük çıkartabilmektedir. Bir diğer neden ise, bütün bu zorlukları çıkaran kişinin hastalık derecesine varan mükemmelliyetçi tutumudur. Yapılacak olan işin en güzel, en estetik ve en sağlam şekilde olması gerektiği düşüncesini takıntı haline getirmiş olan bu insanlar, sorumluluğu altındaki insanları her alanda zorlamakta ve yıldırmaktadır. Veya bu engellemeler/zora sokmalar, müdahaleyi yapan insanın korumacı yaklaşımından da kaynaklanıyor olabilmektedir. Yapmayı düşündüğünüz eylemin, size zarar vereceği endişesi ile o söz konusu eylemi zora sokma yolunu da seçmiş olabilirler, mesela anne ve babalarımız gibi.

Yukarıda bazı insanların, işleri zora sokmasındaki başlıca nedenlerin bir kaçına değindik yalnız, en yaygın ve en tehlikelisi vardır ki o da haset kaynaklı olanlarıdır. Bunlar öyle kişilerdir ki, karşısındaki bireyin sırf söz konusu işi başardığı taktirde elde edeceği prim/makam veya övgüyü düşünmekten kendini alamaz ve o işi engellemek için var gücüyle çalışır. İnsanların işini kolaylaştırmak hem dini hem örfi olarak büyük bir ecir ve erdem olduğu aşikârken bize düşen, insanların her türlü yardımına koşmak, içerisinde bulunduğu vaziyeti umursamadan koşmak, “Ben ne yapabilirim?” demek yerine, “Benim de yapabileceğim bir şeyler muhakkak vardır.” diyerek koşmak… Ve o işe yardım edip, kolaylaştırmak isterken de işleri daha da zora sokmamak. Bi’de böyleleri var değil mi? Kırılmasınlar diye içimizden “Aman senin yardımın orda kalsın” dediklerimiz.

Vesselam…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir