Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Dünya Edebiyatına Açılan Kapı

avatar

Sena Topaloğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

İnsanlığın anlatma yolculuğu, kısıtlı bilgi birikimiyle mağaralara çizilen birkaç resimle başlamıştı. Daha sonraları çıkarılan basit sesler, dillerin oluşumuna doğru gelişerek sistematik sözlü anlatımlara dönüşmüştü. En sonunda da kalıcılık ve nesilden nesile aktarma arzusu yazı yoluyla anlatmaların doğmasına katkı sağlamıştı. Günümüze geldiğimizde ise yolculuğun son durağı evrensel bir anlatım dilinin oluşması yani “dünya edebiyatı” kavramı oldu. İşte bu kavramı ilk kez ortaya atan Goethe’nin en büyük dayanağı; farklı dillerle ve kültürlere sahip olsalar da insanlığı ortak paydada buluşturan değerleri fark etmesi olmuştu.

Alman edebiyatının önde gelen temsilcilerinden biri olan Goethe, yer aldığı edebiyatın sınırları içinde kalmamıştı. Yerel ve folklorik anlatıların gücünü evrensel değerlerin potasında eritmiş başarmış böylelikle sözcük babası olduğu “dünya edebiyatında” da önemli bir konum elde etmişti.

Onun edebiyat anlayışı, usta edebiyatçılarda bile nadiren gördüğümüz biçimde insanlığı ortak paydada buluşturan aynı zamanda kendi edebiyatının geleneğini de içinde barındıran bir anlayıştı. Bu anlayışı çözümleyebilmenin yolu şüphesiz ki Goethe’nin yazı hayatını şekillendiren fikirlerin eserlerine nasıl yansıdığının izini sürmekten geçmektedir.

Hayatına genel olarak baktığımızda onun dikkatleri celbeden fikirler ve eserler üretmesinin temelinde sınır tanımaz bir okur oluşunun yer aldığını öğreniyoruz. Yani Goethe, içinde yer aldığı Alman edebiyatının sınırları içerisinde kalmamış, İtalyan edebiyatından İran edebiyatına hatta Divan edebiyatımıza kadar ulaşan oldukça geniş yelpazedeki eserleri mercek altına almıştı. İncelediği eserler onun edebi ufkunu ve bakış açılarını genişletmiş daima dönüp faydalandığı açık kaynaklar haline gelmişti.

Henüz yirmi beş yaşındayken kaleme aldığı Genç Werther’in Acıları adlı ilk romanıyla birlikte Alman ve Avrupa edebiyatında adını duyurmayı başarmıştı. Eserinde ele aldığı duygular, evrensel değerlerle etkileşimde bulunurken aynı zamanda kendi ulusunun ruhsal dünyasını yansıtmaktaydı. Yazı hayatına atıldığı ilk dönemde kendi kültürünü özümseyerek yansıttığı için önce kendi toplumunda kabul görmüş ve “Goethe geleneğinin” doğmasına öncülük etmişti. İlerleyen zamanlarda bu sayede Alman edebiyatının kapılarını da tüm dünyaya açmış olacaktı. (1)

Onun bu denli kalıcı eserler ortaya koymasında okuduğu, incelediği edebiyatlardan beslenebilmesinin yanı sıra farklı hayat görüşleriyle ilgilenmesi de etkiliydi. Felsefe ve doğa bilimlerine olan ilgisi onu sürekli araştırmaya itmiş, araştırdıkça da incelediği eserlere karşı bakış açısı genişlemişti.

Genel hatlarıyla edebiyat hayatı üç dönemle değerlendirilen Goethe, ilk romanından sonra kazandığı ünle yaşadığı çıkış döneminden sonra arayış içerisine girmişti. Arkadaşı olan Alman şairi Schiller’in de etkisiyle ikinci döneminde klasik edebiyat anlayışına yönelmiş olduğunu biliyoruz. Araştırma ve incelemeleri bu sefer onu edebiyatın farklı bir yönüne taşımış, baladlar ve tiyatro oyunları gibi çeşitli türlerde eserler kaleme alarak kendi yazı dünyasına farklı bir pencere oluşturmuştu.

Son dönemi diyebileceğimiz, başyapıtı kabul edilen Faust’a son şeklini verdiği dönemde ise öğrendiği, yer yer denediği tüm fikirlerin tamamen olgunlaşarak son halini aldığını söylemek mümkündür. Artık başarılı şekilde nihayete eren arayışları onun evrensellik düşüncesini de tam anlamıyla netleştirmişti. “Her edebiyat kendi başına bırakıldığında yabancı bir edebiyatın ilgi ve katkılarıyla tazelenmediği sürece canlılığını kaybedecektir. Hangi doğa bilimci, aynada oluşan yansımada gördüğü mükemmelliklerden keyif almaz?” (2) sözleriyle ulusların edebiyatlarını taze tutan en önemli unsurun edebiyatlar arası etkileşim dinamiği olduğunu dile getirmişti. İşte bu dinamiğin gücüne olan inancı, ulusların edebiyatlarının birbiri arasındaki etkileşimi dünya edebiyatı kavramını ortaya atmasındaki en temel fikir olmuştu.

Genç öğrencisi ve yazar dostu Johann Peter Eckermann ile 31 Ocak 1827 tarihinde konuşan Goethe, bu terimi ilk kez şöyle kullanır: “Gittikçe daha iyi görüyorum ki şiir, insanlığın evrensel ortak malıdır, her yerde ve her zaman binlercesi, yüzlerce insan tarafından ortaya koyulur… Bu nedenle yabancı ulusların neler yaptığını incelemekten hoşlanırım, herkese de bunu yapmasını öneririm. Şimdilerde ulusal edebiyat sözü pek fazla bir şey ifade etmiyor. Dünya edebiyatı (weltliterature) sözü yakındır ve bu çağın gelişini hızlandırmak için de herkes kendine düşeni yapmalı.”

Eckermann, bu terimi, ustasının ölümünden üç yıl sonra 1835 yılında yayımladığı eserinde kullanmasıyla birlikte dünya edebiyatı terimi, literatürdeki yerini almıştı. (2)

Gerek Alman edebiyatında gerekse dünya edebiyatında kendine oldukça sağlam yer edinen Goethe; benimsemiş olduğu edebiyat anlayışıyla önce kendi ulusunda kabul görmüş, takdir toplamış daha sonrasında Avrupa’dan tüm dünyaya uzanan bir başarı elde etmişti. Başarısının en büyük sebebi ise şüphesiz kendi ulusuna ait motifleri tüm insanlığa ait evrensel motiflerle beraber ahenkle işlemesiydi. Sonuç olarak o motiflerin kuşatıcılığı öyle genişlemişti ki Johann Wolfgang Von Goethe, net biçimde ait olduğu toplumdan dünya edebiyatına açılan kapı olmuştur.

Kaynakça:

1.EYİGÜN, Sabri. (2008) “Goethe Örneğinde Edebiyatta Özgünlüğün Ölçüsü ve Türk Edebiyatı.” AKADER Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, 11: 81-88

2.Sevim, O. Söylemez, Y. (Ekim,2019) “Dünya Edebiyatı Araştırmaları.” Ankara, Nobel Akademik Yayıncılık.

3.https://www.edebiyatla.com/gunce/goethe-hayati-ve-eserleri-302005

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.