Dünün Ramazanları

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Yâ Rab, şu muazzam ramazan hürmetine,
Kaldır aradan Vahdet’e hâil ne ise;
Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan
Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se
Mâdamki verdin bize bir rûh-ı nevin
Yâ Rab, daha bir nefha-i te-yid insin!

(Mehmed Akif Ersoy)

Yuvada ağzını açmış yem bekleyen yavrular gibi ramazanın gelip bizi ihya etmesini bekliyoruz. Beklemek yetmez, davranmak lazım! Çünkü, Ramazan da bizi bekliyor. Açılan avuçları, göğü dolduran duaları, secdelerimizi ve oruçlarımızı bekliyor ayların sultanı. Sezai Karakoç’un “Yalnız, insan orucu özlemez, oruç da insanı özler.”¹ dediği gibi, ramazan da bizi özlüyor. Mahyalarla donatılmış minareleri, camileri taşıran teravihleri, bereketli iftarları, sahur sofralarını, indirilen hatimleri, göğe yükselen duaları özler ve bekler ramazan. Yalnız bir aylık evlerimize konup, göçmesini değil kalplerimizi işleyip ruhunu bizde canlandırmak ister.

Hanelerimize ramazan ayı teşrif ettiğinde, herkes şöyle bir geçmişe çeviriyor bakışlarını.

Kimi dolup taşan iftar sofralarını özlüyor, kimi tadını bugün bulamadığı pidelerin kokusunu. Kimi gülüş cümbüş gidip dönülen teravihlerde, kimisi de davulcuların inlettiği mânilerde anıyor eski ramazanları. Bazıları da eski ramazanların bugün olmayan birlik beraberliğinden şikayetçi. Mahalle aralarına kurulan iftar sofraları, ramazan öncesi el birliğiyle ihtiyacı olanlara yapılan yardımlar, herkesin birbirinin kapısını çalıp katlanarak gidilen teravihler.

Eski ramazanları özleyen sadece bizler değiliz. Bizim özlediğimiz günlerde, kendi eski ramazanlarını özleyen yazarlarımız var. Hasretlerini, ramazana bakışlarını kendi üsluplarında dile getirmişler. Özellikle İstanbul ramazanlarını kaleme almaları İstanbul’da ramazanların bambaşka olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır. Ramazanı gerek yazılarıyla, gerekse şiirleriyle anlatan daha birçok kalem erbabımız bulunmaktadır. Bu yazıya sadece bazı yazarların cümleleri seçilerek, aktarılabilmiştir. Şimdi onlara bir göz atalım:

“Mesela toplu bir ibâdetin sosyal tarafı, aileyi olduğu kadar cemiyeti de günlük hayatında aynı çizgiye getirmiş olmasıdır.

Şöyle ki iftar saatinde sofra başında toplanan aile gibi, komşuların, hatta bütün mahallenin ve hatta bütün şehrin, aynı zamanda besmele ile oruçlarını açmaları, cemiyeti bir içtimâi nizam ve müşterek bir âhenge götürür ki bunun, ferdlerde uyandırdığı psikolojik kazancı inkâra sığmaz.”² Sâmiha Ayverdi bu satırlarıyla Ramazan’ın sosyal ve birleştirici yönünü gözler önüne seriyor.

Ramazanın, insanlara bulaştırdığı coşkusunu Cenap Şahabeddin şu satırlarla anlatmış: “Mübarek şehr-i Ramazan hulûl etti mi, pâyitahtın Fatih ile Bayezid arasındaki kısmı silkinir, canlanır, gürültüye başlar; ber-mu’tad evlerinde pinekleyenler sokaklara dökülür; ikindiden sahura kadar Direklerarası dirsekler arası olur. Bu kalabalıkta aşk bir küçük hükümdar ve sürûr onun vezîr-i a’zâmıdır. Oruç ayına münhasır olmak üzere Vezneciler’den Saraçhanebaşı’na uzanan mahallere sanki şeytan gelir, bekçi yazılır.”³

Ah! Nasıl yüreklere en tatlı bir zevk, kulaklara en ilâhî bir musiki verirdi davulun sesi, ilk ramazan akşamı! Evlerden çocuklar sevinç içinde sokağa fırlarlardı. On bir ayın sultanı ramazanın gelişi sonsuz bir beşaret, uhrevi bir huzur olduğu kadar, istibdat devrinin geceleri kadar sinsi, sakıncalı akışı içinde on bir ayda bir gelen eğlence ve hafifleme ayı idi de.”⁴ Halit Fahri Ozansoy, ramazanın vazgeçilmezi olan ramazan davulunu bu satırlarla anlatıyor bizlere.

Ahmet Semih Mümtaz’dan eski ramazan iftarları nasılmış, okuyalım: “Ramazan iftarları tarif olunmakla biten hikâyeler değiller. Eski zamanlarda hürmet olunan bu bidat-ı hasene bilmiyorum yanlış mı arz edeceğim; memleketin ticaretine de hizmet ederdi. Esnafın yüzü gülerdi ve yüzsüzlüklerine imkân vermezdi. Çünkü samimi ve ahlâki bir rekabet sayesinde ihtikar kapıları mesdut idi denilebilirdi. Üç mübarek ay zarfında senenin diğer aylarına nispeten hacmi daha büyük alım satım olurdu. Ve bu devirden alan satan da faydalanırdı vesaire vesaire!”⁵

Mehmet Kaplan ramazana dair çocukluk anılarını şu satırlarla dile getiriyor: “Bilindiği üzere ramazan geceleri câmileri dolaşmak âdettir. Benim güzel çocukluk hâtıralarımdan biri, küçük yaşta, annem ve diğer komşu kadınlarla beraber, kasabamızın camilerini gezmektir. O zamanlar kasabalarda elektrik yoktu, el fenerleriyle dolaşılırdı. Fener hareket ettikçe karanlıkta acâip şekiller ve gölgeler yaratır ve bunlar benim çocukluk kalbime heyecan verirdi.”⁶

Ragıp Akyavaş dönemin ramazan eğlencesi Karagöz oyunundan şu satırlarıyla bahsediyor: “Eski İstanbul’un Ramazan gecelerinde bir eğlencesi vardı. Beş asır bu milleti güldüren, hoş vakit geçirten bir oyun. Buna adıyla sanıyla Karagöz derdik. Karagözün menşei ne olursa olsun, yaşattığı tipler itibariyle bizim hayatımızla yakından temâsı olan bir oyun olduğu muhakkaktır. Eğer Karagöz Fransızların, Almanların, İngilizlerin elinde olsaydı, onu milli oyunlarının başına çıkarırlardı.

Karagöz her keseye uygun, teşrifattan, kasıntıdan uzaktı. İsterseniz Şam hırkasını sırtınıza geçirip gecelik entarisi ile gidiniz, kimse aldırış etmezdi. Elhâsıl hem ucuz hem yüzde beş yüz halk oyunu.”⁷ Sarayda ramazanlar nasıldı, Ayşe Osmanoğlu’ndan okuyalım: “Sarayda ramazanlar çok güzel olurdu. Bir hafta evvelden hazırlık başlardı. Temizlik yapılır, Kiler-i Hümayun’dan bütün dairelere büyük sürahiler içinde türlü türlü şuruplar ve birçok iftariyelikler gelirdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofralarına altın yaldızlı kafesler kurulur, seccadeler yayılır, harem ağaları ile beraber bir imam, iki güzel sesli müezzin gelirdi. İlahiler okunarak namaz kılınırdı. Gece kapılar açılır, sahur tablaları girer, top atılıncaya kadar herkes ayakta kalırdı. İmsak topundan sonra yatılırdı. Öğle üzeri de her daireye bir hoca gelir, vaaz verirdi. Akşam topla beraber zemzem-i şerîflerle oruç bozulur, iftariye takımları hazırlanır, buzlu limonatalar, şuruplar içilirdi. Saraya mahsus, fulya çiçeğinden yapılmış fulya şurubu vardı ki çok güzeldi. Sarayın Harem Dâiresi ramazanda âdeta câmi haline girer, herkes ibâdetle vakit geçirirdi.”⁸

Server R. İskit’in ramazana dair kaleme aldıkları şöyle: “Ramazan-ı şerifte sarayda “Huzur Dersi” adı ile bir meclis tertip olunurdu. Bu mecliste; zamanının büyük din ulemasından biri ile karşısında sekiz müderris bulunur, birkaç âyet-i kerîme okunup tahlil olunur ve müderrislerle beraber karşılıklı izahlar yapılırdı. Camilerde hâfızlar ramazandan on beş gün evvel mukabeleye başlar, güzel sesli hafızların bulunduğu câmilerde dinleyiciler yollara taşarlardı. Büyük zevâta âit konakların hemen hepsinde teravih namazları, âyinler ve ilâhîlerle eda olunmak adetti…”⁹ Saray dönemi ramazanlarından bahsedip ‘diş kirasına’ değinmemek olmazdı. Mithat Sertoğlu diş kirasına dair şu satırları kaleme almış: “İftardan sonra misafirler dağılıp giderken gerekenlere ‘diş kirâsı’ adı altında dolgun bahşiş verilmesi âdetti.

Tabiî bunlar, ev sahibi ile birlikte ve onun sofrasında bulunanlar değil, konağın aşağı kat odalarında kurulan sofralara kabul edilen kimseler için bahis konusuydu. Maiyette çalışan küçük dereceli memurlar, mahallenin dar geçimli komşuları, uzak ve fakir akrabalar -bir ramazanda bir kere olmak üzere- bu ‘aşağı sofralar’a kabul edilirlerdi.”¹⁰

Ramazan bir kez daha kanatlarını üzerimize gererek bize Allah (c.c)’ın merhametini, mağfiretini, rahmetini ve bereketini ulaştırmak için geldi. Bu müstesna ay, coşkusuyla beraber uhrevî dinginliğini de yüreklerimize işlemeye hazır. Yıllarca anacağımız, geçmiş ramazanların bereketini, huzurunu ve coşkusunu aratmayan, gelecek olanlara bir kapı olan bir ramazan geçirmek ümidiyle…

Kaynakça
1. Karakoç, S. (2020). Sütun. İstanbul: Diriliş Yayınları, s.11
2. Gürlek, D. (2018). Dersaâdet’te Ramazan Akşamları. İstanbul: Timaş
Yayınları, s.277
3. Şahabeddin, C. (2012). İstanbul’da Bir Ramazan. İstanbul: Dergâh
Yayınları, s.179
4. Ozansoy, H.Fahri. (2019). Eski İstanbul Ramazanları. İstanbul: Dergâh
Yayınları, s.19
5. Mümtaz, A.Semih. (2009). Evvel Zaman İçinde İstanbul Ramazanları.
İstanbul: Kurtuba Kitap, s.74
6. Gürlek, D. (2018). Dersaâdet’te Ramazan Akşamları. İstanbul: Timaş
Yayınları, s.293
7. Akyavaş, A. Rakıp. (2004). Âsitâne I-Evvel Zaman İçinde İstanbul. Ankara:
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, s.360-363
8. Osmanoğlu, A. (2013). Babam Sultan Abdülhamid. İstanbul: Timaş
Yayınları, s.95
9. Gürlek, D. (2018). Dersaâdet’te Ramazan Akşamları. İstanbul: Timaş
Yayınları, s.88
10. Gürlek, D. (2018). Dersaâdet’te Ramazan Akşamları. İstanbul: Timaş
Yayınları, s.127

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir