Dr. İhsan Şenocak ile Bin Yıldır Düşmeyen Cephe Doğu Türkistan Üzerine Söyleşi

Hocam Doğu Türkistan’lı bir çok tanıdığınız âlim ve İFAM’da okuyan talebeleriniz var Doğu Türkistan’da yaşanılan olaylara ve Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin mücadelesine değinir misiniz?

Doğu Türkistan… Bilâd-ı İslam'ın uç beyi... Velilerin, erenlerin ribatı... Milyonlarca şehid vererek Çin'in Alem-i İslam üzerine yürümesine mani olan şühedâ mahşeri... İslam sancağı dalgalansın diye asırlardır can veren mücahitler yurdu... Mao'nun çocuklarına baş eğmeyen kahramanlar ülkesi... 1949 yılında Sovyet Rusya'nın askeri yardımıyla Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edilen Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, bugün Çin nazarında "Sincan/kazanılmış topraklar", Müslümanlar nezdinde ise hürriyeti için ümmetten yardım bekleyen tutsak bir İslam beldesi, ikinci Endülüs’tür. Dün kilisenin Endülüs’te yaptığını bugün Çinliler Doğu Türkistan’da yapıyor.

Asırlardır Doğu Türkistan'da ev denince ribat, mümin denince de murabıt anlaşılmaktadır. Türkistan ribatında Hakk'la Bâtıl'ın mücadelesi hâlâ çok çetin şartlarda devam etmektedir. Doğu Türkistan İslam Devleti yıkıldıktan sonra müminler Kaşgar'da, Urumçi'de, Hoten'de tarihin en zor günlerini yaşamakta. Küffar, Bedir'e İslam'ı ortadan kaldırmak için yürüyen müşrikler gibi Türkistan’da İslam’ı silecek adımlar atma peşinde. Bu yüzden Çin'e göre Doğu Türkistanlılar'ın Allah'a ve O'nun nizamına inanmaları yasak, namaz kılmaları yasak, Kur'an-ı Kerim okumaları yasak, camiye gitmeleri yasak, kadınlarının tesettürü yasak, yasakları dünyaya duyurmaları da yasak. Yasaklar ülkesi Çin'in işkencelerini ve cinayetlerini ne anlatacak bir kürsü ne de dinleyecek bir kulak var. BM'den AB'ye kadar küresel güçlerin müesses yapılarının bu zulme kör ve sağır kalması sanki Çin'e, "Biz Müslümanlara bu çapta bir zulüm yapamadık, sen yap" der gibi verilen sukuti bir destek hükmündedir. Doğu Türkistan’da zindanlar Müslüman erkeklerle dolu. Çinlilerin, adına "ıslah ve terbiye merkezleri" dedikleri mekanlar nazi kamplarından farksız. Bu zulme "hayır" diyenin, kampta direnenin ömrü hapislerde geçiyor. İlim tahsil etmek için Doğu Türkistan’dan ayrılan çocukların, ailelerini telefonla arayıp hayatta olup olmadıklarını bildirmeleri Çin’in dayattığı en büyük yasaklardan biri.

Doğu Türkistan’da sokaklar kamerayla dolu; kim, nerede, hangi eve niçin girdiği, ya da girmesi gerekirken neden geri durduğu her şey kayıt altında. Dostuna kardeşine selam vermek, bir ağacın altında iki muhabbet etmek, kayda girmeden derin bir nefes almak yasak. Ribat hükmünde olan evlerinden alınıp kamplara hapsedilen müminlerin ailelerinin yanına "Uygur-Çin’li kardeşliği" projesi adı altında zorla Çinli erkekler yerleştiriliyor. Müslümanların kadınları onlarla aynı ortamda yaşamaya zorlanılıyor. Doğu Türkistan’da murabıtlar zindanda, ribatlar işgal altında. Bilad-ı İslam’ın düşmeyen bu ribatında kızları tecavüze uğrayan babalar ulemaya "namusu kirletilen bir aile olarak topluca intihar etmemiz caiz midir?" diye soruyor.

Çin’in zulmüne karşı dünyanın ve ümmetin tutumuna dair neler söylemek istersiniz?

Biz Türk olduğumuzdan değil, Müslüman olduğumuzdan üzerimize geliyorlar. Çarşafımızdan, cübbemizden, sakalımızdan, mescidimizden dolayı Türkistan'ı işgal ettiler. Bunlar Allah'a ve Resulü'ne (sav) düşmandırlar. Doğu Türkistan davasına sahip çıkmayanlar mahşerde bunun hesabını veremeyecekler. İslam coğrafyasındaki işgallerin arkasında, Müslümanlara “Siz nasıl olur da, “İslam'ı, evimizde olduğu gibi sokağımızda, devletimizde de görmek istiyoruz. dersiniz!” diyen bir gücün sürekli artan nüfuzu var. Bu bir ırk savaşı değil, Hak ile bâtılın mücadelesidir.

Bir müslüman kadının iffeti için şarktan garba ordular gönderen bu ümmet bugün ekonomik kaygılarla ribatı, murabıtı, çiğnenen iffeti, yıkılan mabedi konuşmaktan dahi imtina eder hale geldi. Oysa ne tarih ne de insanlığın vicdanı bu rezalete sessiz kalanları unutacaktır. İslamla küfrün 14 asırdır göğüs göğüse hesaplaştığı Doğu Türkistan’da İslam adına her şey yasaklansa, zindanlar müslümanlarla dolsa da hiçbir güç Hakk’ın galibiyetine mani olamayacaktır. Sultan Baybars durdurulamayan Moğol ordusunu Ayncalut'ta hezimeye uğratıp nasıl tarihin seyrini değiştirdiyse, ribatı terketmeyen murabıtlar da Allah’ın vaadinin bir tecellisi olarak bir gün Baybars gibi dönecek ve küfrün yürüyüşünü durduracaktır. Sahabenin soluklarıyla coşan ve Tabiun'un imanıyla yoğrulan o topraklar bağrından yeni murabıtlar çıkaracaktır.

Fert olarak Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için biz ne yapabiliriz hocam?

İnsan kafasını fare kafasından ayıran en temel özellik zalime karşı duyduğu öfkedir. Küfre öfkesi olmayan bir iman sinede yük, ahirette vebaldir. Çocuklara küfre karşı öfke duymayı büyük bir hakikat olarak öğretelim ki ZALİME dost değil Osman Batur, Abdulkâdir Damulla, Sabit Damulla gibi hasım olsun, “her şey bitti” dendiği bir anda murabıtlar ordusu olarak Kızıl orduları hezimete uğratsınlar. Çin de ABD de elbet bir gün çökecektir. Kavlî dualarımız fiilî dualarla birleşir, küfre olan adavetimizi Çin mallarını boykot ederek gösterirsek mazlumların duasıyla tarih olan Sovyetler gibi varlığını mazlumların ahı üzerine bina eden Çin de elbet bir gün enkaza dönecektir. Bin küsür yıllık ribatımız düşmeyecek, İslam’a yol açan Doğu Türkistan yeni Osman Baturlar yetiştirecektir.

Abdulkadir Damulla demişti ki: “Efendiler! Şunu iyi biliniz ki vatanın ve milletin derdiyle dertlenmek, millet için çabalamak bu sofrada oturan herkese farzdır. Bilhassa millet için üsve-i hasene olmayan, yüreğinde onun acısını taşımayan, sorunlarına çözüm aramayan hocalar şunu iyi bilsin ki okuduğu kitaplara, aldığı eğitime ihanet etmiştir.”

İmâm Malik rahmetullahi aleyh buyuruyor ki: "Bu Ümmetin selef-i salihini ne ile salâha erdiyse, sonra gelenlerinin salâhı da ancak ve ancak aynı şekilde olacaktır." O halde Gazze gibi, Şam gibi, Bağdat gibi Doğu Türkistan da Nebevi hareket esas alınarak kurtulacaktır.

Allah zalimleri de mazlumları da bu zulmü sessizce seyredenleri de imtihan ediyor. Zalimlere "Neden zulmettikleri", mazlumlara "Niçin zulme rıza gösterdikleri", sessiz yığınlara da "Kardeşlerinin yanında ne kadar yer aldıklarını" soracak. Abdulkadir Damulla “Nasihatu’l – Amme” kitabında ümmete şöyle seslenmişti: “Vakit gaflet uykusuna dalıp uyuma zamanı değil, cahillikten kurtulma, ilimle dirilme zamanıdır. Umursamazlık ve isteksizlik zamanı değil, çalışma, gayret gösterme, istiklal ve istikbal mücadelesi verme vaktidir. Düşmanın her geçen gün güçlendiği bir ortamda uyumak, ölmek demektir. Zira uyumak ölümün arkadaşı ve mukaddimesidir. Hiçbir şey geçmiş değildir. Zamanımız ve fırsatımız varken dinimiz ve istiklalimiz için cihat edelim.” Müslümanın hayatında bahane olmaz Müslüman mazeret beyan edip mücadeleden geri durmaz.

Sen sana düşeni yap ki Kiramen Kâtibîn melekleri seni bu zulmün karşısında duran bir muzdarib, bir murabıt olarak yazsın. Müslümanlara çağrıda bulun, “Çin malı almayınız!” de. Çevrene bu zulmü anlat; müminleri seher vaktinde mazlumların kurtuluşu, Çin’in yıkılışı için duaya davet et. Vakit tamam olup muhteşem ordular sefere çıktığında açık hava cezaevine dönen İslam beldeleri yeniden Müslümanlar için yurt olacaktır…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Dr. Alimcan Buğda ile Doğu Türkistan Üzerine Söyleşi

Hocam Doğu Türkistan’lı bir çok tanıdığınız âlim ve İFAM’da okuyan tal...

Hasan Nihat Sütçü ile Söyleşi

Hocam Doğu Türkistan’lı bir çok tanıdığınız âlim ve İFAM’da okuyan tal...