Doğu’nun Medeni Çocukları

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Duvara asılı çerçevenin aksine ilişir gözlerim,
Ve nicedir gözlediğim düşler sokağına evrilirken ben
Kendimden geçip kendimi bulduğum yerde
Tarihin uzattığı bir el yordamıyla yoklarım zamanı…
Kâlû belâdan Kerbelâya, risâletten riyâsete, hânümândan âsumâna…

İrili ufaklı devler sanki dervişmişçesine,
‘Hû’ sesleri ile ağırlarlar gönül bahçelerine.
Bir iki kelam dökülür kâinâta:
Gökyüzü bir söze gebe,
Rüzgar, bu sözün doğumuna şahit bir ebe,
Her harfin sancısı, ruha kazınan bir nağme…

Sen, nicedir beklediğim muştunun habercisi!
Dudaklarından dökülen kelimelerin âhengi,
kalbimde açılan yaranın yerine yârân olsun
Çün, bu acıyla boyanmış beden,
yavuz atı doruğa ulaştıran rehber olsun.
‘Ve’l-Âdiyâti zabhâ’ nidâsıyla rahvanlar şâha dursun..

Yeniden haşrolsun güneşin üzgün çocukları,
Doğu, bütün çıplaklığıyla meydan okurken batıya,
Ebâbiller, İbrahim selâmıyla batının celladı olsun.
Medeniyet dedikleri kelepir sözler, ayaklarına pranga gibi yapışıp
İdâma mahkum cümlelerin infâzına seyre dursun..

Yerini yeller alsın otağına adâlet konsun,
Halep’in çocukları bu otağda merhamet bulsun.
Sütten beyaz pamuk elleri,
Kalem tutsun kağıt tutsun…

Cennetin anahtarı düşsün yedi gök semâdan,
Uçuşup Türkistan yurduna konsun.
Zindanlarda al benizli kemankeşler,
Koparsın süngüleri cenge dursun!

Çölün akrepleri zehrini salar Sahra’ya,
Nilin Kevser damlaları aksın, panzehir olsun.
Tiflis’te solan güllerin toprağı,
Semerkand’dan uçuşan bülbüller olsun.

Bu beyhûde çalan şiir,
Tüm mazlûmlara umut olsun…
Vesselâm …

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir