Dirilişi Diriltebilmek

Geçmişten günümüze inancımızın ve kültürümüzün getirdiği değerlere olan bağlılığımız gücümüzü belirleyen önemli unsurlardan biri olmuştur. Ne zaman bizi biz yapan değerlerden uzaklaşsak o zaman dünyanın hayatının getirdiği sıkıntılarda kaybolmaya başlarız. İşte tam o dönemlerde zihinlerimizde hâsıl olan tatlı uykudan bizleri uyandıran “diriliş” erleri imdadımıza yetişir. Onlar fikirlerini değerlerimizin gölgesinde büyütür, yetiştirir sonra da bizi ayakta tutsun diye zihinlerimizin topraklarına ekerler. Bugüne kadar toplumumuzdan fikir bahçemize bahçıvanlık eden nice diriliş eri çıkmıştır. Fakat içlerinde en farklı yere sahip olan, dirilişi dirilten yegâne isim elbette ki Sezai Karakoç’tur.

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan şair, yazar, siyasetçi ve düşünür Sezai Karakoç yaşamı ve eserleriyle fikir dünyamızın en sarsılmaz kalelerinden biriydi. Entelektüel düşünce gücünü inancından ve kültüründen beslenerek geliştiren Karakoç, fikirleriyle bize yeni ufukların kapılarını aralamıştır. “Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”, “Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” sözleri düşünce dünyasına ışık tutan meşhur dizelerinden bazılarıdır.

Edebiyat camiasından yakın arkadaşı Cemal Süreya, hayata farklı pencerelerden bakmalarına rağmen Karakoç’a gıpta eder ve anılarında ondan şöyle bahseder: “Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçak gönülle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok.”

Kâinatı okumak, her fikre açık olmak, çalışkanlık, alçakgönüllülük gibi Karakoç’un sahip olduğu hasletlerin Müslüman kimliğinin olmazsa olmazları olduğunu hepimiz biliyoruz. Bununla beraber farklı görüşe sahip olan arkadaşının dahi ondan bahsedeceği zaman ilk olarak “Öyle bir Müslümandır ki…” deyişi hepimizin üzerine tefekkür etmesi gereken önemli bir detaydır.

Karakoç’un hayat hikâyesinde en dikkat çeken noktalardan bir tanesi onun gerçekten içimizden birisi oluşudur. Usta şair, Ergani’nin bir köyünde doğmuş, öğrenimine parasız yatılıda devam etmiş sonraları memur olup onlarca vilayette görev yapmıştır. Bir ömür süren yolculuğu olağanüstü standartlara sahip olmadan da dünyayı ve İslam’ı anlayabilmenin mümkün olduğunun adeta kanıtıdır.

Sezai Karakoç, dünya sürgünün tamamlayıp Rahmet-i Rahman’a kavuşmasının ardından emaneti olarak; eşsiz bir fikir dünyası, uğuruna mücadele edilecek kavramlar, okunup tefekkür edilecek onlarca eser bıraktı. Savunduğu değerler hakkıyla yaşatıldıkça, eserleri okundukça büyük şair manen bizlerle yaşamaya devam edecektir. Kendini ona yakın hisseden, onunla görüş birliğinde bulunan herkese düşen en önemli görev emanete sahip çıkmaktır. Necip Fazıl’ın da meşhur dizelerinde dediği gibi “Ustada kalırsa bu öksüz yapı / Onu sürdürmeyen çırak utansın!”

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Geçmişten günümüze inancımızın ve kültürümüzün getird...

Boşluk

Geçmişten günümüze inancımızın ve kültürümüzün getird...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Geçmişten günümüze inancımızın ve kültürümüzün getird...