Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Diriliş İçin Yazılan Risale

avatar

Zübeyir Kamil Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Güneşin doğması, semanın en güzel anıdır.

Güneş doğarken, yeryüzünün bir kısmı tarifi mümkün olmayan bir günün şafağına gözlerini açarken diğer kısmı karanlık bir gecenin esaretine adım adım ilerlemekteydi. Semada meydana gelen bu zıtlık, hemen hemen her gün âdemoğlunun gönlünde de son hükmünü icra edecekti. Zira âdemoğlu, küçük bir âlemdir ve ademoğlunun gönlü, yeryüzünün belirli bir duruma gelme hülasasından ibarettir.

O günlerde Selçuklu Sultanı Çağrı Bey’in hastalığı artmış ve bu hastalığın neticesinde vefât etmişti. Na’aşı oğlu Alparslan tarafından Merv Şehri’ne getirilmiş ve defnedilmişti. Bu süre zarfında Nizamülmülk’ün babasının vefat haberi de Nizamülmülk’e gelmiş ve o da memleketine doğru yol almıştı.

Böyle bir zaman diliminde âlimlerin yaşadığı nice zulümler ve işkenceler kulaklardan kulağa dolaşmaktaydı. İnsanların yöneldiği günah ve isyanla duvarları örülmüş hayatları Selçuklu’nun yıkımına doğru ilerlemekteydi. Bu yıkımı önlemek için bir diriliş hareketine ihtiyaç vardı.

Yaşananlardan dolayı Nişaburlu alimlerin yüzlerinden yansıyan keder bir türlü dinmemekteydi. İnsanları irşad edecek onları doğru yola iletecek ilahi mesajları iletmekten menedilmişlerdi. Günler, haftalar ve aylar ilerledikçe âlimlerin simalarında oluşan bu keder hali daha fazla daha fazla artmaya başlamıştı. Âlimlere yapılan baskıların çok artmış ve zulüm derecesine varmıştı. İnsanların gözlerinde önce öfke şimşekleri belirmişti daha sonra iri iri yaşlar dökülmeye başlamıştı. Âlimler, bu zulümden sıyrılmak ve ilmi tedrisatlarına devam edebilmek için bir çıkış yolu aramaktaydı. Nişabur’da yaşanan bu tatsız hadiseler insanın derinden yaralıyordu. Tuğrul Bey’in Veziri Amîdülmülk Kündüri ile ulema arasında yaşanan tatsız hadisler, dile getirilmesi çok zor olaylar için uygun bir zaman aranmaktaydı. Vezir Amîdülmülk Kündüri, Mu’tezile mezhebinin tesiri içerine girerek özellikle Şafi mezhebinden olan ulemalara karşı tarifi mümkün olmayan bir mücadele içerini girmişti.

Yaptıkları ile Şafi mezhebini de ehl-i bidat mezhepleri içerisine dahil etmişti. Yapılanlar karşısında Nişabur halkının gözleri şaşkınlık derecesinde açılmakta ve bu yapılanların sebebini bir türlü anlamamaktaydı. Tuğrul Bey’in bu yapılanlardan haberi olmasına rağmen, vezirin böyle bir uygulamaya nasıl cesaret ettiği de anlaşılamamaktaydı. Alimlerin bu durum karşısında verdikleri tepki gittikçe artmaya başlamıştı! Böyle bir zulüm karşısında onların sessiz kalmayacağı, halk tarafından çok iyi biliniyordu. Böyle bir tavrın yanlış olduğunu anlatmaya çalışan ulema bir türlü sözlerini dinletemiyorlardı. Vezir Kündürî’nin hedefinde özellikle Mu’tezile mezhebine karşı Eş‘arîliği savunan ulema bulunmaktaydı. Nitekim İmam Kuşeyri, bu gelişmeler üzerine Eş‘arî’nin hadis ehlinden olduğuna ve ehl-i sünnet akidesine sıkı sıkıya bağlı bulunduğuna dair bir fetva yayınlamıştı. Ertesi yıl ise hadis dersleri vermeye ve hadis rivayet etmeye başlamıştı. Hemen ardından da insanların sürüklendiği günah ve masiyetleri sebebi ile bir diriliş için tasavvuf ilmini ana eksende tutarak bir risale kaleme aldı. İnsanların yaşadıkları hayatlar Selçuklu’nun yıkılmaya doğru ilerlemesinin bir habercisiydi. Ulema da yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı. Ulemanın vakur duruşunun insanları daha düzenli ve ihlaslı bir hayata yönlendirmesi ile tekrar Selçuklu’nun ayağa kalkacağına gönlü mutmain idi.

İmam Kuşeyri o sıralar ulemaya hitaben: “Şikâyet-ü Ehli’s-Sünne” adını verdiği uzunca bir mektup kaleme almıştı. Bu mektuptan ve yazılan risaleden rahatsız olan Vezir Kündürî, Tuğrul Bey’i karşı hamleye ikna ederek İmam Abdülkerîm Kuşeyri, Reis el-Furati, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî ve Ebu Sehl b. Muvaffak’ın yakalanıp zindana atılmaları için ferman çıkartmıştı.

İnsanlar yapılanlar karşısında çok şaşkındı. Ulemaya yapılan bu zulümler karşısında bir ses çıkartmak gerektiğini düşünülse de olan olmuştu.

Kızılca kıyamet kopmuş, Kündüri’nin âlimleri zindana attırdığı fermanı duyulunca İmam el-Cüveynî saklanmıştı. Reis el-Furati ile İmam Kuşeyrî yakalanıp Nişabur’un zindanlarına atılmıştı. Kendisi başka bir şehirde olan Ebû Sehl b. Muvaffak, durumu öğrenir öğrenmez topladığı silahlı binlerce alim ile Nişabur Şehri’ne gelerek Kuşeyrî ve Reis el-Furati’nin serbest bırakmasını istemişti. Lakin olumlu cevap alamayınca adamlarıyla kaleyi basarak onları esaretten kurtarmıştı. Bu yaşanan hadiselerden sonra Nişabur Şehri’nde şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Yapılanlara dayanamayan İmam Kuşeyri ve birçok âlim Horasan’ı terk etme kararı almıştı. Kalabalık bir grup ile Bağdat’a gidildi. Halife tarafından iyi karşılanan ulema Vezir Kündürî’nin yaptığı zulümlerden dolayı memleketlerinden hicret etmek zorunda kaldıklarını dile getirmişlerdi. Daha sonra yüzlerce Hanefi ve Şafi âlimi Hicaz’da buluşmuştu. İmam Kuşeyri ise, halifenin kat’i desteğini alıp Nişabur Şehri’ne geri dönerek çileli bir hayata gönüllü olarak talip olmuştu. İmam el-Cüveyni ise Hicaz bölgesinde ilim meclisleri kurup ders okutmaya başlamıştı.

Nişabur birçok alim tarafından terk edilmiş ama yıllar sonra Nizamülmülk’ün başlatmış olduğu halka açık ulema toplantıları ile tekrar dirilişe gebe olmuştu. Ulemanın ayağa kalkması ile Selçuklu halkı da ayağa kalmış ve Büyük Selçuklu Devleti ihya ve inşa edilmişti.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.