Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Dilhâne 3. Şiir Yarışması Sonuçları

avatar

Dilhâne

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bu sene üçüncüsü düzenlenen Dilhâne Şiir Yarışmasının sonuçları belli oldu.

Ömer Tuğrul İnançer, Yavuz Bülent Bakiler, Mahmut Bıyıklı ve Said Yavuz’un elemelerini yaptığı Dilhâne 3. Şiir Yarışmasında “Bir Sevdadır İstanbul” şiiri ile Ali Havan birinci oldu. “Aşk” şiiri ile Ahmed Latif Mahfî ikinci oldu ve “Madem Bir Gün” şiiri ile Ayşe Aksu üçüncü oldu.

İşte ilk üç şiir…

Bir Sevdadır İstanbul – Ali Havan

Kâinat yaratıldı o gün İstanbul ile

Feza kör bir karanlık; yoktu ay, güneş bile

Yedi tepe üstünde sonsuzluğa bakışın

Başlangıç noktasıdır zamandaki akışın

Semada Kehkeşanlar etrafını yaldızlar

Çehreni hayran hayran seyre daldı yıldızlar

Denizler ayaklandı dağlar yürürken arşa

Dizlerine kapandı rüzgârlar koşa koşa

Sinesinde duruldu, temizlendi mevsimler

Surunda hayat buldu kaç kez hırçın iklimler

Tepelerde şehrayin cümbüşü süsler kandil

Taşar mana kabından İstanbul’da her şekil

Aşkın kanatlarında sallanır usul usul

                 Gönüllere perçinli bir sevdadır İstanbul

 

Mahmuzlarken atını Fatih’e koşar sular

Tek tek sökülür dişi, boşa çıkar pusular

Kabuğunu çatlatır tohum, yol arar içte

Bizans’ın son çığlığı yankılanır Haliç’te

Yeni bir çağ taşınır üstünde kızakların

Yaprakları çevrilir bir gece uzakların

Şehre giren yiğitler kartallar kadar mağrur

Gül saçılır yollara sürur üstüne sürur

Sokaklar hassas tığla dokunur iplik iplik

Her köşede bir sebil, her minare bir kimlik

Sihirli iksir ile silinir tek tek küfler

Sinan ölü taşlara yepyeni hayat üfler

                 Peygamber müjdesini vurmakta kös ve davul

                 İlahi ferman ile fethedilir İstanbul

 

Yavuz atını bağlar yosun kokan taşlara

Zafer sessizce yürür bir gece Üsküdar’a

Süleyman seferdedir, Kanuni ferman yazar

İstikbalde tüm şehir ne “Muhteşem” bir nazar

Beşiktaş sahilinde her dem tarih uyanır

Sular donanma görse Barbaros geldi sanır

Yitik mührün yasında Topkapı bir hayalet

Kafesli odalarda kol geziyor sefalet

Emanet, ağır yüktür; tartmaz okka, terazi

Paslı zincire mahkûm fethin en büyük remzi

Kapılarında kilit yeminli senelerin

Balat, keskin bir yokuş; yolu bozuk Fener’in
Zaman yağlı bir ilmek darağacında maktul

                 Sessizliğe gömülür birdenbire İstanbul

 

Bey ölür, devlet çöker; her yeni bir gün eskir,

Ezelden gelen çizgi ebede kadar hep bir

Feleğin çarkı böyle, bazen çevrilir bahtın

Birkaç sefil elinde harcanır altın tahtın

Kan damlar lalelerden, isyan kokar günahlar

Erguvan, intiharın eşiğinde sabahlar

Sadakta ok paslanır, kınında zağlı kılıç

Her damlası ah ile dolar, boşalır Sarnıç

Göğe merdiven kuran taşlara “çember” gerek

Havalanmış “sütunlar” kuşlara imrenerek

Yanıyor At Meydanı, yangın var derinlerde

Ateşe odun taşır söndüreceği yerde

                 Kaynıyor içten içe “ocak” başında her kul

                 İçine akıtmakta gözyaşını İstanbul

 

Yedikule kan terler boğulurken talihin

Zindan duvarlarında nabzı çarpar tarihin

Kıyıyı döver deniz, Eminönü tek soluk

Kaderine sığınmış Tophane, yetim çocuk

Hisar, ihtiyarlamaz; şölen, mesire, şenlik

Emirgan, semaveri kaynatır demlik demlik

Ortaköy, zengin tarih; denizin suyu tuzlu

Merdivenli yalılar yirmi beşli otuzlu

Rahmet rahmet üstüne bütün yollar aşkadır

Kandil akşamlarında Eyüp’te aşk başkadır

Denizin esintisi İstinye’de saklanır

Kandilli şafakları sis ile duvaklanır

                 Huzuru sende bulur tekmil evli, bekâr, dul
Gelin olan kızların gerdanında İstanbul

Kadıköy’de düğün var, Kalamış gözden ırak

Boğaz mercan küpeli, şöyle Çamlıca’dan bak

Yalnızlık kader sanki; Moda yaşlı bir çınar

Martılarda şölen var; deniz, sahili kınar

Karacaahmet mahzun, bekler son dakikayı

Boşalınca zemberek kalpte tükenir sayı

Usanmaz beklemekten sabır küpü ölüler

Diriler ruh içinde kâh çarpı kâh bölüler

Gemiler yolcusunu salar iskelesinden

İniltiler yükselir her gün Kızkulesi’nden

Marmara’nın bağrında günah yüklü odalar

Ağır bir vebal taşır yarınlara Adalar

                 Saplandı paslı hançer hangi kanlı el mesul
Bulutların ağlaşır gökyüzünde İstanbul

 

Öz peçesini yırtmış, madde var mana nerde

Kahır yüklü hayatın sefası perde perde

Hüzün, mızraplarını sineme tel tel vurur

Beyoğlu’nda insana yabancı bir yel vurur

En derin noktasından bölünmüş taksim taksim

Kimlerin hissesinde Tünel, Cihangir, Taksim

Pera’nın dar yolları gölgelerken güneşi

Her sabah alevlenir Galata’nın ateşi

Etiler, Bebek sahte; hep dünyalık keyfinde

Levent, kaybolup gitmiş gökdelenler içinde

Güneşle yarışmakta cilalanmış ışıklar

Yorgunluk kıskacında hep aklı dolaşıklar

                 Uykusuz mekânlarda zaman harcanır pul pul

                 Hiçliğin girdabında, tükenmekte İstanbul

                                                                            Elazığ/1996

Aşk – Ahmed Latif Mahfî

Bir belâ yurdunda verildi hüküm,
Dünyaya gelenler; hicret, dediler.
Bir veremli türkü, bu bir kördüğüm,
Seven, sevdiğine hasret dediler…

Çözemedi gözler esrârı yüzde,
Âşikâr muamma; tende ve sözde,
Ateşler içinde yananı güzde,
Uzaktan duyanlar; şöhret, dediler.

Gözler buldum diye sevindi durdu,
İşte memleketim; Leylâ’nın yurdu,
Bir cinnet faslında mecnûn duyurdu,
Bîgâne kalanlar; sûret, dediler.

Sultandan işâret, kuşlardan haber,
Alevden kanlarla yazılmış kader,
Kıssadan haberdar herkes beraber;
Karıncaya bakıp; ibret, dediler.

Gözünden bîhaber ağlayan anlar,
Sırra mahremdir bir ayna bulanlar,
Tâ ezel bezminden sâdık olanlar;
Gel, benim gözümden seyret, dediler.

Bir yol tuttu kimi vahdet diyerek,
Birdir ha dünya ha ahret diyerek,
Bir zaman sonra bir dâvet diyerek,
Bulanlar aslında kesret, dediler.

Can verdi varlıktan soyunan velî,
Cânân buldu aklı terkeden deli,
Başlar düşüyorken aktı kan seli,
Yüzme bilmeyenler; hayret, dediler.

Anlarlar Hızır’a bir yol verenler,
Ateş bahçesinde güller derenler,
Dilleri damağa vurup erenler,
Bu işin aslına; Hazret, dediler…

Madem Bir Gün – Ayşe Aksu

Madem bir gün gidecektin ey yolcu
Neden gönül hânımı tarumar kıldın?
Senden istediğim tek vefa borcu
Onu da ardınca kervana aldın?

Madem bir gün sönecektin ey kandil
Neden her gecemde mehtabım oldun?
Ruhum kanat çırptıkça o deryadil
Dolunayla beraber sineme doldun?

Madem bir gün bitecektin ey güzel gün
Neden her seherde kapımı çaldın?
Gurûba varırken bakışı süzgün
Güneşten ufkuma karanlık saldın?

Madem bir gün susacaktın ey bülbül
Neden gülşenimi aşiyan bildin?
Hazan bırakmazken canda tahammül
Feryadınla yâdımdan neşeyi sildin?

Madem bir gün yakacaktın ey ateş
Neden usul usul bağrımı sardın?
Elinde kor dilinde âh şu çilekeş
Cismimi kül edip menzile vardın?

Madem bir gün göçecektin ey fani
Neden gözlerime uzunca daldın?
Cemalin yegâne dostu yareni
Kalbimde yerleştin ebedi kaldın?

Bir insana erişmenin ve ruhuna dokunmanın en güzel yollarından biridir edebiyat. Kelimelerin birbiriyle olan aşkını anlatır ve bu anlatım sırasında insana dair olgularıyla bizlere dokunur. Dilhâne işte böylesine aziz bir uğraşın günümüzdeki temsilcisi olarak tüm topluma ulaşmayı amaçlayan bir edebiyat şiir ve fikir dergisidir.

Edebiyat sahip olduğu varlığın içerisinde bir fikre sahiptir. Bu fikirle kavurur cümleleri ve ortaya bir dünya mirası ortaya çıkarır. Varlık gösteren dışa vurum bazen bir düz yazı olur bazense bir şiir. Eğer fikir kendisi bir şiirde bulursa her kelimesinde adeta bir rengin onlarca tonuyla karşılaşır insan. Bu anlam zenginliği ise edebiyatı yeşertir, insanın özüne dokunmasını sağlar. Edebiyat, şiir ve fikirlerin insana sağladığı huzuru ve yüceliği fark eden birçok söz ve kalem ustası; ömürlerini bu alanda sarfetmişlerdir. Aynı manevi değeri arayan nice insanın varlığını hoşgörü ve güzellikle karşılayan Dilhâne dergisi bu arayışın karşılığı olarak yeni yazarlar için de bir platform görevi görmektedir.

Öyle ki söz edilen amacın sonucu olarak Dilhâne Dergisi, okuyucularından ve yazı yazarak bir uğraşı ortaya koymak isteyen herkesten yazılarını beklemektedir. Bu yazıları bünyesine katarak diğer insanlara ulaştırarak hem yazarın gelişimini desteklemektedir hem de yazara duygu ve düşüncelerini başka insanlara aktarma olanağı tanımaktadır. Eğer sizlerde yazılarınızı paylaşmak isterseniz ilgili bilgileri dilhane.net adresinde bulabilirsiniz.

Bir fikrin hamurunu edebiyat ve şiir ile yoğururken, toplumdan yazılar alarak bu uğraşa değer katmanın bir başka boyutu daha bulunmaktadır. Hiçbir bir karşılık beklemeksizin edebiyat şiir ve fikre duyulan saygıdan dolayı tüm bu uğraşları yine toplumla paylaşmak. Bu sebeple Dilhâne dergisi insanlara ulaşabilmek için aylık yayınlarını, yapılan söyleşileri, yazıları ve daha birçok yazılı ve görsel ürünü dilhane.net adresinde hiçbir maddi karşılık olmaksızın insanlarla paylaşmaktadır.

Bir yandan değişen dünyaya ayak uyduran bir yandan da sahip olduğu öze günden güne değer katmayı hedefleyen Edebiyat şiir ve fikir dergisi olarak farklı konularda ve çeşitli türdeki ele alımlarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeyi sürdüren Dilhâne dergisi, siz edebiyat aşıklarını da pür heyecanla beklemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.