Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Dikkat Koronavirüs İçerir

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Daha ilk günlerinde, yani yeni koronavirüsün Çin’de yol açtığı yıkımı izlerken içimize korkusu düşmüştü. Kayıplar verdiğimiz, evlerimize hapsolduğumuz, her akşam büyük bir sıkıntıyla vaka ve vefat sayılarını beklediğimiz bugünlerde bile çektiğimiz acılar Çin’deki kadar kıyametvari değil, çok şükür. Bunun sebebi olarak birkaç şey sayabiliriz:

Birincisi tevekkül. Mesela Hayati İnanç’a soruluyor. “Hocam, covid19’a karşı ne gibi tedbirler alıyorsunuz?” Hocanın cevabı: “Abdeste, namaza daha çok dikkat ediyorum. Daha çok tövbe, istiğfar ediyorum.”

Keşke bu tedbir, bütün Müslümanlar için geçerli olsa! “Tedbîrini terk eyle, takdîr Hudâ’nındır! / Sen yoksun, o benlikler hep vehm ü gümânındır.” dediği gibi Şeyh Galip’in.

Uğradığımız felaketi, kıyamet provası olmaktan uzaklaştırıp normalleştiren ikinci bir şeyse ülkemizdeki siyasi çekişme. Hükümetin, kurumların, belediyelerin attığı adımlarla ilgili sürüp giden tartışmalar bugün bile hız kesmeden devam ediyor. Tıp, alternatif tıp, beslenme gibi konular da öyle. Bu da bir an her şeyin eskisi gibi olduğu zannına kapılmamıza sebep oluyor. Yani insan diyor ki şu filan kişi televizyonda, internette atıp tutmaya devam edebiliyorsa korkulacak bir şey yok demektir.

Şehit haberleri, mülteci dramları, trafik kazaları, kadın cinayetleri, halkımızın bir kısmının vurdumduymazlığı vesâire, vesâire derken biz salgını hafife almaya, hatta onunla dalga geçmeye başlıyoruz.

Elbette bizdeki durumun -çok şükür- henüz Çin’deki kadar kötü olmaması da yaşadığımız travmayı hafifletiyor. Çin’le ilgili haberleri izlerken gözümüze ilişen yarasa çorbası videoları, diri diri haşlanan köpeklerin, ya da yakılan kemirgenlerin görüntüleri; zorla karantinaya alınan, balkonlarından atlayarak intihar eden, yolda yürürken küt diye düşüp ölen insanların haberleri de Çin’deki salgını daha korkunç yapıyordu.

Şu Masumlar Mazlumlar Olmasa

Çoluk çocuğunu evde bırakıp görevi icabı her an tehlikeyle burun buruna gelen sağlık çalışanları, güvenlik güçleri, işçiler vd. olmasa; günahsız çocuklar hastalanmasa, anne babasız kalmasa; helalleşmeden, en yakınları cenaze namazına katılanların çokluğundan teselli bulmadan ölüp gitmek olmasa; garibanlar işsiz, aşsız kalmasa şu süper güçlerin takdir-i ilahi karşısında diz çöküşüne sevineceğiz.

Devrin zalimler piri ABD, Uygur Türklerine soykırım yapan Çin, asırlardır dünyanın dört bir tarafını sömüren Avrupa çoktan helak edilmeyi, kıyamete uğramayı hak etmişlerdi. Allahüâlem, ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) hürmetine yere batırılmıyorlar. Onlar akıllarını başlarına alsın. Kurdukları düzenin yıkılıp gidivereceğini anlasın.

Peki ya Biz?

Lût kavmi, içlerinden 33 kişinin sapkınlıkları yüzünden helak edildiği zaman, 80 bin kişi de gece namazına kalkıyordu. Kötülüğü düzeltmedikçe, zulme engel olmadıkça yapılan ibadet, kulu kurtarmıyor demek ki.

Bizler dünyaya daldık, ölümü unuttuk. Zulmü kanıksadık. İçimizden en duyarlı olanımız bile ülkemize mültecilerin sığınmasına sesini çıkarmamakla, Ramazan’da onlara bir erzak kolisi yollamakla Ensar olduğunu zannetti. Ya bizim topraklarımıza kadar ulaşamayanlar? Açlıktan ölüp giden Yemen, Afrika; çatışmanın hiç kesilmediği Orta Doğu?.. Altüst olan hayatlarını film izler gibi izledik. Sosyal medyaya yüklediğimiz bir sözle iktifa ettik. Pişkin pişkin dua ettik. Ya Rabbi bu amelsiz duamızdan dolayı da bizi bağışla!

Zenginlerin şatafatlı hayatını bir kenara bırakın. Orta hâlliler, hatta fakirler olarak bile gösterişe meylettik.  Faizi kabullendik, tesettürü bozduk, haremlik selamlık medeniyetimizi yıktık, namazı aksattık, kılsak bile camiye devam etmedik, şükretmedik, cihadı kendimize yasakladık…

“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şûrâ 30) Ne yazık ki bizler de çok musibetleri hak etmişiz. Fakat Allah; Ekrame’l-Ekramîn ve Erhame’r-Râhimîn’dir!

Salgındaki Rahmet:

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu Mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhârî, Tıb 31; Enbiyâ 54; Kader 15. Müslim, Selâm 92-95)

“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslüman’ın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” (Buhârî, Merdâ 1, 3; Müslim, Birr 49)

Öyleyse bize düşen, tedbir almak ve takdire rıza göstermektir. Ya Rabbi, bize hak ettiklerimizle değil, kerem ve merhametinle muamele eyle! Amin!

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.