Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Derdimiz Allah Olsun

avatar

Gülden Bayraktar

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bayram vesilesiyle atılan mesajlara bakarken bir mesaj gözüme ilişti. Bir öğrencimiz atmış, kuvvetli ihtimalle oda bir yerden alıntı yaparak bayram mesajı niyetiyle yazmıştı. Hatta öyle ki dua niyetiyle atılan bir mesajdı. Gelen mesaj ise şöyleydi; “Allah gönlümüzü yormasın.” Durdum düşündüm bu dua üzerine, her taraftan görmek istedim. Evet, güzel bir niyetti ama Allah kulun gönlünü yorar mıydı? Veyahut yorsa bile bundan muzdarip olur muydu insan? Kafamda deli sorular dolaşmaya başlamıştı. Yormak ve yorulmak üzerine biraz tefekkür vakti geldi galiba dedim kendi kendime. Tefekkür içinse en güzel mekânlardan biridir sevdiklerimizin ebedi istirahatgâhı olan kabir haneleri. Sevdiklerimiz diyorum çünkü artık öyle bir hale geldik ki; sevdiğimiz biri yoksa o haneleri ziyaret bile çok ağır geliyor. Kim varda gideyim diye içimizden geçiyor.

Yol üstü geçtiğimiz yerlerde bile Fatihasız geçtiğimiz haneler oluyor. Elbette bilerek yapmıyoruz ama işte hayat telaşımız hayat sebebimizin önüne geçiyor. Biz de en küçük kız kardeşimle birlikte hem tefekkür hem ziyaret vesilesi ile babacığımızın ahiret hanesini ziyarete gittik. Babacığım ahiret mekânı olarak, oldukça nasipli bir yerde. Bir zamanlar tekke olan bahçesinde çorbalar yapılıp ihtiyaç sahiplerine dağıtılan bir yeri şimdi kabristan haline getirmişler ve hanenin sahibi büyük bir zat, bir gönül ehli. Şeyh Yusuf Zeynüddin hazretleri (Allah onlardan razı olsun). Hani hep denir ya dünyada mekân ahirette iman diye. Buraya şunu da eklemek isterim ki; ahirete giderken kabir durağımız da önemli. Kimlerle haşrolacağımız, kimlerin hanesinde huzura çıkacağımız da…

İşte böyle güzel zatların kıyısında köşesinde olmak da bir nasip meselesidir. Yeri gelmişken şunu da ekleyeyim nasip bahsinde, daha yenice genç bir kardeşimizi de  bir Gönül Sultanının bahçesine bırakıp geldik. Sorduk da yarenlerine ölüm bahsi geçtiğinde bizi de alırlar mı dermiş hanelerine… Sonra dönermiş yarenine: “Olur mu olur kurban olduğum sende amin de olur” dermiş. Oldu da nasip… Kardeşimize bir dua, bir Fatiha da  bizden gitsin öyleyse… Biz dönelim yine gönül yorgunluğu meselemize. Ziyaretimiz, duamız, o güzel mekânın kokusu, servilerin ihtişamı ama aklımda hep aynı soru. Bu arada kardeşime dönüp bak vasiyetimdir servi istiyorum diyorum. Gülüp abla beni yorma lütfen diye cevap veriyor. Bende içimdeki soruya dönüp gülümsüyorum. İçimden bir ses ise bak bu sorunun muhatabı bu mekânın sakinleri diye fısıldıyor. Dönüp yine içime soruyorum. Allah mı gönlü yorar, yoksa kul mu gönlü Allah’tan gayrı ile yorar diye? Büyükçe bir ikametgâh burası ve yıllardır burada ikamet eden birçok hane var. Her haneninse bir hikâyesi ve her birinin verdiği kendince bir cevabı var. Mezar taşlarında yazan küçük notları var kimilerinin de… Her biri farklı bir sebep ile emanetini teslim etmişler. Peki ya bu yorgunluk meselesi…

Gönül yorgunluğunu elbette onlar da çekmişti. Ama en büyük gönül yorgunluğu geride kalan pişmanlıklarıydı belki… Pişman olmak… Buradan da bir soru çıkıyordu önümüze. İnsan en çok neye pişman olurdu? Yaşadıklarına mı yoksa yaşayamadıklarına mı? Bu sorunun cevabı da yine bu güzel hanenin sakinlerindeydi. İçimden geçirdiğim her şeye verdikleri güzel cevapları vardı eminim. Ama ben cevabı duyacak hâlden öyle uzaktaydım ki…

Döndüm yine kendime, kendi içimdeki hapsolduğum gönül hücreme. Allah’ım dedim; gönül yorulur mu diye sorarken gönlümü yordum… Evet, gönül yorulmalıydı, hırpalanmalı, kanamalı, özlemeli ve her şeyden öte de bir dert ile dertlenmeli. O dert gönlü yorup fersiz takatsiz etmeli… Öyle olmalı ki gönül, gönül olduğunu idrak edebilsin. Ve evet Rabbim bizim gönlümüzü yorsun… Tefekkür edelim, içlenelim, pişman olalım… Gönül, gönül olduğunu, hane sahibinin kim olduğunu bilsin ki; hane sahibinin ziyaret edeceği yer kıvamına gelsin. Aksi olursa hane sahibi geldiğinde gayrını görüp mahzun olup dönermiş… Hayati İnanç hoca bir söyleşisinde dertten korkuyoruz demişti. O an idrak edememiştim. Tebessüm edip geçmiştim. Sonra anladım ki; Hayati İnanç hocanın dert dediği yaşama gayesiymiş. Varoluş sebebimizmiş… Ama işte dert o ki derdimizi unutup dertsiz yaşam nasıl olur derdine düştük.

Haz almıyoruz dünyalık nimetlerden, hep bir yorgunluk şikâyeti… Daha iyisi nasıl olur değil de daha az nasıl yoruluruz telaşı bizdeki. Öyle alıştırılmışız ki dertsiz tasasız bir hayat hayaline yorgunluk deyince hemen kendimizi bir adım geri çekiyoruz. Eskiler Allah derdini arttırsın derlermiş. Biz şimdi o dertten kastı bile idrak edemiyoruz. Tevekkülü bilmiyoruz. Teslim değiliz. Vazifemizi yapıp kenara çekiliyoruz.

Gayrısını öteye  itiyoruz. Ne gelirse Hak’tan gelir dediğimizde dil ile ikrar ettiğimizi kalp ile tasdik edemiyoruz. Nasihatler ediyoruz sınanmadığımız dertler üstüne. Sıra kendimize gelince dünya dar bir iğne deliği ve biz sanki sırattan geçiyormuşuz gibi veryansın ediyoruz. Peki, bu halin sebebi nedir? Hem hâl ehli hem de dert ehli bir dosta bunu sorduğumda biz dedi : “Gönlümüzü yormuyoruz. Gönül asıl mesleğini unutmuş keyfediyor. Sende ona yüklendikçe ne yapsın o garibanda isyan ediyor. Güldük beraber ağlanacak halimize… Sonra döndü ekledi. Ne güzel demiş Şemseddin-i Sivasi hazretleri dedi. “Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hâk Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan” (Allah’tan gayrı ne varsa gönlünden çıkar ki Hâk sende tecelli etsin. Çünkü padişah mamur bir hale gelmeden gönül sarayına konmaz.) Sustuk birlikte sonrasında, uzunca bir susuş oldu bu. Gönüllerimiz kendi dilinde konuşmaya başladı belki de. Sükutun da dili vardı kendi halince biz bilmiyorduk ama o an gönlümün yorulduğunu hissettim. Elhamdülillah dedim içimden…

Yorulmak ne güzel bir duadır… Allah gönlümüzü yorsun kendi derdiyle…

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.