Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Denizin Dibindeki Cami: Karaköy Camii

avatar

Seda Nur Demir

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Süheyl Ünver Hoca’nın dediği gibi ‘insanların yüksek bir kaderleri vardır. Ben, camilerin de yüksek bir kaderi olduğunu düşünüyorum. Çünkü; camiler de tıpkı insanlar gibidir. Yapılış aşamasından, günümüze varana kadar insan hayatına benzer nice olaylar yaşarlar. Ve bazen öyle bir an gelir ki, elden bir şey gelmez söz tükenir. Her şey buraya kadarmış deriz. Kaderin sırrının ‘kadar’ sözcüğünde saklı olduğunu bilen insanlar gibi camiler de o ‘kader’ sözcüğüne sığınır. İşte o an yüksek kader tecelli eder ve kalplerde teslimiyet başlar.

Şimdi sizleri yüksek kaderin birleştirdiği iki camiye götüreceğim.

Karaköy Camii

Rotamızı hikayenin başladığı yere, Karaköy’e çevirelim. Karaköy’de vapur iskelesinin karşısındaki Ziraat Bankasını bilmeyen yoktur, işte bu caminin makus talihi de hemen bankanın arkasında başlar.

Osmanlı Devleti zamanında, Sultan IV. Murat’a 1676-1683 yılları arasında sadrazamlık yapan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bu dönemde Karaköy’de bir mescit yaptırır. Aradan geçen 200 yıl sonra bu cami, harap hale gelir. Bunun üzerine, 1903 yılında Sultan II. Abdülhamit, bu mescidin yerine güzel bir cami yaptırmak ister. Cami bulunduğu yer itibariyle, Cenevizlerin inşa ettiği Galata Surları’nın bir parçası olarak sayılmaktadır. Sultan da, buraya yapılacak caminin bölgenin tarihi bütünlüğünü bozmaması ve aynı mimari tarzda olması için Avrupalı bir mimarın yapmasına karar verir. Daha sonra saray baş mimarı olan İtalyan mimar Raimondo D’Aronco’dan buraya yeni bir cami inşa etmesini ister.

Mimar D’Aronco 1903’te, Sultan II. Abdülhamit’in emriyle, 20. asır başlarında moda olan “Art Nouveau” tarzında bir cami inşa eder. Caminin içerisine ise Venedik’ten getirilen paha biçilmez değerde bir avize yerleştirilir, caminin dış estetiği kadar, iç estetiğine de büyük önem verilir.

Cami’nin mimari üslubu oldukça dikkat çekicidir. İstanbul’da benzeri olmayan bir minaresi vardır. Dışı tamamen mermer levhalarla kaplıydı, içi T biçimindeki pencerelerle aydınlanır. Cami; sekizgen yapısı, geniş saçakları, minaresi ve çevresine uyumlu mimarîsiyle Karaköy Meydanı’nın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Ne var ki Osmanlı Devleti’nin ahşap ilk ve tek Camisi olan Karaköy Camii için, bu güzel günler çok uzun sürmez.

Kınalıada’ya Doğru Yolculuk

Karaköy Camii’nin yapılmasının üzerinden 55 yıl geçer. Tarihler bu kez 1958 yılını gösterir. Bu yıllarda, Karaköy’deki trafik yoğunluğunu azaltmak için yol genişletme çalışmaları yapılır. Bu doğrultuda Karaköy Camii’nin yıkılmasına karar verilir. Halk caminin yıkılmasına çok tepki gösterir. İşte tam da bu anda Karaköy Camiinin kaderi Kınalıada ile kesişir… Bu dönemde Adalardaki Müslüman halk, Adnan Menderes’ten adaya bir cami yaptırmasını ister. O yıllarda Kınalıada Muhtarı, Nazif İLTER hükümete ilginç bir fikir sunar. Halihazırda yıkılacak olan Karaköy Camii’nin sökülerek Kınalıada’ya nakledilmesini önerir. Böylelikle, hem bu güzel eser yıkılmaktan kurtarılarak korunmuş olacak, hem de hiç camisi bulunmayan, adada azınlık konumundaki Müslüman halkın adadaki kiliselerde ibadet ettiği Kınalıada’nın artık bir camisi olacaktır. Bu fikrin kabul görmesi üzerine hazırlıklara başlanır. Caminin her bir parçasına bir numara verilerek gemiye yüklenir. Ancak gemi Kınalıda’ya götürülürken nasıl olduysa gemi yan yatar ve camiden kalan parçalar denizin dibine gömülür ve böylesine özgün bir sanat eseri olan Karaköy Camii de yok olur. Kubbe, şerefe, külah ve birçok parça kaybolur. Caminin minber ve mihrabı, Atik İbrahim Paşa Camii’ne monte edileceği söylense de bu söylenti gerçekliği yansıtmaz. Caminin Venedik’ten getirilen paha biçilmez muhteşem avizelerini de o günden sonra gören olmamıştır. Karaköy Camii’nin parçalarının denize gömülmesinden geriye sadece iki parça mermer kalmıştır. Bu mermerlerden biri caminin yapımında tuğla olarak kullanılmıştır. Diğeri ise avluda yer almıştır.

Günümüzde Kınalıada Camii

Caminin denize gömülmesiyle adalar halkı hayal kırıklığına uğramıştır ve böylesine tarihi bir sanat eserinin yok olması halkı derinden üzmüştür. Aradan 6 yıl geçmiştir. Tarihler 1964’ü gösterdiğinde ada halkı camisine kavuşmuştur. Özgün bir mimari tarzda yapılan bu cami ile Kınalıada’nın ilk ve tek camisi olan, Kınalıada Camii inşa edilmiştir. Yatay bir mimarinin hüküm sürdüğü caminin, kubbe yerine, ışığı içeri geçiren, şerefesi olmayan, sade ve ince bir minaresi bulunmaktadır.

Klasik cami anlayışının tamamıyla dışında bir görünüme sahip olan cami, ada vapurundan inenleri mahzun haliyle karşılar. Karaköy Camii’nden geriye kalan tek parçalar olan, üzerleri işlemeli iki mermer bloktan bir tanesi günümüzde, Kınalıada Camii’nin avlusunda, diğeri ise caminin duvarında görülebilmektedir.

 

 

 

 

 

Şekil 1: Avluda yer alan mermer parçası

 

 

 

 

 

Şekil 2 : Karaköy Camii mermeri

Caminin avlusunda yer alan Karaköy Camii’nden kalan mermerleri görenler, bu iki camiyi birleştiren ‘yüksek kader’ karşısında hayretini gizleyemiyor.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.