Değişen Zaman

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Zaman ne çabuk geçiyordu öyle değil mi? Hayat dediğimiz bu kısa yaşam serüvenimiz göz açıp kapanıncaya kadar bitiyordu. Şöyle bir gelip, bakıp, görüp çıkıyoruz bu dünyadan. Öyleyse nedir paylaşamadığımız demek istesem de bu sefer dünyaya yaydığımız kötülüklerden bahsetmek istemiyorum. Geçmişe kısa bir yolculuk yapalım diyorum, mesela yaşadığımız değişimlerden bahsedelim…

Bundan kırk sene evvel cep telefonları icat olacak; beklemeden, hat düşmeden, istediğin yerde, istediğin zaman, istediğin kişi ile konuşabileceksin deseler insanlar inanır mıydı acaba?

Yoksa: “Hadi canım telefonlar cebimize girecek kadar küçülecek ve herkeste olacak öyle mi dalga geçme bizimle” mi derlerdi. Hele birde sadece konuşmakla kalmayacaksın fotoğrafını çekip gönderebilecek, görüntülüde sohbet edebileceksin deseler meczup bu deyip güler geçerlerdi herhalde. Biz belki farkında değiliz ama çok hızlı bir değişim yaşıyoruz. Bu değişimin güzelliklerini de sancılarını da bir arada yaşayan büyüklerimiz değişen zamanın en büyük tanıkları. Düşünsenize 1940 senesinde doğmuş bir insanın çocukluğunda ne televizyon ne telefon ne de bilgisayar vardı.

Savaşların, yoklukların normal karşılandığı bir dönemde ellerindeki ile yetinmesini bilerek büyüyorlar. Sonra bu garip icatlar karşılarını çıkıyor. Her yeni icatla beraber biraz daha değişiyor hayatları, çoğu zaman kolaylaşıyor. Değişen zamana ve bu yeni teknolojiye ayak uydurmak hiç de kolay olmamıştır tabii. Bize kolay ve doğal gelen birçok şey onlar için hayret uyandırıcı ve olağanüstü şeylerdi.

Siyah beyaz fotoğrafları inceliyorum mesela. İnsanlar ne kadar doğal, sade ve zarifler. Çekilen bir fotoğrafın ne kadar değerli olduğunu biliyorlar tabii. Herkesin elinde olmayan, basımı ise oldukça meşakkatli bir iş. Dolayısıyla her an özel olmalı. Nereden bilecekler ellerinde tuttukları küçücük bir aletle istedikleri kadar fotoğraf çekebilecekleri ve anında istedikleri kişiye gönderebileceklerini. Bilmemek daha iyiymiş diye düşündüğüm zamanlar olmuyor değil hani!

Geçmişin vazgeçilmez iletişim aracı olan mektuplardan bahsetmeden sohbetimizi bitirmek istemem. Gelmesi günlerce beklenen, cevap yazmak için saatlerce masa başında düşünülen mektuplar… Yazılacak her kelime önemliydi, bütün hissiyatı içermeli ve okuyacak kişiye o duyguyu yaşatabilmeliydi.

Akıllara gelir miydi ki hiç beklemeden anında istediğin kişiye gönderilecek yazdıkların. Pencerede postacı gözü beklemek yok, mektuba nasıl tesirli bir cevap yazabilirim derdi yok, hangi pulu seçsem ki kararsızlığı yok. Anında gönder mesajı ve al “Ok, by…” cevabını. Ne büyük kolaylık değil mi?

Ne diyelim ki; değişen zaman, değişen duygular ve değişen insan…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir