Değişen Dünya Düzeni Üzerine Kemâl Özer ile Söyleşi

Dünyamız gün geçtikçe iklim krizine doğru gidiyor. Mevsimler ve hava şartları zaman olarak kayıyor. Küresel ısınmayı da göz önünde bulundurduğumuzda içinde bulunduğumuz bu durumun gidişatına, muhtemel sonuçları ve bu sonuçların nedenine değinebilir misiniz?

Sualinizdeki tezlerin hepsinin aksine bir iklim krizi yok. Çünkü dünyada belirli dönemlerde yokluk ve bolluk görülür. Ayrıca dünyanın veya bir ülkenin her yerinde farklı şartlar zuhur edebilir. Bugün bir yerde susuzluk çekilirken başka yerlerde sel baskılarını sıklıkla görüyoruz. Ancak bir iklim krizi tezgahtarlığı/oyunu var. 1990’ların sonuna dek küresel soğumadan söz edenler, şimdi küresel ısınmadan söz ediyorlar. Küresel ısınmanın aksi yönde görüş beyan eden makaleleri hiçbir akademik dergi neşretmez. Öte yandan küresel ısınmayı destekleyen makaleler için ücretler ödenir. Hemen söyleyelim, çok yakın tarihlerde bu tezlerinden vazgeçip yeniden küresel soğumadan söz ederlerse de şaşırmayınız. Ayrıca Hindistan’daki meşhur bir iklim uzmanı birkaç ay önce ‘küresel soğuma çağına girdik’ diye yazdı. Netice itibariyle bir oyunla karşı karşıyayız.

O halde su azalmasını veya kuraklığı ne ile izah edeceğiz?

Kur’an-ı Kerim’deki Hz. Yusuf kıssasındaki yedi yıl bolluk ve yedi yıl kıtlık hâdisesi bize her şeyi anlatır. Ayrıca dünyanın her devrinde ve her bölgesinde bu hadise yaşanır. Mesela ülkemiz bolluk dönemine girdi. Bu yıldan sonra bir süre suyumuz çok olacak. Havalar daha soğuk geçecek. Özetle diyoruz ki, meselelerin ehli küfrün veçhesinden değil hakikatin penceresinden bakmak gerekir. Aksi halde oyuna çekiliriz.

Filmlerde gördüğümüz salgın senaryolarının bizzat aynısını yaşadığımız şu günlerde artık hiçbir felaket imkânsız gibi gözükmemekte hocam, filmlerde gördüğümüz “Su Savaşları” gerçek olabilir mi?

Evet filmlerle toplumları planladıkları oyunlarına hazır hâle getirirler. Ancak onlar her istediklerini yapamazlar. Yapabilselerdi bugün hiçbirimiz yaşamıyor olurduk. Dolayısıyla onların her istediğini yapabilme güçleri yok. Onların güçleri bizim onları doğru tanımadığımız, korkutmaları karşısında iradesiz davranarak teslim olmamızdandır. Allah’a teslimiyetimizin azlığı, küffarı güçlü görme ve tembelliğimizdir.

Öte yandan tarihteki pek çok savaş su ve tuz yüzden çıkmıştır. Bugün su savaşı çıkar mı, zannımca çıkmaz. Çünkü geçmişte suya erişmek teknik olarak güçtü. Ama bugün öyle değil. Unutmayalım savaş sudan çok daha pahalı.

Kuraklık, iklim krizleri, orman yangınları, çevre kirliliği vb. tüm olumsuzluklara ‘insanlar’ özelinde baktığımızda kendimizi hangi hususlarda hesaba çekmeliyiz ve daha yaşanabilir bir dünya için hayatımızda yapmamız, değiştirmemiz ya da terk etmemiz gereken neler var? Mesela şu söylem ile çok karşılaşırız “benim sıktığım parfüm, içtiğim sigara nasıl da koskocaman dünyanın düzenini değiştirebilir ki?”

Kâinat ve içindeki her şey ve biz bize emanetiz. Benim yaptığımdan ne olabilir ki demeye kimsenin hakkı yok. Benim attığım bir çöpün üstüne atılacak çöpler orayı çöplüğe çevirir. Aslında asıl suçlu sonrakiler değil benim. Çünkü ilk çöpü oraya ben attım. Kusuru başkasında aramaya gerek yok. Allah yoklukla da varlıkla da imtihan eder. Her zaman bolluk olsa onun kıymetini insan nereden bilebilir? Yokluk olmalı ki varlığın kıymeti anlaşılsın. Önce ben değişeceğim, sonra siz. Ben değişmeden sizden değişmenizi bekleme hakkım yok. Bir vaiz yapmadığı şeyleri söylerse muhatabı üzerinde hiçbir etkiye sahip olmaz. Belki de ‘eli verir talkını kendi yutar salkımı’ diyerek insanlar daha da kötüleşirler.

Ben bir parfüm sıkmazsam, siz ve diğerleri de sıkmazsa hem kapitalizm zayıflar hem iyilik artar hem de bütün insanlık kurtulur. Böyle yapmak hepimiz için bir vecibe. İyilik ben yapınca çoğalır başkasından bekleyince değil.

Orman yangınlarının pek çok sebebi olabilir. Ancak günümüzde radyo frekanslarının etkisi çok büyük. Özellikle de atmosferin her yerini saran uydular ve yeryüzü kaplamakta olan 5G istasyonları. Ancak bunu anlayacak basiret yok insanlarda, akademi de bürokrasi de ve siyasette. Dünyayı yüksek hızlı internetle kurtaracaklarını sananlar dünyanın başının belalarıdır.

Bu durumda bir çözüm teklifimiz vardır herhalde…

Olmaz mı elbette var. Düşmanı büyük görmekten ve tembellikten vazgeçmeliyiz. Çünkü bizim sahibimiz düşmanlarımız değil Rabbimizdir. İslam’ı öğrenmek ve hayatımıza geçirmemiz gerekiyor. Çocuklarımızı doğru yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Düşmanı iyi tanımalı ama asla korkmamalıyız. Tedbirimizi almalı ancak teslim olmayı asla aklımızdan geçirmemeliyiz. Unutmayalım ki söz büyüdür ve sözlerimizle kendimizi bile büyüleyebiliriz. Onlara gerektiğinden fazla güç atfetmek onların oyununa gelmektir. Onları anlatırken de kendi insanımızı korkutmamamız lazım gelir. Aksi halde onların değirmenine su taşımış oluruz.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yusuf Duru ile Sinema ve Tiyatro Üzerine Söyleşi

Dünyamız gün geçtikçe iklim krizine doğru gidiyor. Mevsimler ve hava şartlar...

Prof. Dr. Muhammed Erat ile Medeniyetler Beşiği Coğrafyamız Üzerine Söyleşi

Dünyamız gün geçtikçe iklim krizine doğru gidiyor. Mevsimler ve hava şartlar...