Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Dedemizden Yadigâr; Hicaz Demir Yolu

avatar

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

17. yy’da İstanbul, bugün kırka yakın ülkenin oluşturduğu bir devletler topluluğun başkenti konumundaydı. 19. yy’da hala büyük bir kısmına sahip olan İstanbul yönetimi Avrupalı devletlerin bu topraklarda güttüğü politikalar sonucu gittikçe zayıflayan otoritesini batıda model manada demir yollarının ortaya çıkmaya başladığı 1830 tarihinden itibaren demir yollarına endeksi olarak kurmaya çalıştı. Osmanlı topraklarında yapımı gerçekleştirilen ilk demir yolu İskenderiye Kahire hattı olmuştur. İngilizler tarafından 1851 yılında inşası başlatılan ve 1856’da işletmeye açılan İskenderiye Kahire demiryolu 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ne kadar stratejik ve ekonomik olarak büyük bir önem taşıdığı 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Siyasi ve askeri gelişmeler Osmanlı Devleti’ni Öncelikle Rumeli’de çok daha kapsamlı bir demiryolu yapmaya sevk etti. 1870 yılında başlayan ve 1888 yılında tamamlanan kısımları ile 1279 kilometre uzunluğundaki Rumeli Demir yolları projesi Berlin Paris yana gibi Batı başkentlerini İstanbul’a bağladı.

İstanbul tarih boyunca hep yolculukların başlangıç ve bitiş noktası olduğu için Doğu için ulaşılması güç bir rüyaydı. İşte bu güçlüğü ortadan kaldırmak Doğuyu batıya bağlamak ve özellikle bütün semavi dinlerin doğduğu yer olan ve inanç sahiplerince ziyareti bir borç sayılan üç büyük din için de kutsal mekân olan Kudüs, Hz Muhammed’in(sav) kabrinin bulunduğu Medine ve Müslümanların kıblesi Mekke gibi kutsal mekânlara yolculuğu demir raylar üzerinden hızlı, emin ve ekonomik olarak gerçekleştirecek bir demir yolu yapımı fikri İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda olgunlaşmaya başladı. Bu demir yolu aynı zamanda askeri ve siyasi otoritenin de bölgede güçlenmesini sağlayacaktı. Hicaz bölgesine bir demir yolu yapılması teklifi ilk olarak Amerikalı mühendis doktor zipper tarafından 1864 yılında yapılmış 1891’de Hicaz kumandanı Osman Nuri Paşa Cidde’den Mekke’ye kadar döşenecek şimendifer hattının bölge için önemi üzerine padişaha bir mektup göndermişti. Ancak bu konuda en önemli çalışma zamanın ciddi Evkaf müdürü olan Arap İzzet Paşa lakaplı Ahmet İzzet Efendi ye aittir İzzet Efendi 1891 yılında sunduğu rapordu. Şamdan Medine’ye kadar getirilecek demiryolunun Hicaz’a yönelik dış saldırılarla bölgede çıkabilecek iç isyanlara karşı önemli bir savunma olacağı, aynı zamanda da Hac ibadetini büyük ölçüde kolaylaştıracağını yazmaktaydı. Padişahın ilgisini çeken bu teklif incelenmek üzere askeri komisyon üyesi Korgeneral Mehmet Şakir Paşaya Ali edilmiş Paşa kendisine gönderilen teklifi yalnız incelemekle kalmamış demiryolu hattının fizibilitesini de çıkararak güzergahı gösterir bir harita ile birlikte padişaha sunmuştu. Bu dönemlerde Osmanlı Demir yolları büyük devletlerin birbirleri ile kıyasıya rekabet ettikleri yatırımlar haline geldi. Demir yolları yatırımlarına her Avrupa devleti kendi siyasi ve ekonomik çıkarları açısından yaklaşıyorlardı.

Osmanlı devlet adamları ise Avrupalı devletlerin ve Osmanlı Devleti’nin askeri ve ekonomik çıkarları arasında bir denge sağlamaya çalışıyorlar, bundan dolayı devlet demir yolu imtiyazlarını dağıtımında sıkıntılar çekiyor, Avrupalı şirketlerden birinin diğerinden daha güçlü ve avantajlı kılmamaya özen gösteriyordu. Özellikle Sultan ikinci Abdülhamit’in uyguladığı bu hassas denge politikası Avrupa’da yeni bir güç olarak beliren Almanya’ya önemli ekonomik avantajlar getirecekti. Sömürge ve pazar kapma yarışına biraz geç başlayan Almanya Osmanlı’nın sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden faydalanabilmek amacıyla 19. yüzyılın sonlarına doğru bu ülkenin verimli topraklarına yönelmişti. Almanlar yalnızca İktisadi ve Mali menfaatler peşindeyken diğer büyük devletler Osmanlı’yı içten içe parçalama yarışına girmişlerdi.

Alman İmparatoru 2. Wilhelm’in, ikinci defa İstanbul’u ziyareti Osmanlı- Alman siyasi ve ticari münasebetleri açısından bir dönüm noktası olmuş 1888’de Anadolu demiryollarının inşa ve işletme ihtiyacından sonra 1898’den bu tarihe kadar yabancı sermayeye sunulan en büyük demir yolu yatırım olacak Bağdat demir yollarının ihtiyacı yine Almanlara verilmişti. Bunun sonucunda Batı’da İngilizleri de rahatsız ederek rekabet başlamış ve sonucu 1. Dünya savaşını tetiklemiştir…

Bağdat demir yolundan sonra, 2. Abdülhamit’in hayali olan Hicaz demir yolunun kararını 1900 yılında yayınlamıştır. Hicaz demir yolu, Bağdat demir yolunu tamamlayacak bir konuma sahipti.

Her iki demir yolunun birleştirilmesiyle başkent İstanbul, Şam üzerinden kutsal kentler; Medine ve Mekke’ye bağlanacak ve bütünüyle iç kaynaklardan transfer ile bir milli proje olacaktır.

Hicaz demir yolu hattı 1908 yılında açıldıktan sonra, Hayfa ile Şam arasında her gün, Şam ile Medine arasında haftada üç gün karşılıklı yolcu ve ticarî eşya katarları çalışmaya başladı. Hac mevsimi boyunca, Safer ayı sonuna kadar Şam-Medine arasında yine karşılıklı üç sefer yapılırdı. Yalnız hac zamanına mahsus olmak üzere gidiş geliş için tek bilet kâfiydi. Böylece önceden deve sırtında 40 günde alınan Şam-Medine arası, 72 saate indi. Hareket saatleri namaz vaktine göre ayarlanıyordu. Ayrıca her seferde bir vagon mescid olarak hizmet veriyor; bir de müezzin vazife yapıyordu. Dinî günlerde ve Mevlid kandilinde Medine’ye ucuz seferler tanzim ediliyordu. Ailelerin rahat seyahat yapabilmesi için vagonlarda hususî tanzimler yapıldı.

BÜYÜK İNCELİK* Medine istasyonu yapılırken, Hazret-i Peygamber(sav)’in ruhaniyetinin rahatsız olmaması için, işçilerin taş kırarken kullandıkları çekiçlere keçe sarması emrolunmuştu. Aynı zamanda trenler Medine istasyonuna yaklaştıkları zaman gürültü çıkmaması için tekerleklerine keçe sarılırdı.

İngilizlerin rahatsız olmasıyla savaş başlamıştı. Cihan Harbi’nde Hicaz Demiryolu asker sevkiyatı için kullanıldı. Suriye cephesinin çöküşü üzerine, İngilizler, hattı bombalayarak sabote etti. Hatta meşhur casus Lawrence (Arapların tabiriyle El-Aurans) bedevî eşkıyasına ray ve travers başına bir altın vererek, hattın Maan’dan Medine’ye kadar olan kısmını kullanılamaz hâle getirmişti.

Demir yolu sayesinde Medine, İstanbul’la irtibatını devam ettirdi ve 1919 yılına kadar dayandı. Hicaz hattının İstanbul’a son seferi, Medine’nin düşmesi üzerine Mukaddes Emanetlerin taşınması için cereyan etti. 1918 mütarekesi ile hattın çoğu kontrolümüzden çıktı.

Kaynak-derleme: Hicaz demiryolu belgeseli

Hicaz Demir yolu Amman Tren İstasyonu’nun Restorasyonu ve Müze İnşası

Osmanlı’nın en önemli projelerinden biri olarak bilinen Hicaz Demir yolu, 4 milyon lirayı aşan maliyeti nedeniyle devletin bütçesini zorlayacağı için, Müslüman halkın büyük bir coşkuyla seferber olmasıyla ve ilk bağışı şahsi bütçesinden Sultan Abdülhamid Han’ın vermesiyle yapılmıştı. Sadece Osmanlı topraklarında değil, tüm İslam dünyasında büyük ilgi gördü ve çok fedakâr bağışlar yapıldı; Fas, Tunus, Cezayir, Rusya, Çin, Singapur, Hollanda, Güney Afrika, Ümit Burnu, Cava, Sudan, Pretorya, Bosna- Hersek, Üsküp, Filibe, Köstence, Kıbrıs, Viyana, İngiltere, Almanya ve Amerika’daki Müslümanlar Hicaz Demir yolu’nun yapımı için bağışta bulundular. Hatta Müslümanların dışında, Almanlar, Yahudiler ve birçok Hıristiyan bile bağışta bulundu. Fas Emiri, İran Şahı ve Buhara Emiri gibi devlet idarecilerinden de yardımlar geldi.

2016’da ise Ürdün Hicaz Demir Yolu Kurumu, TCDD ve TİKA işbirliğiyle gerçekleştirilecek restorasyon proje kapsamında 3 bin metrekarelik, 3 milyon avroluk müze açılışı için, Osmanlı’dan kalan 9 bin binanın restore edilmesine; Türkiye tarafından demir yolu için 150 bin avro değerinde iş makinesi hediye edilmesiyle başladı ve proje devam etmekte.

Dedemizin projesi yeniden diriliyor biiznillah! Bugün hicaz demir yolu Amman istasyonu da Ürdün ile Türkiye ortak çalışması ile yenileniyor ve burada bir müze inşaatı da yapılıyor.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.