Darbareye Elly (2009) (Film Tahlili)

Orijinal Adı “Darbareye Elly” olan “Elly Hakkında”, Asghar Farhadi’nin 2009 yılı İran yapımı olan ve bir aile içi dramını yalan kavramı üzerinden anlatan filmdir. Farhadi, bu film ile Berlin Film Festivali’nden Gümüş Ayı (En İyi Yönetmen) ödülüyle döner.

İran sinemasının güçlü isimlerinden biri olan Asghar Farhadi’yi yakından tanıyalım. 7 Mayıs 1972’de İsfahan, İran’da doğdu. Gençliğinden beri sinema ile ilgilenen başarılı yönetmen, Esfahan Gençlik Sinema Toğluluğu’na katıldı ve bu süre boyunca 6 kısa film, 2 de dizi çekti. 2009’da çektiği Elly Hakkında filmi ile adınsan söz ettirdi. 2011 senesinde çektiği film Bir Ayrılık ile ise büyük bir çıkış yaptı ve film Oscar, Golden Globe ve Bafta’da en iyi yabancı film ödülleri, En İyi Orijinal Senaryo Oscar Ödülü dahil onlarca ödüle layık görüldü. Dünyaca tanınan başarılı yönetmen 2014 İstanbul Film Festivali’nin uluslararası jüri başkanı seçildi. Bu süreçte Yılmaz Güney ve Nuri Bilge Ceylan’ı sevdiğini belirtti. 1990’dan beri evli olan Farhadi, 2013’de The Past filmini çekti ve yine uluslararası başarı sağladı. 2016’da The Salesman filmi ise Oscar için yarıştı ve aynı şekilde pek çok ödüle layık görüldü.

Filmin konusu gayet açık ve sadedir. Bir deniz kenarında üç günlük tatil için gelen bir aile üzerinde olan bu film, merkezde işlenen temel kavram ise ‘’yalan”dır. Yaratıldığı ilk günden itibaren her türlü isim ve karakter özellikleriyle donatılan insan, iyinin olduğu gibi kötü meziyetleri de içselleştiren bir mekanizmaya sahiptir. İnsanın dosdoğru olduğu gibi yalancı olma olgusu da mevcuttur. Ruh ve bedene sirayet eden bu meziyetler, insanın psikolojik anlamda gözle görülür birçok özelliğini ortaya çıkarır. Bunlardan biri olan yalan, insanı hem ruh hem de bedensel koşulda birbirine zıt duyguları raks ettiren bir özellik hâline getiriyor. Yalan, söylenir. Yalan, konuşulur. Yalan, duyulur. Ve yalan öğrenilir. İşte en tehlikelisi de budur. Öğrenmek. Bir meziyeti ortaya koymadan evvel öğrenilir. Daha sonra bu özellik, hayat sürecinde insan üzerinde etkin rol oynar. Yalan kavramını öğrenen bir birey, her koşulda kendini merkeze alarak olay örgüsünü kontrol altına almaya çalışır. Bu çoğu zaman başarısızdır. Zira gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Bu filmde de merkezde yer alan Sepideh karakterine sahip kadın, küçük bir yalandan başlayarak etrafı kontrol altına almak ve hatta işlenen süreci elinde tutmak istemesi filmin son sahnesine kadar devam ediyor. Sepideh, olay akışını elinde tutabilmek adına yalan konusunda başarılı olabilmiş midir, yoksa gerçeklerin gün yüzüne çıktıktan sonra insanın basit karakteri ortaya çıkarak zihinsel bir çöküşün sonuna mı geldi? Gelin hep birlikte bakalım.

İran’da orta sınıfa mensup üç aile, bir dul adam olan Ahmad ve Sepideh’in kızının öğretmeni olan Elly ile birlikte üç günlüğüne Hazar Denizi kıyısında bir yer olan Challus’a tatile giderler. Filmin başlangıç sahnesine baktığımızda fevkalade mutlu ve arabayla gidilen bir yol çıkıyor karşımıza. Bu sahne, insanın ilk doğumu ve dünyaya etrafındakilerin sevinciyle karşılanır. Yol ise dünya hayatıdır. Etrafındakilerin sevinç çığlıkları, dünyaya olan yolculuğun başlangıcına işarettir. Çocuğun dünyaya gelmesi bir sevinç ve bu sevincin ardından da dünya hayatına tekabül eden yol başlıyor. Filmin ilk sahnesinde de yüksek bir sevincin yer alması, yeni bir başlangıç ve yolun yer alması ise var olan zamanın habercisidir. Kısa bir süre sonra araçla tatil yerine ulaşan aile, indikleri yerde soluklanmak isterler. Evliliğini kısa bir süre önce sonlandıran Ahmad, Almanya’dan yeni dönmüştür ve üniversiteden beri tanıdığı arkadaşlarıyla buluşur. Sepideh, çocuğunun İngilizce öğretmeni olan Elly ile onu tanıştırmak ister. Aslında tatili Sepideh, sırf Ahmad ve Elly’yi tanıştırmak için ayarlamıştır. Tatil için gelen aile, Ahmad’in İran’lı bir kadınla evlenmek istediğini anladığında Sepideh’in tatil planına neden Elly’yi de kattığını anlar.

Kiraladıkları eve geldiklerinde ev sahibinin ertesi gün geleceğini ve evi sadece bir günlüğüne kiralayabileceklerini öğrenirler. Mecburen camları kırık ve içerisi son derece kirli olan başka bir eve geçerler. Bu mekân, aslında filmin ilerleyişinde meydana gelecek kötü olayların bir metaforu gibidir. Gerçek hayatta da öyle değil midir? Mekân, yer, iklim ve renklerin insan psikolojisi üzerinde etkisi son derece yüksektir. Yağan yağmurdan tutun da yaşadığı yere kadar, insanı ruhsal ve bedensel anlamda kuşatacak cinstendir. Zira insan bir bütündür, dünya ile ve evren ile.

Aile ve yanlarında gelen Ahmad ile Elly, ilk gün neşelidirler. Kendi aralarında şarkılar söyler, şakalaşır ve hatta sessiz sinema bile oynarlar. Fakat olaylar geliştikçe, aile de değişir. Zihinsel bir baskı ve ruhsal çöküşün meydana gelmesi, onları yumruk yumruğa vuruşacak hâle getirir.

Elly, ertesi gün gitmek istediğini söylediğinde Sepideh onun gitmesine engel olur. Kadınlar alışverişe gider, erkekler voleybol oynar, deniz kenarında oyun oynayan çocuklar da Elly’ye emanet edilir. Filmin odak noktası ve asıl başlangıcı tam da burasıdır. Uçurtma uçuran kıza yanaşan Elly, daha sonra çocuksu ve neşeli tavırlarıyla uçurtma uçurmaya başlar. Bu sahne, film adına özel bir sahne olup Elly’yi doğru dürüst görebileceğimiz sahnedir. Kameranın uçurtma ile Elly etrafında dönmesi ise yönetmenin izleyiciye bu dakikadan sonra meydana gelecek olan ruhsal çöküşün başlangıç noktası olarak belirliyor. Bu dakikadan hemen sonra küçük çocuklardan biri babasının yanına gidip deniz kenarında oynayan çocuklardan biri olan Arash’ın denizde kaybolduğu haberini verir. Grup, hızla denize koşar. Aramalardan sonra Arash kurtarılır, fakat daha büyük bir sorun vardır: Elly kayıptır.

Elly’nin denizde kaybolduğu anı yönetmen izleyiciyle paylaşmaz. Kamera evin penceresinden dingin denize doğru bakar. Bu, Elly’nin denizde boğulduğuna dair yönetmenin izleyiciye verdiği ufak ipuçlarından biridir.

Elly'yi bulamayan grup, “denizde mi boğuldu, yoksa kimseye haber vermeden çekip gitti mi? Akşam yemeğinde Ahmad’e kendisi ile ilgili şakalar yapıldığında Elly bunları mutfaktan duymuş ve bozulmuş olabilir mi?” sorularıyla baş başa kalır. Filmdeki yalanlar silsilesini başlatan kıvılcım da böylece ortaya çıkar.

Filmde grubun kendi aralarında söylediği şarkıları ve son sahneyi saymazsak müzik kullanımı yoktur. Dış ses olarak devamlı duyduğumuz dalga sesleri izleyici üzerinde gerilimli ve tedirgin edici bir duygu bırakması bakımından önemlidir. Dalga metaforu da filmde açığa çıkan yalanlara benzetilebilir. Sepideh’nin gizlediği gerçeklerle başlayan yalanlar silsilesi tıpkı denizdeki dalga gibi büyüyerek gruba vurur. Elly’nin nişanlı olduğunu, Ahmad ile tanışma işini önce reddettiğini ama sonra kabul ettiğini gruptakiler Elly’nin ölümü sonrasında öğrenir. Aynı şekilde Elly’nin nişanlısı da onu yok saydığı gerçeğini Elly’nin ölüm haberi geldiği zaman öğrenir. Sepideh’e danışmadan neredeyse bir adım dahi atmayan Ahmad’in, Elly’nin nişanlı olduğu bilgisini saklayan Sepideh’e karşı olan tavrı değişir. Sepideh’nin kocası karısının Elly’nin telefonunu neden sakladığını öğrenebilmek için şiddete başvurur.

Filmin sonunda ise Sepideh’in dışındaki bütün karakterler, kumlara saplanmış bir arabayı çıkartmaya çalışıyor. Bu sahne film boyunca gördüğümüz yalanların, çıkarların ve suçlamaların bir aklanma ritüeli gibi karşımıza çıkar. Karakterler vicdanlarındaki yükten kurtulmaya çalışıyor gibidir. Bir kurtuluş ve arayış içerisinde gibidirler. Aynı zamanda bu olay, sürekli birbirlerini suçlamalarıyla arkadaşlıklarının çürümüşlüğünü de ortaya koyar ve aile ilişkilerini zedeler. Kumlara saplanmış araba, onların geri kalan hayatlarında ne kadar uğraşsalar da eski ilişkilerine kavuşamayacaklarına işarettir.

Küçük bir yalan, insanı bazen ölüme bazen de uçuruma sürükler. Küçük dokunuşların etkisi her zaman yüksektir. Bu, olumlu veya olumsuz olabilecek tüm etkileri kapsar. Küçük bir iyilik de böyledir. Gönül kazanmaya benzer. Gönülde yer alanlar her daim kıymet verdiklerimizden müteşekkildir. Gözden düşen ve gözden ırak olmak ise bir yok oluş ve bitişin alametidir. Söylenen küçük bir yalan, gün yüzüne çıkan gerçek ile bir ilişkinin, hatta bir yolun bitişine sebebiyet verir. Ortada ne bir gönül ne de bir yol kalır. Sonu gelmiş bir ruhun yanında yalnız ve bitkin bir beden kalır.

Bu filmde de olayların akışını elinde tutmak ve süreci kendi zihin dünyasına göre işlemek isteyen Sepideh, filmin sonunda yalnız ve bitkin bir şekilde bir masada başını ellerinin üzerine koymuş hâldedir. Bu, hem beden hem de ruhun en bitkin hâline işarettir. Bu dakikadan itibaren bu kişiyle ne bir yol ne de bir söz vardır. Sözün bittiği yerde yol da yoldaş da biter.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

Orijinal Adı “Darbareye Elly” olan “Elly Hakkında”, Asghar Farhadi’nin...

Tıkayıcı Taş

Orijinal Adı “Darbareye Elly” olan “Elly Hakkında”, Asghar Farhadi’nin...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

Orijinal Adı “Darbareye Elly” olan “Elly Hakkında”, Asghar Farhadi’nin...