Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Dar Ağacında Yıldızlar

avatar

Gökhan Kırcılı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köylüler!”

Ölmek, bir dava uğruna, bir sevda uğruna ve bir Ülke uğruna olunca, doğru ya da yanlış, bu ölüm tarihe geçer. Nice canların hikayesini dinledik. Nasıl yapabiliyorlardı? İnandıkları şey uğruna nasıl ölüme gidebiliyorlardı. Onları bu denli heyecanlandıran duygular nasıl içlerinde yeşerebilmişti bu kadar? Biz “Onlar” gibi olmadan bu sorulara cevap bulamayacağız.

Bir insan inandıkları uğruna temel ihtiyaçlarından, sevdiklerinden ve ailesinden vazgeçebiliyorsa, düşüncesinin doğruluğundan çok, bu hale nasıl gelebildiğiyle ilgilenmek lazım. Asıl ihtiyacımız bu samimiyet. Tasavvufi hayatta geçen ihlas, işte böyle bir şey… Yüce ideoloji elbette bizler için sadece Allah’ın (c.c) Rasulü (s.a.v) aracılığıyla bildirdiği ideolojidir. Fakat yukarıdaki sözlerin sahibi Gezmiş’in bu samimiyeti biz de ne kadar var? Asıl mesele bu. Bir diğer mesele daha da vahim. Bizdeki eksikler çok dile gelmeyen türden. Çünkü bir dönem hep batıya kurban edildi. Lisede gençlere rol modellik için sunulan karakterlerin her sözü, her eylemi, her düşüncesi hatta rüyası bile dalga dalga yayılarak anlatıldı. Gençler bu dalgaların esareti altında kendi kimliklerini kaybedip batının bizden istediği kimliklere uydurulmaya başlandı. Başardılar da… Şimdi yeni kimlikleriyle asılları arasında kavganın içindeler. Kendi içlerinde yaşadıkları kaosun sonucu olarak yeni düzene daha iyi uyum sağlamaktalar. Ama kaybettiklerinin farkında olmadan.

Erdem, ölümü göze alacak kadar bir fikre bağlanmak mıydı? Yoksa hiçbir eylemde bulunmadan çok doğru bir fikre bağlanmak mı? Bu ikisi tartışıladursun doğru bir fikre ölümü göze alacak kadar bağlanmanın örneğini verelim: Mekke’de müşrikler, darağacındaki Sahâbe Efendimiz Hubeyb bin Adiyy Hazretleri’ne;
-Doğru söyle.! Şimdi senin yerinde Muhammed olsa ve sana bedel O
öldürülse, memnun olurdun; değil mi.? diye sordular. Gönlü Rasûlullah’a muhabbetle yanıp tutuşan sahabîden gelen cevab, müşrik cânîleri şaşırttı, tüylerini diken diken etti;

-Allah’a yemin ederek söylüyorum ki; Peygamberim’in ayağına bir diken batmaktansa, evimden, hayâtımdan, çoluk çocuğumdan olmaya râzıyım.! Müşrikler, fedakârlığın böylesini görmemiş, Allah ve Rasûlü’ne bağlılığın tatlı saâdetini yaşamamış oldukları için, Hazreti Hubeyb bin Adiyy’in bu
cevâbına güldüler.! Etrâfına bakan Hazreti Hubeyb bin Adiyy, hiç bir nûrânî yüz göremiyordu. Bütün suratlar karanlıktı. Sanki, şirk’in çirkinliği, yüzlerine aksetmişti. O büyük kalabalıkta Rasûlullah’a selâmını iletecek kimseler yoktu. Bizzat kendi ağzıyla, hayâtını uğruna fedâ ettiği Rasûlullah’a darağacında selâm yollamaktan başka çâresi yoktu. Şöyle niyazda bulundu; “Allah’ım.! Şu anda, düşman yüzlerden başka yüz göremiyorum. Allah’ım.! Şurada selâmımı Rasûlün’e ulaştıracak hiç kimse yok. Ne olur, O’na selâmımı Sen ulaştır. Allah’ım.! Sen bize, Rasûlün’ün peygamberliğini bildirdin. Bize revâ görülenleri de O’na, sabahleyin bildir.”

Bu hazin duâ yapılırken, Rasûl-i Ekrem Efendimiz de Medîne’de
Hubeyb’in selâmını;
-Aleykes’selâm.!
diyerek aldılar.!
Sonra Ashâbı’na dönerek;
-Kureyş, Hubeyb’i şehîd etti.!
buyurdular.!
Dosdoğru bir fikir ve ölüme giden bir yol.. Bu ve niceleri yıllardır okunmayı bekliyor.. Kötü bir fikir ve ölüme giden bir yol… Dalga dalga yayılıyor…

Şubat 1984 Mersin doğumlu. ÇEKO mezunu, Ankara'da yaşıyor. Lise yıllarında şiir ve deneme yazmaya başladı. O dönemler sosyalist kimliğiyle yazdığı yazılara şimdilerde dervişane bir tarzda devam ediyor. Zeyd Sâki'nin babası.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.