Dâhi Bir Zat: Mimar Sinan

Tarihte öyle şahsiyetler vardır ki aradan yüzyıllar geçse de hâlâ hafızalarda yer alır. Bu zatları diğer insanlardan ayıran en önemli etken, yaşadıkları dönemde ortaya koydukları muazzam eserlerdir. Diğer faktörlerden biri de dönemin askerî, siyasi ve kültürel gelişmeleridir. Osmanlı Devleti bu anlamda müthiş bir birikime sahiptir. Yetiştirdiği ilim adamlarıyla fethettiği yerleri ihya eden, hoşgörü ve hürmet göstererek çok doğru bir politika izleyen Osmanlı, yüzyıllarca ayakta kalmayı başarmıştır. Mimar Sinan bahsettiğimiz muteber zatlardan biridir. O, yüzlerce eserle muhteşem bir medeniyet inşa etmiştir. Günümüzde hayranlıkla temaşa ettiğimiz nice yapının mimarıdır Sinan.

Mimar Sinan’ın Hayatı

Mimar Sinan, Osmanlı Padişahlarından olan 2. Selim, 1. Süleyman ve 3. Murad dönemlerinde baş mimar olarak görev yapan, yaptığı eserleriyle Dünya tarihine adını yazdıran kişidir. 29 Mayıs 1489 tarihinde Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı‘na 22 yaşında alındı. Burada yapı işlerinde görev aldı. Ayrıca bu dönemde dönemi en önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatını yakaladı.

Çaldıran Savaşı ve Mısır seferlerinden sonra Yeniçeri Ocağı’na alındı. Mimar Sinan, Kanuni döneminde, 1521‘de katıldığı Belgrad, 1522‘deki Rodos seferlerinden sonra subaylığa yükseldi. Hayatı boyunca toplamda 375 eser bırakmıştır. Bunlardan Edirne’de yaptığı Selimiye Camisi Dünya Kültür Mirası listesindedir. Yaptığı eserleriyle dünya tarihine adını yazdırmıştır.

1526 yılında, yayabaşı olarak çıktığı Mohaç seferinden sonra, cephane sorumlusu görevi verilen Mimar Sinan, 1529‘da Viyana, 1529-1532 arasında Almanya, 1532-1535 arasında da Irak’a düzenlenen, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bağdat seferinde, Van Gölü‘nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması, Sinan’a haseki unvanını kazandırdı. Bu rütbeyle, Korfu, Pulya ve Moldavya seferlerine katıldı. 1538’de Karaboğdan Seferinde ordunun Prut Nehri’ni geçmesi için köprü gerekmiş bataklık yerde günlerce çalışılmasına rağmen köprü kurulamamış, görev Damat Çelebi Lütfi Paşa’nın emriyle Mimar Sinan’a verilmiştir. Kısa sürede bu köprüyü yaparak ünlenmiştir. 1539’da Mimar Acem Ali‘nin vefatı üzerine onun yerine Saray Başmimarı olmuştur. Daha sonra ordunun yapı ihtiyacını karşılamak için çeşitli görevler üstlenen Mimar Sinan, sefere gittiği yerlerde gözlemlediği farklı mimari tekniklerle kendisini geliştirdi.

Osmanlı’nın en güçlü döneminde yaşayan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat olmak üzere, üç padişaha mimarbaşı olarak hizmet etmiştir. 17 Temmuz 1588 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Arkasında yüzlerce değerli mimari eser bırakan Mimar Sinan’ın beyaz taşlı, sade bir yapı olan türbesi, Süleymaniye Külliyesi’ndeki, Haliç duvarının önündedir.

Osmanlı Mimarisinde Sinan Okulu

Mimar Sinan Osmanlı mimarisini farklı bir anlayışla ele alıp dünyanın zirvesine taşımıştır. Sinan’ın hayatı boyunca inşa ettiği eserlerin sayısı tartışmalıdır. Döneme ait kaynakların karşılaştırılmasıyla 452 yapıdan oluşan bir liste belirlenirken bazı el kitapları ve ansiklopedilerde 350 civarında eser yaptığı yazılıdır. Mimarın yüzyıla yakın yaşadığı bilinir.

Her mimari üslûp gibi Osmanlı mimarisi de ilk etkisini dış görünüşünde, insan gözünü hareket ettiren çizgilerde, bir başka deyişle kütle kompozisyonunda dışa vurur. Klasik Osmanlı mimarisi dendiğinde kubbeler ve minarelerin uyum içinde dengelendiği bir dış görünüş akla gelmekle birlikte köprü, su kemeri ve kervansaray gibi yapı tipleri de göz önüne alınırsa mimarideki üslûp sorununun farklı bir genişlikte düşünülmesi gerekecektir. Ancak türbe, medrese ve diğer mimari tipler arasında her anlamda yenilikleri deneyerek büyüyen cami mimarisi daha dikkat çekicidir. Bu bağlamda Sinan’ın Osmanlı mimarisine katkıları birkaç boyutta ilerlemiştir. O güne kadar denenmiş biçimler ve teknikleri yaklaşık aynen uygularken temel olarak mekân kavramını etkili hale getirmiştir.

Merkezî ve toplu mekân arayışına bağlı olarak dört, altı ve sekiz desteğe oturan strüktür, daha önce hem de oldukça büyük ölçülerde denenmiş olmasına rağmen bu formüller Sinan tarafından ele alınırken giderek yalınlaşmıştır. Bu bağlamda onun inşaat anlayışına bir çeşit “iskelet mimarisi” denebilir. Bu mimaride duvarlar sadece mekânı sınırlamakta, taşıyıcı olmayan bu duvarlar sık sık delinebildiği için iç mekâna ışık sağlayan çok sayıdaki pencere bütün yüzeylere yayılabilmektedir. Bursa, Edirne ve Balkanlar’daki Sinan öncesi camilerde pencere düzeni masif duvarlar üzerinde sınırlı bir işlev taşıyordu. Loş iç mekân özelliği, büyük İran camileriyle İstanbul Ayasofya’sı başta olmak üzere Bizans mimarisi için de geçerliydi. Sinan, kütlenin sistematik delinmesini sağlayarak hem yüzey tasarımını geliştirmiş hem de içeriye dağılan gün ışığını arttırmıştır. İç mekâna ışık sağlayan pencereler, Fâtih Sultan Mehmed döneminden beri süregelen dıştaki prizmatik yüzeylerin içini boşaltırken büyük kemerlerin içine en akılcı biçimde yayarak istiflediği açıklıklarla aynı çarpıcı ritmi ayrıntıda ve genelde buluşturmuştur.

Sinan’ın Osmanlı cami kütlesine eklediği en önemli unsurlardan biri de yan cephelere yerleştirdiği revaklardır. Tek veya iki katlı olarak narin sütunlarla desteklenmiş çıkıntılı ahşap örtüleriyle göze çarpan yarı açık mekânlar cepheyi hareketlendirmekte, ibadet yapılarına sivil mimarinin çağrışımlarını yüklemektedir. Süleymaniye ve Edirne Selimiye’de ayrılmış bir parça olarak cephelere eklenen bu unsur, daha sonra Sinan’ın öğrencileri tarafından devralınarak Sultan Ahmed Camii ve Eminönü Yeni Cami’deki uygulamalarıyla devam etmiştir. Selçuklu camilerinin yatay geliştirilmiş kütleleri Beylikler devrinden başlayarak bir yükseliş göstermiş, Sinan yapılarında bu hareket dengesini bulmuş, İstanbul’daki sultan camilerinde olduğu gibi yapı kütlesi bir eşkenar üçgenle örtüşebilen oranlarla tespit edilmiştir. Yükseliş Sinan’dan sonra devam etmiş, fakat piramidal dengenin yukarıya doğru zorlanışı klasik çağdaki uyumu yok etmiştir.

Sinan Sadece Mimar Değildir

Mimar Sinan’ın öne çıkan kimliği mimarlıktır fakat bu onu tanımlamaya yetmez. Sinan, aynı zamanda iyi bir mühendis, lojistikçi, şehir planlamacısı, vb. yönleriyle de önemli meziyetlere ve hususiyetlere sahiptir. Nitekim bunu da eserleriyle göstermektedir. Ayrıca onun askerî kimliğini de unutmamak gerekir. Mimar Sinan inşa ettiği eserlerle yalnızca döneminde kalmamış ve sonraki nesillere de tesir etmiştir. Yaptığı eserlerden yüz yirmiyi aşkını günümüzde kullanılmaya devam edilmektedir. Bunu başarabilecek kişi sayısı neredeyse yoktur. Hiç şüphesiz Sinan’ın eserleri hâlâ yüreğimize dokunan ve bizleri derinden etkileyen mahiyettedir.

Mimar Sinan’ın En Büyük Eserleri

Mimar Sinan; camiden mescide, türbeden imarethaneye, köprüden kervansaraya kadar birçok alanda nadide eserlere imza atmıştır. O döneme bakıldığında Sinan’ın ayarında iş yapabilen, onun kadar yüksek birikime sahip kişi sayısının neredeyse olmadığını görüyoruz. Ustalığını inşa ettiği yapıtlarla gösteren Sinan, Osmanlı’nın mimari kimliğinin ve üslubunun oluşmasında çok büyük etkendir. Mimarbaşılık görevini kırk sekiz yaşında üstlenen Sinan, çıraklık eserim dediği Şehzadebaşı Camisi’ni 1548’de külliye ile birlikte tamamlamıştır. İnşaatı beş yıl süren Şehzadebaşı Camisi İstanbul’un Fatih ilçesindedir. Mimar Sinan, kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camisi’nin yapımını ise 1557’de bitirmiştir. Bu yapı İstanbul’un ve Osmanlı’nın en görkemli eserlerinden biridir. SüleymaniyeCamisi’nindört minaresivardır. Bunun nedeni Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefinin de Osmanlının onuncu padişahı olduğunun bir işaretidir. Sinan’ın ustalık eseri olarak nitelediği cami ise Edirne’de bulunan Selimiye Camisi’dir. Bu caminin inşaatı tamamlandığında Mimar Sinan seksen üç yaşındadır. 1568’de yapımına başlanan Selimiye Camisi’nin inşası yedi yıl sürmüştür ve hakikaten şahane bir eserdir.

Kaynakça:

1) http://www.edirne.gov.tr/mimar-sinan#:~:text=Mimar%20Sinan%2C%20Kanuni%20d%C3%B6neminde%2C%201521,tarihinde%20%C4%B0stanbul'da%20vefat%20etmi%C5%9Ftir
2) https://islamansiklopedisi.org.tr/sinan

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Tarihte öyle şahsiyetler vardır ki aradan yüzyıllar geçse de hâlâ hafız...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Tarihte öyle şahsiyetler vardır ki aradan yüzyıllar geçse de hâlâ hafız...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Tarihte öyle şahsiyetler vardır ki aradan yüzyıllar geçse de hâlâ hafız...