Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Çocuk Edebiyatı

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 5 dakika)

Çocuk edebiyatı; çıkış noktası ve hedef kitlesi çocuk olan, çocuğa göre oluşturulan edebiyatın adıdır. Çocuk edebiyatının varlığı, çocuk edebiyatı – yetişkin edebiyatı diye bir ayrım yapılmasının gerekliliği hep tartışma konusu olmuştur. Oysa çocuk edebiyatı, edebiyatın kendisi kadar eskidir. Bebekken dinlediğimiz ninniler sözlü edebiyat ürünleridir ve günümüzün çocuk edebiyatı tanımıyla birebir örtüşür. Çocukluğumuzdan hatırladığımız bilmeceler, tekerlemeler, fıkralar, maniler, masallar, efsaneler, halk hikâyeleri de sözlü edebiyatın çocuklara yönelik ürünleridir. Ülkemizde 1980’lere kadar kahvehaneleri, meydanları, mahalleleri dolaşıp hikâye anlatan meddahların ya da metinlerin basılı hâlini satan hikâyecilerin müşterileri daha çok çocuklardır.

Kızım kızım gül kızım
Şeker kızım bal kızım
Güllü müsün ballı mısın
Yoksa portakallı mısın
Uyu yavrum ninni
Uyu yavrum uyu
 
Çizgi filmlerin de bir hikâyeye dayandığını göz önüne aldığımızda bunları masal, fabl, bilim kurgu türünde öyküleyici edebiyat ürünlerinin bir çeşidi olarak kabul etmeliyiz. Çizgi film olgusunda çocuğun sanat ihtiyacıyla karşılaşıyoruz. Çok çizgi film izlediğinden şikâyet edilen bir çocuk; büyüklerinden masallar, destanlar dinlerse, onların bilmecelerine kafa yorar, fıkralarına gülerse edebiyat, çizgi filmin yerini alacaktır.

Ya da sokağa çıkan çocuk; her konuyla ilgili anlatacağı son derece önemli ve tamamen gerçek(!) anıları, söyleyeceği “Ooo piti piti…” vb. ile başlayan oyun tekerlemeleriyle bu sanatsal açlığını giderecektir.
 
Yağ yağ yağmur
Teknede hamur
Ver Allah’ım, ver
Dolu dolu yağmur
 
Büyük puntolu, aralıklı yazılar; resimli sayfalar, rengârenk kapaklar; etkinlikler, bulmacalar… Bugün çocuk edebiyatı müstakil bir sektör. Ayırt edici özellikleri eğlendiricilik, öğreticilik, olağanüstülük vb. şeyler. Büyüklerin ortaya koyduğu eserlerde çocuklar; 21. yüzyıla kadar aşırı öğretici, buyurgan; hatta korkutarak eğitme yolunu seçen metinlerle boğuştular. En hafifinden kıssadan hisse çıkarmaları beklenen didaktik kitaplarla muhatap oldular. Fakat bugün kendi tercihlerini kabul ettirmeyi başardılar. Şimdi de karşılarında, kendilerine basitliği, saçmalığı layık gören kıymetsiz kitaplar yığını var. Oysa günümüzde de çocuk kitaplarının iddiası; çocuğa okuma sevgisi kazandırmak, onun zekâ, dil, kültür gelişimine katkıda bulunmak.

Çocuk edebiyatı kavramı 1900’lerde ortaya atılmıştır. Bu edebiyatın ortaya çıkış tarihi olarak da Fransız yazar Charles Pearault’un halk ağzında dolaşan masalları çocuklara göre uyarlayarak 1697’de basması gösterilir. Pearault’un “Kül Kedisi”, “Parmak Çocuk”, “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Çizmeli Kedi”, “Uyuyan Güzel” vb. kitapları bugün de güncelliğini koruyor. Gelgelelim bunlardan asırlar önce de belli bir yazarın kaleminden çıkmış çocuk kitapları vardı. Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları, Mantıku’t-Tayr vb. eserler konuları, açık dilleri ve gerçeküstülükleriyle asırlarca çocuk ekseninde rağbet görmüş edebi eserlerdir. Bunların dışında, 15. yüzyıl şairi Şeyhi’nin ilk telif fabl örneğimiz olan “Harnâme” adlı mesnevisi; Nabi’nin 1701’de kendi oğluna hitaben yazdığı didaktik şiir kitabı “Hayriyye”si klasik sanatımızda da çocuk edebiyatının mevcudiyetine örnektir.

Cemil Meriç, “Çocuk Edebiyatı” başlığı altındaki iki yazısında konuyla ilgili şunları söyler: “Batının edebiyat tarihlerinde çocuk edebiyatı diye bir bölüm yok.”

Ve daha yazının başında işin can alıcı noktasını ortaya koyar: “Yayınevi sahiplerinin sefil çıkarları uğruna piyasaya sürdükleri abur cubur kitaplara körpe zekâları teslim etmeğe kimin hakkı var!”
 
Çocuk edebiyatı hakkındaki tartışmalar, sanatın nesnel bir tanımının ya da sınıflandırılmasının yapılamamasından kaynaklanmaktadır. Mesela Daniel Defoe, “Robinson Crusoe”yu çocuklar için yazmamıştır; fakat çocuk kitabı deyince dünyanın hemen her yerinde akla gelen bir eserdir. İlginç bir şekilde Türk edebiyatında da Ömer Seyfettin’in hikâyeleri çocuk hikâyeleri olarak kabul edilmiş ve o şekilde rağbet görmüştür. Oysaki söz konusu hikâyeler konuları itibariyle bu kapsamda değerlendirilemez. (Bu yüzden Ömer Seyfettin hikâyelerindeki argo, şiddet ve cinselliğin çocuk gelişimini olumsuz etkilediği görüşü zaman zaman tartışma konusu olur.) Zaten Ömer Seyfettin’in çocuklar için yazma gibi bir amacı yoktur. Onun amacı Türkçeyi en sade hâliyle kullanıp eğitim ve kültür seviyesi farklı her kesimden insana seslenmektir. “Dede Korkut” hikâyelerinin de çocuk edebiyatı eseri olarak kabul görmesi buna benzer. O zaman buradan şöyle bir sonuç çıkarmamız mümkün müdür: Çocuklar, anlayabildikleri, sevdikleri her metni kendileri için yazılmış olarak kabul ederler.
 
Bu konuda, çocuk edebiyatı alanında eser vermiş (Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi) ünlü şair Cemal Süreya, “Çocuklar her şeyi anlar. Her şeyden söz edebilirsin onlara. Enflasyondan bile. Bilgiçlik taslayan şeyler yazma. Daha içten ol.” der.
 
Kur’an-ı Kerim’den çocuklar için kıssalar derlenmesi, Mesnevi’den çocuklara yönelik öyküler hazırlanması elbette klasik anlamdaki çocuk terbiyeciliğinin bir tezahürüdür. Fakat çocuk edebiyatı bugün büyük bir sektör hâline gelince yetişkinlere yönelik eserlerden, hatta klasik romanlardan, ‘çocuklara göre’ bölümler çıkarılıp kitaplaştırılmış. “Karamazov Kardeşler” gibi “ağır” bir klasikten bile “Çocuklarla Beraber” (daha önce “Çocuklar Arasında” ismiyle) isimli bir çocuk kitabı çıkarılabilmiştir.
 
Tevfik Fikret’in “Şermin” isimli çocuk şiirlerini yazmasının ilginç bir hikâyesi var: Darülmuallimîn Müdürü Satı Bey, Tevfik Fikret’in 40 liralık ilaç ücretini öder. Fikret de buna karşılık “Şermin”i yazıp kitabı “Fazıl kardeşim” diye andığı Satı Bey’in okul öncesi çocuklar için kurduğu yuvaya ve yuvanın mini mini yavrularına ithaf eder.

Peyami Safa da “Cingöz Recai” serisini, annesinin adından türettiği bir müstearla kaleme alırken sebep yine geçim sıkıntısıdır. Elbette bütün çocuk kitapları birer mecburiyetten doğmamış. Çocuk edebiyatına önem verip onu inanılmaz boyutlara taşıyan yazarlar da var: Jonathan Swift; 1726 yılında yayımlanan “Gulliver’in Gezileri” isimli çocuk romanında, Mars’ın iki uydusundan bahseder. Phobos ve Demios isimli bu uyduların hem dönüş hızlarını hem de boyutlarını net bir şekilde anlatır. İlginç olan ise gökbilimcilerin Mars’ın bu uydularını kitaptan yaklaşık 150 yıl sonra keşfedecek olmalarıdır. Swift’in bu konuda Kepler’den esinlendiği düşünülse de verdiği bilgileri nereden, nasıl öğrendiği konusu hâlâ bir sırdır. Çocuklara kuşlardan, gökkuşağından, konuşan çiçeklerden bahsettiği satırlarda büyüklere bambaşka şeyler anlatan alegorik kitaplardan da söz etmemiz gerekir. Bu konuda akla gelen ilk eser, dünya çapında en çok satan kitaplardan biri olan, Antoine de Saint Exupery’nin “Küçük Prens”i olacaktır elbette. “Küçük Prens”, çocuk duyarlılığına sahip küçük bir kahramanın olağanüstü maceralarını anlatır. Büyüklere bir çocuğun gözünden bakan anlatım tarzıyla da bir ilktir. Fakat onu değerli kılan, çocuklar tarafından sevilmesi değil; alt metninin felsefi gücüdür. Bu çocuk kitabı daha ziyade, büyümeyen çocuklara göredir mi demeli?
 
Susuzluk giderici haplar satıyordu. O haptan haftada bir tane yutuldu mu insan bir daha su içmeye ihtiyaç duymuyordu.
“Bunu niçin satıyorsun?” dedi Küçük Prens.
“Bununla zaman tasarruf ediliyor.” dedi satıcı. Uzmanlar tasdiklediler. İnsan haftada elli üç dakika tasarruf ediyor bunun sayesinde.
“Peki, bu elli üç dakikayla ne yapıyor insanlar?”
“Ne isterlerse onu yaparlar…”
“Elli üç dakika fazla zamanım olsaydı,” dedi Küçük Prens, “yavaş yavaş bir çeşmeye doğru yürürdüm.”
Exupery, Küçük Prens

Alegorik çocuk edebiyatı deyince bizim edebiyatımızda da Cahit Zarifoğlu’nun adını anmalıyız. Yetişkinler, Zarifoğlu’nun çocuklar için yazdığı hikâyeleri ve şiirleri evlatlarına okurken kendileri için de çok şeyler bulacaktır. İslâm’ı, hayatın her alanında bir dava olarak çocuklarımıza nasıl öğretmemiz gerektiğini en açık ve çarpıcı hâliyle ortaya koyan yazar, “Çocuklara Afganistan Şiirleri” yazarak bir sanatsal cesaret örneği göstermiş ve bana kalırsa bunu başarmıştır.

Savaşırlarken Onlar
 
Savaşırlarken doğmuşum
Annem babam dedem
Ağabeylerim dayılarım amcalarım
 
Nicedir
Düşman var ülkemizde
 
Top sesleri dinlenir
Ninni yerine
 
Savaşırlarken doğmuşum
Ağaçlarımız ırmaklarımız
 
Gökte ay
Ve güneş bile
Sevmez Rusları
 
Annem
Mermi ve ekmek
Taşıyor mücahitlere
Beşiğimi sallamak yerine
 
Avucumda minik
Bir tüfekle doğmuşum ben
Şimdi ben büyüdükçe
O da büyüyor benimle

Cahit Zarifoğlu, Ağaç Okul

Çocuk edebiyatı, çocuksu dilin orijinalliği ile “Garip” şiir akımına ilhan vermiş ve Orhan Veli ve arkadaşlarına çocukça şiirler yazdırmıştır.

AĞAÇ
 
Ağaca bir taş attım;
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!

Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri
 
Oktay Rifat ile beraber yazdıkları bu şiirin hikâyesi ise şöyle: Orhan Veli bir şiirini Necip Fazıl’ın “Ağaç” dergisine gönderir fakat şiir dergide bir türlü çıkmadığı gibi iade de edilmez. Bu olay işte, böylece bir şiire dönüşür.
 
Çocuk dilinde değilse de masalsı bir ahengi, çocuğa göre olma duygusunu, “Çocuk”, “Garipçik”, hatta tekrarları sayesinde “Otel Odaları” gibi şiirlerinde Necip Fazıl’da da yakalarız.
 
Ninni / Necip Fazıl Kısakürek, Çile
 
Melekler dolanır bu kuytu yerde,
Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu!
Bir gün hasretiyle için titrer de,
Anarsın, bu derin, tatlı uykuyu.
 
Uyu da gündüzler su gibi dinsin,
Menekşe gözüne kirpikler insin;
Yarın, şafak vakti, içine sinsin,
Güneşle uyanan kuşların huyu.
 
Uyu yavrum, akşam seni üzüyor,
Artık gözlerini uyku süzüyor,
Uykunun gölünde başın yüzüyor,
Dalgalandırmadan o durgun suyu…

Büyükler tartışadursun, çocuklar kendi edebiyatlarını seçip okuyor. Hatta belki de büyüklerden bile daha çok, daha iyi okuyorlar. Binlerce yıldır sürüp giden şifahi edebiyat; bugün capcanlı renkler, üçboyutlu resimler, kitaplarından uyarlanan çizgi filmler, animasyonlarla akıp gidiyor. Bize düşen, her kitabın iyi kitap, her çocuk kitabının masum olmadığını bilerek çocuğumuz için nitelikli olanı aramaktır.
 
“Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun.” Sezai Karakoç

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.