Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Cihad-ı Asgar’dan Cihad-ı Ekber’e Bir Ömür: Katip Çelebi

avatar

Sena Topaloğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

17. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatına adeta damga vuran Kâtip Çelebi gerek Osmanlı Devleti’nde gerekse Batı’da dikkatleri üzerine çekmiş en önemli fikir adamlarından biridir. Kendi yaşadığı devrin Ali Emiri’si olabilecek kadar çok eserle hemhâl olmuş, bu eserleri kayıt altına alarak ölümsüzleştirmiş ve kendisi de ölümsüz eserler ortaya koymuştur. Sadece Türkiye’de değil aynı zamanda Batı’da da büyük takdir görmüş eserlerinden hayranlıkla bahsedilmiştir.

Avrupalı bir ilim adamı olan Babinger ona; “Osmanlıların Suyuti”si unvanını vermiştir.1

Çocukluğu, Gençliği ve Sefer Yılları

Hayatıyla ilgili bilgilerin birçoğu kendisinin kaleme aldığı Süllemü’l-Vüṣûl, Mîzânü’l-Hak ve diğer eserlerindeki kısa anekdotlardan elde edilmiştir. Asıl ismi Mustafa olan Kâtip Çelebi; Miladi Şubat 1609 (Hicri Zilkade 1071) tarihinde dönemin payitahtı olan İstanbul’da dünyaya geldi.

Kâtip Çelebi mahlasının sırrı katiplik ve muhasebe işleriyle uğraşmasından ve seferlere de bu görevle katılmasından gelir.6 Babası, Enderun’da silahtarlık görevinde bulunmuş ve bu görev ile çeşitli seferlere katılmıştır. Aynı zamanda ilim meclislerine de katılan dindar bir zat olarak bilinirdi. Oğlu daha beş altı yaşlarındayken Kur’an, tecvit ve ilmihal dersleri vermesi için İmam İsa Halife el Kırımi’ yi tutmuştur.2

Kâtip Çelebi on dört yaşındayken babası aylığının bir miktarını ona tahsis ederek oğlunu yanına aldı. Böylece yirmi üç yıl sürecek olan memuriyeti resmen başlamış oldu. Bundan kısa bir süre sonra Miladi 1624 yılında, Abaza Mehmet Paşa isyanını bastırmak için Erzurum’a doğru yola çıkan ordunun Silahtar Alayı’nda görev alarak Tercan Seferi’ne, sonrasında da 1625’teki Bağdat Seferi’ne katıldı. Seferde çekilen sıkıntılar, uğradıkları vilayetler onun fikir dünyasına ve ilerde yapacağı çalışmalara kaynaklık etti. Bu sefer dönüşünde önce Musul’da babasını, daha sonra Nusaybin’de amcasını kaybetti. Babasının arkadaşlarından Mehmet Halife kendisini İstanbul’da Süvari Kalemi Mukabelesi ’ne tayin edince İstanbul’a döndü. İstanbul’da Kadızâde Mehmed Efendi’nin derslerine devam etti. Düzgün bir ifadeye, tesirli bir hitabet gücüne sahip olan bu zatın etkisinde kaldı.2

Kısa bir süre sonra 1630 yılında düzenlenen Hemedan ve Bağdat seferlerine katıldı. Sefer sırasında uğradıkları Gülânber Kalesi, Hasanâbâd, Hemedan, Bîsütûn gibi beldeler hakkındaki gözlemlerini Cihannümâ ve Fezleke adlı eserlerinde ele aldı.2 Seferlerin ardından tekrar İstanbul’a döndü ve yarıda bıraktığı eğitimlere devam etti. Yine 1633 yılında düzenlenen seferde ordu Halep’e çekildiği sırada Hicaz’a geçerek hac görevini yerine getirdi.

Hem hacı olduğundan hem de uzun yıllar “halife” sıfatıyla devlet memurluğu yaptığından “Hacı Halife” lakabıyla da anılırdı.

Sefer sırasında Halep’te bulunduğu vakitlerde her fırsatta sahafları ve kütüphaneleri gezer gördüklerini not alırdı. Hacdan sonra Diyarbakır’da konuşlanan orduya dahil oldu ve burada da ilim meclislerine katılarak alimlerle görüştü. Daha sonra 1635 yılında da IV. Murat’ın Revan Seferi’nde de yer aldı.2

CihadAsgar’dan Cihad– ı Ekber’e Dönüş

Kâtip Çelebi, on yıl boyunca ordu ile birlikte birçok sefere katıldıktan sonra yüreğinde ve zihninde muhafaza ettiği yegâne isteğini yerine getirmeye karar verdi: Ömrünün kalan bütün vaktini ilme adamak. Bu durumu kendi deyimiyle “Cihâdasgardan cihâdekbere” dönüş olarak tanımladı.3 Yani Allah için İslam’ı savaş ile müdafaa etmekten çekilip yine Allah için nefsi ve bilgisizliği yenme savaşına kendini adayacaktı…

Tüccar bir akrabasından ona kalan mirasın büyük bir kısmını kitaplara yatırdı. Halep’te sahaflarda ve kütüphanelerde gözlemlediği eserlerin isimlerini yazmaya başladı. Tarih, tabakat ve vefayat türündeki eserlerle daha çok ilgilenen Kâtip Çelebi bir vakit sonra bu türdeki eserlerin neredeyse tamamını okumuş olacaktı. Tüm bunlarla uğraşmaktayken çeşitli alîmlerden aldığı dersleri de hiç bırakmadı. Ayasofya Camii dersiâmı (müderrisi) Abdullah ve Süleymaniye Camii dersiâmı Keçi Mehmet efendilerin derslerine devam etti.2 On yıl kadar gece gündüz demeden ilimle hemhal olan Kâtip Çelebi, bazen kendini tamamen bir kitaba verir, her şeyi unutur, odasında güneşin doğmasına kadar mum yanar ve bundan hiç yorgunluk duymazdı.3

1645’te Girit Seferi sırasında haritaların yapımıyla ilgilendi. Bu sayede haritaların nasıl yapıldığını tetkik etti ve bu konuyla ilgili yazılan eserler, çizilen haritalar üzerine incelemeler yaptı.1 Yine aynı yıl içerisinde sırası geldiği halde halifeliğe yükseltilmediği için Mukabele Başhalifesi ile arası açıldı ve görevinden istifa etti. Olayın üzerine üç yıl inzivaya çekildi ve sakin bir hayat yaşadı. Bu sırada hastalandı. Hastalığı sırasında tedavi yollarını öğrenmek için tıp kitaplarıyla ilgilenirken bir yandan da manevi şifa bulmak için esma ve havas kitaplarına da yöneldi; zira temiz bir gönülle edilen duaların şifalı tesirlerinden emindi.2, 3

Osmanlı’dan Bir Kâtip Çelebi Geçti – Hastalanması ve Vefatı

Kâtip Çelebi, ilme olan derin sevgisi nedeniyle hasta olmasına rağmen asla boş durmazdı. Son zamanlarında Fransız bir rahipken Müslüman olan Şeyh Mehmet İhlasi’nin yardımlarıyla “Atlas Minör” başta olmak üzere Latinceden bazı eserleri tercüme etti.4

Tam da telif eserlere yoğunlaştığı bir dönemde 6 Ekim 1657 Cumartesi (Hicri 27 Zilhicce 1067) günü sabah kahvesini içerken fenalaşmasıyla fincanı elinden düşerek henüz 48 yaşında ansızın vefat etti. Kabri İstanbul’un Fatih ilçesinde Zeyrek Camii yakınlarında bulunmaktadır.4

Kişiliği

Vefatından sonra onun teliflerinin birçoğunu satın alan İzzeti Mehmed Efendi, Kâtip Çelebi’yi “himmet sahibi, iyi huylu, az konuşan, hakîm meşrepli bir zat” olarak anlatmıştır.3 Yakın arkadaşlarından Uşşâkīzâde ise onu; “rindle rind, zâhidle zâhid, küçükle küçük, büyükle büyük bir zat” olarak nitelemektedir.2 İlme, okumaya çok önem verir, taassubun her türlüsüne bir cihad düsturuyla karşı çıkardı. İslam’ı doğru öğrenerek, tanıyarak hakkıyla yaşamayı savunurdu.

 

Büyük Bir İlim Mirası; Kâtip Çelebi’nin Eserleri

Kâtip Çelebi 48 yıllık dünya hayatı boyunca onlarca sefere katılmış gerek bu seferlerle gerek kendisi onlarca şehri gezmiş, Arapça ve Türkçe olmak üzere geride 23 kıymetli eser bırakmıştır. Her türlü ilmi faaliyetle uğraşmış, bilinmeyen eserleri ortaya çıkarmış, sadece yaşadığı toprakların değil Batı’nın da bilimsel eserlerinden faydalanmıştır. Bu sayede Batı’daki bilimsel eserlere yönelen, onlardan faydalanan ilk Osmanlı aydını ve Osmanlı’nın ilk oksidentalisti (Batı’yı bir Doğulu olarak bilimsel olarak yorumlayabilme) unvanını kazanmıştır. Eserleri en çok tarih alanında yoğunlaşmakla beraber coğrafya, bibliyografya, dini ve felsefi konularda eserler kaleme almıştır. Bu eserlerin yıllar boyu süren uzun araştırmalar neticesinde, hakikatleri tam olarak aktarmak ve Osmanlı’nın o günlerde yaşadığı sıkıntılara çözüm önerileri sunmak amacıyla ortaya çıktığını da söylemek gerekir. Fezleket-üt-Tevarih; insanlığın başlangıcından itibaren yazıldığı tarihe kadar olan süre içerindeki olayları, peygamberleri, hükümdarları ele alan tarih alanında Kâtip Çelebi’nin ilk eseridir.

Arapça olarak yazılan eserin adı tam adı “Fezleketi Akvâlü’l-Ahyâr fi İlmi’t-Tarih ve’l-Ahbar olarak bilinir. Bu eserin devamı niteliğinde olan Türkçe Fezleke de 1591-1654 arasındaki Osmanlı tarihinde gerçekleşen olaylar ele alınır. Olayların kronolojik sıralamasının ardından her yılın sonunda o yıl içerisinde ölen devlet adamları ve bilginlerin yaşam öykülerinden ve yapıtlarından da kısaca söz edilmektedir.5 Takvimü’t-Tevarih ise, Âdem Peygamber’den 1648’e kadar geçen tarihsel olayların bir kronolojisidir. Osmanlı’nın ilk sistematik coğrafya kitabı olma özelliğini taşıyan Cihannümâ, Kâtip Çelebi’nin en önemli eserlerinden biridir.

Batı kaynaklarından edindiği bilgileri İslam dünyasının bilgi birikimiyle harmanlayarak hazırladığı eser iki bölümden oluşur. İlk bölümünde denizler, nehirler ve adalar ikinci bölümünde ise karalar, alfabetik sırayla şehirler ve o dönem yeni keşfedilen ülkeler bulunmaktadır. İbrahim Müteferrika tarafından basılan Cihannüma coğrafya ve kozmografya alanında ölümsüz bir eser olarak tarihe geçmiştir.2 Bibliyografya alanında da yaptığı araştırmalar neticesinde çok önemli eserler ortaya koymuştur. Bunlardan en tanınmış olanı Keşfü’z-Zünûn An Esâmî’l-Kütübi Ve’l-Fünûn adlı eserdir. Yirmi yıl boyunca okuduğu, sahaflarda ve kütüphanelerde gördüğü kitapları alfabetik sırayla bu eserinde ele almıştır. Bibliyografya sözlüğü niteliğindeki eserde 14.500 kadar kitap ve risale adı ve yazarıyla beraber listelemiştir.

KAYNAKÇA

1) http://www.bilgievi.org.tr/Dunyamizi-Aydilatanlar/27/K%C2TIP-CELEBI.aspx

2) GÖKYAY, Orhan Şaik, “KÂTİB ÇELEBİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/katib-celebi

3) “Orhan Şaik Gökyay; Kâtip Çelebi, Hayatı-Şahsiyeti-Eserleri”, Kâtip Çelebi- Hayatı ve Eserleri Hakkında İncelemeler”, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1991

4) https://www.tded.org.tr/katip-celebi-hayati-ve-eserleri-prof-dr-said-ozturk

5) http://www.habitat.org.tr/portreler/560-katip-celebi.html

6) https://www.fikriyat.com/galeri/tarih/katip-celebi-kimdir-katip-celebinin-bilinen-tum-eserleri

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.